Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Ramazan geldi

Cumhur Bandakçıoğlu

    10 Ekim 2005

    Daha önceleri de dediğim gibi Ramazan ayını ben seviyorum. Bu ayda ruhum daha huzur dolu oluyor. Yapılan ibadet bedenimi, benliğimi kuvvetlendiriyor. İnsanlar kesinlikle çok daha hoşgörülü bakıyorlar birbirlerine. Ben bu atmosferi seviyorum. Bu birlikteliği, bu paylaşımı seviyorum. Bu ortaklık duygusunun, bu birleştiriciliğin çok özel olduğuna inanıyorum. Eminim ki bu kutsal ayı doya doya yaşayan herkes aynı duyguları hissediyordur.

    Ve arkasından gelen bayramı da seviyorum, hani belki bir daha asla olmayacak kucaklaşmaları bize tattırdığı için. Ramazan ayını seviyorum her şeye rağmen. Yaşamın artık durma noktasına geldiği, katledilen bir şehirde olsam da, Toplu Konut furyasıyla ağızlardan akan salyalarla dünyanın en güzel şehrini beton yığınına döndürmelerine seyretsem de, Bu trafik kargaşasında güzel bir iftar sofrasını yakalayamasam da sıcak bir pideye dokunamasam da, bu güzel ayı seviyorum. Hani inancınız sizi bu kutsal ayı es geçirtse de, bir kere deneyin ve bu birlikteliğin bu paylaşımın ne kadar farklı olduğunu görün. Ramazan ayını yaşayın. Ve nice Ramazanlara sağlık ve mutluluk içinde hep beraber girmeyi diliyorum.

    Bolu Avrupa Kenti Olacakmış!

    Uzaklardan yazan bir köşe yazarı olarak daha öncede söylediğim gibi Bolu gündemi ile ilgili konu bulmak konusunda sıkıntı çektiğimi birkaç kez dile getirmiştim. İşte bu dönemlerde internet üzerinden yayın yapan gazetelerimizi takip ediyorum ve bir şeyler yakalamaya çalışıyorum. Açıkçası geçtiğimiz hafta dişe dokunur bir gelişmeyi de yakalayamadım. Zannediyorum birçok köşe yazarı da aynı durumda. Öyle ki internet de yıllardır dolaşan ve Kanada ya yerleşen genç bir çiftin önce mutlukları daha sonra tek düze ve en sonunda sinir bozucu bir şekle dönüşen hayatları, Boluca sürümüyle, bir köşe yazarımızın köşesine konmuştu. İşte bu arama taramalar sırasında haftanın haberini yakaladım. Belediye Başkanımız Sn. Alaaddin Yılmaz ?Bolu Avrupa Kenti Olacak? diye bir beyanat vermiş. Hoşgörüsüne sığınarak, birazda muzipçe soruyorum.. Sn. Başkanım niye Avrupa kenti olacağız? Nedir bu Avrupa özentiliği? Kent gibi kent olsak olmuyor mu? Hem Bolu'nun Avrupa Kenti olma şansı yoktur Sn. Başkanım. Çünkü Bolu Asya kıtasında bir şehirdir. Her ne kadar medyamız sayesinde senede 2 defa Avrupa Birliğine girsek de Türkiye?nin Avrupa Birliği üyeliği de hayaldir eğer bu yolla Avrupa kenti olacağımızı düşünüyorsanız. Siz inanmayın başkalarının dediklerine. Ayva nasıl boğazımızdan geçerken zorlanır ya da baklanın hazmı nasıl zor olursa bu işin sonu da böyledir. Yani bunu sizin değil, benim bile görme şansım inanın çok ama çok zordur. Hem nasıl Avrupa şehri olacağız?

    Beyanatınızda tüp depolarının kent dışına çıkarıldığını söylemişsiniz. Başkanım tüp depolarını kent dışına çıkararak Avrupa kenti olacağımızı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.

    Avrupa?nın hiçbir kentinde, mutfaklarda LPG tüpü kullanılmaz. Merkezi sistem gaz ya da büyük bir çoğunlukla fırınlar elektrikle çalışır. Yani ben görmedim. O yüzden Tüp depolarını kent dışına çıkararak Avrupa kenti olamayız. Sırada birçok proje varmış; katı atık projemiz varmış, su arıtma tesisi varmış, modern mezbaha varmış. Tabiî ki hepsi önemli yararlı hizmetler. Ben yinede bunlarla nasıl Avrupa kenti olacağımızı anlamış değilim. Hangi beyinlerle Avrupa kenti olacağız? Anıt parkın etrafındaki şimşirlerin üzerine basarak kendine özel yol açanlarla mı? Yoksa eğitim düzeyi yüksek olmasına rağmen meydanlarında, parklarında çekirdekleri yere tüküren bir toplumla mı Avrupa kenti olacağız? Sn. Başkanım üzerimize İtalya dan takım elbise ayakkabı, İsviçre den saat, İngiltere den atkı palto, Almanya dan otomobilde çeksek biz Avrupalı, şehirlerimizde Avrupa Kenti olamaz.

    Zaten olmayalım da.. Adam gibi adam, kent gibi kent olalım önce. Kentli gibi insan olalım.

    Bolu Avrupa kenti olacak! Nasıl olacak?

    Özür ve Teşekkür

    Geçtiğimiz hafta gazeteye yazımı gönderme fırsatını yakalayamadım. Pazartesi günü itibarıyla telefonum çalmaya, mesajlar düşmeye başladı. Amerika Birleşik Devletleri?nden, Almanya?dan, İsveç?den, İstanbul?dan, Bursa?dan, Bolu'dan çok sevgili büyüklerim ve arkadaşlarım aradı, ne oldu neden yazmadın diye! 30 Eylül ? 3 Ekim 2005 tarihlerinde Büyükelçi Murat Başara?nın davetlisi olarak sezonun son Antalya ziyaretini gerçekleştirdim. Bu esnada yazım maalesef gazeteye ulaşamadı. Bundan dolayı sizlerden özür dilerim.

    Telefonlarınız için bir kez daha teşekkür ederim. Güç verdiniz. Onur verdiniz.

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Koltukları Cafe Sandalyeleri Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak