Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Lübnan da 4 gün

Cumhur Bandakçıoğlu

    30 Kasım 2010

        1979 yılında ailemize Gelin olan Widad Nash'la Lübnan'ı tanımaya başladım. K. İrlandalı bir anneyle, Lübnanlı bir babanın kızı olan kuzenimin eşi Widad ablamız, çocukluğunun geçtiği Lübnan'ı her fırsatta bizlere anlatırdı.
       Lübnan hepimizin üç aşağı beş yukarı tanıdığı ve bildiği bir coğrafyadır. Herhalde muntazaman haber bülteni dinleyip de Lübnan ve Beyrut ismini duymayan yok gibidir. Lübnan Dürzîlerinin lideri Velid Canbolat diye başlayan haberler birçok kişinin kulaklarında hala çınlamaktadır.

       Geçtiğimiz hafta içinde cennetle cehennemin iç içe yıllarca yaşadığı bu gizemli topraklardaydık. Bu sebeple bu hafta köşemizi Lübnan'a ayırdık. Ne kısmetse Sn. Başbakanımız da hemen hemen aynı tarihlerde Lübnan'ı ziyaret ediyordu. Son dönemde gazetelerin özellikle seyahat eklerinde Lübnan'ın başkenti Beyrut'la ilgili birçok haber okumuşsunuzdur. Bu yazıların büyük bir bölümünde özellikle eğlence ve gece hayatı oldukça dillendirilmekte ve özendirilmektedir. Tamamen ticari nitelikte olup ısmarlama yazılardır bunlar. 1920'li yıllarla başlayan Lübnan'daki Fransız egemenliği, başta Beyrut olmak üzere batılı bir yaşam tarzını Lübnan'a empoze etmiş ve Ortadoğu'da küçük bir Avrupa yaratmıştır.

       7- 8 bin yıllık tarihlerinde birçok medeniyete ev sahipliği yapmış kültür ve tarih zengini bu ülkede, Osmanlı 400 yıl hüküm sürmüştür. Osmanlı İmparatorluğun birçok toprağında olduğu gibi Lübnan'ın yönetimini de bölgenin önemli ailelerine bırakmıştır. Önce Ma'ans (Dürzî) daha sonra ve Shabs (Suni)  aileleri 19. Yüzyıl ortalarına kadar Osmanlı adına Lübnan'ı yönetmiştir. 19 Yüzyıl başları itibarıyla Lübnan artık arkası gelmeyecek kanlı sahnelerin coğrafyası olmuştur. 400 yıllık bir yönetimin ardında geride 500 civarında Osmanlı eseri bırakılmıştır Lübnan topaklarında. Bu eserlerin büyük bölümü iç karışıklıklarda tahrip edilmiştir. 400 yıllık bir birlikteliğe rağmen, 20 yıllık Fransız egemenliği Lübnan'ı her yönüyle etkisi altına almış olup, halkın büyük bir bölümü Fransızca konuşmaktadır. Türk olduğumuzu söylediğimizde genellikle sempatiyle karşılaştık. Başbakanımız R.Tayyip Erdoğan, Lübnan'da çok ciddi bir ilginin odağı. Her ne kadar ülkedeki Ermeniler bağırıp çağırsa da, halkın büyük bir bölümü Erdoğan'ı seviyor.

       Nüfusun % 93'ü Arap, % 5 Ermeni ve % 2 Kürt ve diğerleri oluşturmaktadır. Yine Lübnan halkının % 70'i Müslüman olup % 30'u Hıristiyan'dır. Lübnan dünyaya en çok göç veren ülkelerin başında gelmektedir. İşim gereği bulunduğum birçok ülkede Lübnan asıllılarla çalıştığım için, Lübnan coğrafyasının tüccar yetiştiren bir vaha olduğunu da rahatlıkla söyleyebilirim. Birçok Ortadoğu ve Kuzey Afrika başkenti gibi, Beyrut merkezininde denizle pek barışık olduğunu söyleyemeyiz. Buna rağmen Beyrut'un kuzeyinde bulunan yaklaşık 8000 yıllık tarihi ile Byblos şehri, eski bir Fenike liman kentidir. Byblos, Mısır Firavunlarının kontrolü altında iken tüm Fenike sahilinin hem dini hem de ticari başkenti imiş. Bugünkü modern Latin alfabesinin temeli olan ilk lineer alfabeyi de bulanlar Bybloslular olmuş. İncili'in İngilizce karşılığı olan "Bible" sözcüğü de Byblos'dan geliyor "yazı veya kitap" demek!

       Lübnan'da pek çok gezilip görülecek yer var. Chouf yaylasi; Dürzîlerle Maronitlerin beraber yasadıkları dağlık bölge. Deir El Kamar;  UNESCO Dünya Mirası adayı olan Deir El Kamar, dar sokakları ve şirin mimarisi ile adeta minyatür bir şehir. Junieh; sayfiye ve eğlence bölgesi. Burada Teleferik ile çıkılan Harissa tepesi bulunmakta. Beyrut Manzarası muhteşem! Alaaddin Başkan'ın Gölcük Karacasu arasında yapmak istediği Teleferik için mükemmel bir örnek. Sidon; İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde bulunan İskender Lahti'nin bulunup getirildiği yer. JEITTA GROTTOES Mağaraları; (Damlataşı) Beyrut'a 20 kilometre uzaklıkta olup, Lübnan'ın doğa harikası yerlerinden biri. 9 kilometre uzunluğundaki 2 mağaradan oluşuyor. Mağaraların bir tanesinde nehirde, özel botlarla gezinti yapabiliyorsunuz.

       Ve Bekaa Vadisi; Bizlerin pek de isminden hoşnut olmadığımız Lübnan ve Anti Lübnan dağları arasındaki hazine, Doğa ve Tarihin buluştuğu yer, Roma tapınakları, Üzüm bağları ile ülkenin tarım ambarı. Genişliği 32 kilometre, uzunluğuysa 200 kilometreyi bulan bir vadi. Hizbullah'ın kalbi burada atıyor.

       Diğer Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinden Lübnan'ı ayıran en büyük özellik oldukça yeşil bir ülke olması! Ülke dünyanın en büyük sedir ormanlarına sahip. Sedir ağacı Lübnan bayrağında da yer almakta. Bu eski ve kanlı coğrafya için anlatılacak o kadar çok şey var ki, ama bunları bir köşe yazısına sığdırmak imkânsız. Örneğin kimsenin istese de olamayacağı DÜRZÎLİK ve DÜRZÎLER bile başlı başına bir yazı olabilir
    Acılarından sıyrılıp, kendini yenileyen Beyrut eski dillerdeki ışıltısına kavuşmak için büyük bir çaba içersinde. Dileriz bu çabası boşa çıkmaz.

       Resim 1: Byblos daki Osmanlı Evi. ( Rodos dan sonra beni etkileyen 2. Yalnızlar Rıhtımı vakası)

       Resim 2: Down Town( Palas D' Etoile, Lübnan'ı en güzel özetleyen resimlerden bir tanesi M16 lı askerler, Çarşaflı bir kadın, Bir çocuk, Bir Gezgin ve arka fonda Kilise ve Camii.

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Masa Sandalye Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak