Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Yalnızlar Rıhtımı (RODOS)

Cumhur Bandakçıoğlu

    18 Aralık 2006

    Geçtiğimiz hafta Rodos seyahatimiz dolayısıyla köşeme yazı gönderemedim. Aralık ayı başından beri sürekli mobil halde olduğum için, açıkçası yazı yazma fırsatım olmadı. 07.12.2006 tarihinde Muğla, Fethiye, Bodrum, Marmaris Ticaret Odalarının CNR Fuarcılık?la birlikte düzenlediği Egeexport Fuarı?na, Muğla Ticaret Odası?na destek amaçlı olarak katılmak üzere Marmaris üzerinden Rodos?a hareket ettik. Rodos Muğla ili sınırları içinde bulunan Bozburun Yarımadası?nın 11 mil güneyinde yer alan, tarihimizde çok ayrı bir yeri olan kara parçasıdır. Hoş Rodos da bir Bolulu bulamadık ama, ecdadımızın derin izlerini gördük. Komşu Yunanistan topraklarına bu ikinci kez adım atışım oldu ve beni oldukça etkiledi.

    Rodos ilk kez; 1480 yılında Fatih Sultan Mehmet Han tarafından kuşatılmış fakat ele geçirilememiştir. Adaya ev sahipliği yapan Rodos Şövalyeleri gelenekçi, güçlü kişilikleri ile saygın bir yere sahiptirler. Denizlere karşı muhabbetti olan Sultan Süleyman Han uzun süredir bu adayı almayı kafasına koyarak eski bir hesabı bitirme arzusundadır. Fakat bu arzusu Rodos Şövalyeleri?nin bitmek tükenmek bilmeyen hırsı ve Rodos surlarının sağlamlığı sebebiyle aylarca sürmüştür. Ciddi sıkıntılar yaşanmış, savaş tüm çirkin ve acı yüzünü Rodos da göstermiştir. 10 Aralık 1522 de Ordugâhımıza çekilen beyaz bayrağa karşılık Rodos surlarına çekilen beyaz bayraktan sonra kaleye giden Sultan Süleyman Han?ın elçileri, Şövalyelerin üstadına mülakat talep etmişlerdir. Dış dünya ile ilişkisi kesilen şövalyeler halkın sıkıntısı karşısında çaresizlik içinde kutsal topraklarını, aylarca süren kanlı çatışmaların ardında teslim etmeyi kabul etmişlerdir. Kendisinde derin izler bırakan bu seferin ardından Sultan Süleyman Han günlüğüne sadece şu kelimeleri yazmıştır. ?Cenabı Hak zaferi Padişaha nasip eyledi?. Rodos?tan sonra harbe gitmeye karşı duyduğu isteksizlik sonraki icraatında açık olarak ortaya çıkmış, ilkbaharda fetih davulu vurulmamıştır. Üç sene sefere çıkılmamıştır. Sultan Selim Han?ın Al-i Osman kılıcını kuşanmasının üzerinden geçen 14 sene içinde ilk sefer molasıdır. Evet, Rodos böyle bir toprak parçasıydı, tam 400 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kaldı. Rodos?un fethinden tam 484 yıl sonra bu güzel yeşil adaya 400 kişilik bir Türk heyeti ayakbastı. Başlarında ihracatın kaptanı Devlet Bakanımız Sn. Kürşat Tüzmen vardı. Bu sefer Türkler barış, kardeşlik ve ticaret için gelmişlerdi. Rodos Limanı?na girerken içimiz kıpır kıpırdı. Sol tarafta şövalyelerin kalesi ve surların kapladığı eski şehir tüm haşmetiyle bizleri karşılıyordu. Surların çevrelediği eski şehrin yüksekçe bir yerinde ise güzel bir minare (Sultan Süleyman Cami) yükseliyordu. Rıhtımın sağ tarafında ise daha küçük bir cami ve minaresi bizleri karşılıyordu. Adaya ayak basar basmaz büyülü havası birazda tarihe meraklıysanız kimyanızı değiştirmeye yetiyordu. Yunanistan?a uzun yıllardır ihracat yapan bir kişi olarak Rodos ve şirketimin bulunduğu şartlar karşılaştırıldığında bu fuarın şahsım için ticari yönden çok kültürel ve kişisel gelişimime fayda sağlayacağı aşikârdı ve öyle oldu. CNR Fuarcılıktaki daimi dostumuz hatta temsilcimiz desem daha doğru olur, Işıl Kuru?nun Rodos da ki tecrübesiyle adayı adım adım keşfettik. Tabi beni en çok etkileyen şey ise Rodos rıhtımının sağ tarafında bulunan o küçük cami yani Murat Reis Cami ve yanındaki Osmanlı Mezarlığı oldu. Sultan Süleyman Han döneminde, Barbaros Hayrettin Paşa?nın amirallerinden olan Murat Reis, Osmanlı donanmasın en meşhur komutanlarındandır. Murat Reis, 1539 yılında yapılan Preveze Deniz savaşında gönüllü olarak savaşmış ve geniş bir şöhretin sahibi olmuştur. Kıbrıs açıklarında savaşırken yaralanmış ve şehit olmuştur Rodos?ta adına yapılan caminin yanında türbesi bulunan Murat Reis, silah arkadaşlarıyla ve Rodos?un Osmanlı tebaasıyla kucak kucağa yatmaktadır. Otobüsümüz türbenin her önünden geçişinde, ne yapıp ne edip burayı ziyaret etme gerektiğini kafama koydum. Mezarlık, cami ve türbeler bakımsızdı. İçinizi cız ettirecek kadar kötü durumda, Rodos?un güzel sokakları içinde üzücü bir tablo sergiliyordu. Bu üzücü tabloya rağmen, sanki mezar taşlarında bir parlaklık vardı o gün. Orada yatan kahraman ecdadımız adaya ayak basan 400 Türk?ün adımlarını hissediyor, onların dualarını istercesine mezar taşları otobüslerle geçen kafilemize bakıyordu sanki. Gelin torunlar der gibiydiler. Ben bu çağrıyı hissettim ve gittim, üzücüdür ki galiba bir ben gittim. Rahmetli dedem Sadık Kefeli?nin ağzından hiç eksik etmediği ve mezar taşında yazan dizileri hatırlayarak gittim (Dolaştım dünyayı cihanı bulamadım başıma taç, Ne eğriyi tok gördüm ne doğruyu aç, Kabristanı görürsen iki elini aç, Bir gün sende olursun duaya muhtaç). Mezarlığın 35 yıldır bekçiliğini yapan 75 yaşındaki Şaban amca (Karakunoğlu-Torbedov) gözlerinin içi parlayarak karşıladı Türk müsün be evlat? ve anlattı mezarlığı, tek odalı barakasını gösterdi. Şaban amca başka gelen oldu mu dedim. Yok dedi. Sen yine gel emi dedi. Mezarlıktan sonra içim burkuldu. Rodos günleri böyle geçti. Yemekler lezzetli, Hava güzeldi, Rodoslu kızlar hoş, Fuar benim için biraz boştu. Tarihimizin bir kesitini yakından görme fırsatını ve dünyaca ünlü modacımız Özlem Süer?i ve başarılarını yakından tanıma şansı kazanç hanemize eklendi. Rodos rıhtımında ayrılırken unutulmuş ecdadımızın mezar taşlarından kulağıma fısıltılar geldi.

    Bir ben miyim perişan
    Gecenin karanlığında
    Yosun tuttu gözlerim
    Yalnızlar rıhtımında

    Bütün gece ağladım
    Dalgalar kucağında
    Yosun tuttu gözlerim
    Yalnızlar rıhtımında

    Bir benimi unuttular
    Uçup gitti martılar
    Geceler bende deniz
    Yalnızlar rıhtımında

    Bütün gece ağladım
    Dalgalar kucağında
    Yosun tuttu gözlerim
    Yalnızlar rıhtımında

    Uzaklardan ses var

    Uzaklardan yine ses geldi. Bu sefer Fas?dan, Cezayir sınırında bulunan Elfaud Kasabasından. Bolulu hemşerimiz Necmi Çelik 07.12.2006 tarihinde yazmış Senelerce önce Cezayir?le ilgili yazdığımız yazımızı okumuş, selamlarını iletiyor Öncelikle Teşekkür ediyorum. İnşallah başka bir sefere buluşmak dileğiyle diyorum

    Evet, bir yılın sonuna daha geliyoruz. Uzaklar köşesinin rotası yıllardır olduğu gibi yine İsveç. 22 Aralık 2006 itibarıyla size Stockholm?den, merhaba demeye çalışacağım. Her şey gönlünüzce olsun.

    Kaynak: Kanuni Sultan Süleyman ? Harold Lamb
    Yalnızlar Rıhtımı- Kemal İnci

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Masa Sandalye Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak