Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

BOLU ÇİKOLATASI

Cumhur Bandakçıoğlu

    15 Ağustos 2005

    Daha önceleri konu ile ilgili birkaç övgü ve serzenişte bulunmuştum. Geçtiğimiz hafta, çok eski tanıdığımız, Bahçelievler Mahallesi?nden ağabeyimiz Seyhan Kömürlü?nün ziyareti esnasında getirmiş olduğu bir paket Bolu çikolatası ile, bu konuyu biraz daha geniş işlemeye karar verdim. Aslında biraz, kerameti Ertuğrul Özkök?ten olan Prof. Ali Atıf Birlik?e soyunduğumda söylenebilir ama ben o kadar iddialı değilim. Çikolata dünya üzerindeki lezzetlerin, damak tadının belki de en güzelidir. Karşı konulmaz en önde gelen lezzettir. Coğrafya farkı güdülmeksizin herkesin sevdiği bir tattır. Çikolata deyince akla dünya üzerinde ilk gelen isim İsviçre olmakla beraber işin profesyonelleri bilirler ki en lezzetli çikolatalar Belçika?da üretilir. Her iki ülkede de kakao üretimi olmadığı gibi her iki ülkenin de kakaoyu bulan ve yetiştiren Aztek ve Mayalarla organik bir bağı yoktur. Buradan anlaşılacağı üzere işin ince ayrıntısı süt ve işçilikten geçmektedir. Yani Bolu Çikolatası?na da gereken önem verilirse orijin bir marka olabilir. Bolu Çikolatası?na gelince, bu lezzetin yaratıcısı Bolu'nun şekerleme dünyasındaki duayeni rahmetli Arif Kesim?dir. Arif Kesim?in hazırladığı fındıklı çikolatalar enfes tadıyla yıllarca Bolu'dan dışarıya gidenler ve Bolu'ya gelen ziyaretçiler tarafından bir numaralı klasik Bolu hediyesi olarak damaklarda taht kurmuştur. Bende işim gereği bir çok kereler Bolu Çikolatası?nı yurtdışına taşıdım ve bu lezzetti bir çok kişiyle paylaştım. Her tadanın damağına hoş bir lezzet olarak bu Bolu tadını bırakmaya çalıştım. Hatta Portekizli bir dostum her aradığında, ?Ne zaman bana senin çikolatandan göndereceksin? diye sorar. Daha sonraları Bolu'da pastacılık dünyasının meşhur ismi ve haklı bir başarı elde eden Deniz Pastacılığın sahibi arkadaşım Hasan Aksoy bu çikolatanın üretimine başladı. Zannediyorum markalaşma ve reklam adına da daha profesyonel biçimde işe sarıldı. Onun arkasından Barış Pastaneleri yani Sabahattin ağabeyimiz ve daha sonra Saray Pastaneleri de Bolu Çikolatası üretimine başladılar. Kişisel fikrim lezzet olarak işin orijinali olan Arif Kesim?in çikolatasını yakalayamasalar da bu işe ciddi bir ivme kazandırdıkları inkâr edilemez. Ayrıca her üreticinin çikolatası illa ki aynı lezzette olacak diye bir şey yok. Bizim ülkemizin bir marka yaratamama sıkıntısı var. İş için ciddi rakamlar harcamamıza rağmen, bu konuda profesyonel yardım almayı pek sevmiyoruz. Ya da her şeyin en iyisini ben bilirim hastalığımız devreye giriyor. Markalarımızın bir çoğu alakalı-alakasız aile isimlerinden, ya da baş harflerin birleştirilmesiyle oluşan uydurma kısaltmalardan oluşuyor. Anlam, kulağa hoş gelme, telaffuz gibi etkenlere pek bakılmıyor. Bakılmadığı içinde iyi bir marka çıkmıyor. Gelin memleketimizdeki çikolata markalarına bir bakalım;

    İMREN: Son derece güzel bir marka. Anlamı var. Okunuşu kolay ve telaffuzu rahat. En iyi çikolata markamız.

    BOLÇİ: Anlam olarak Bolu Çikolatası?nın kısaltması, ama bazıları Bolu Çimento diye de algılayabilir. Bir dakikada uydurulmuş gibi geliyor.

    BOLÇİK: Bolçi?nin taklidi gibi. Ya da balonlu çiklet gibi bir imaj uyandırıyor.

    SOYÇİ: SOYLU diye kalsa çok daha iyi. Bende Rusya?nın Sochi sahil kasabasına ait bir şeymiş gibi intiba uyandırıyor.

    Yani demek istediğim bir ürün yaratırken, bir marka oluştururken biraz daha profesyonel davranılmasında fayda olduğudur. Bursa?nın dünyaca ünlü kestane şekerinde hiç BURKES veya KESŞEK diye bir şey duydunuz mu? Bizim çikolata markalarımız maalesef çok basit duruyor. Yukarıda belirttiğim gibi Belçika bir çikolata ülkesidir. Aslında Belçika bir lezzet ülkesidir. Ev yapımı çikolatalarının dünyada üstüne yoktur. Ama hiçbir marka BELGACHOCA değildir. Belçika Çikolatası lezzeti temsil eden üst marka ve genel markadır. Tıpkı Türk Kahvesi gibi veya Türk Lokumu gibi. Firma markaları ise enfes çikolatalarıyla GODIVA, NEHAUS VE LEONIDAS?dır. Tabi çuvaldızı kendimize iğneyi başkasına batırmak lazım. 7 yıldır çalıştığım firmam SESLİ?de marka sıkıntısı yaşamış bir firmadır. Aile isminden gelen SESLİ Battaniyeleri bir çok yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermiştir. Gazetelerle yapılan promosyon satışlarında gazete aranarak, ?Acaba battaniyeler ses mi çıkartıyor, konuşuyor mu? diye ciddi sorularla karşılaşılmıştır. Daha da kötüsü yurtdışı satışa yönelik SESLİ markası yanlış tercümeyle NOISY (Gürültülü- Patırtılı) olarak yapılmış ve reklamlar basılmış, battaniyelerin üstüne konmuştur. Tabi biz bu tecrübeleri çok geride bırakmış durumdayız. Ciddi çalışmalar ve profesyonel yardımlarla Bolu'nun kendine özgü çikolatası da alt markalarıyla iyi noktalara taşına bilinir. Müteşebbis hemşehrilerimiz her zaman en iyisine layıktır.

    Aydın ama oturacağı koltuğu bilmiyor!

    Son dönemin önde gelen geyiklerinden biride meşhur AYDINLAR Topluluğu. Her ne kadar onlar kendilerini kabul etmeseler de birileri tarafından aydın olarak lanse edilmektedir. Ben Aydın mıyım? Nasıl Aydın olunur? Acaba Aydın doğumlu olmak, doğal aydın olmak mıdır? Aydın okulu var mıdır? Nasıl bir iştir bu aydın olmak? İnanın çok merak ediyorum. 08 Nisan 2005 THY?nin 0001 sefer sayılı uçağı ile Newyork?a gideceğiz. Sıkça uçağa binenler bilir ki, eğer ekonomi sınıfı bir uçuş yapacaksanız, bazı koltuklar diğer koltuklara göre daha geniş aralıklara sahiptir ve daha rahat uçuş yapmanızı sağlar. Bu koltuklar genelde acil çıkış kapıları ve bölme kısımlarında olur. Uçağımız A-340 Airbus ve THY?nin en büyük uçak sınıfından. Chek in (Bilet kontrol ve bagaj teslimi) sırasında ilk sorduğum uçağın modeli olur ve bu geniş aralıklı koltuklardan birini kapmak, bir numaralı görevimizdir. Tabi bu koltuklar genelde hatırlı kişiler ve THY personelinin tanıdıkları için ayrılır. Yinede işi bitirecek olan chek in işlemini yapan yetkilidir. Sıcak bir tebessüm ve onun duymak istediği sözler (aşırıya kaçmamak şartıyla) karşı tarafa verilirse o yeri alma şansınız çok yüksektir. Tabi biz bu işin biraz profesyoneli olduğumuz için yeri genelde alırız. Koltuk numaram 26 D. 11 saatlik uçuş boyunca ayaklarımı istediğim kadar uzatabileceğim. Neyse uçağa biniyoruz ve yerimize geliyoruz, yerimiz dolu. Koltukta oturan, muhterem tanıdık bir yüz, ünlü bir gazeteci. Hem kitap okuyor hem de gelenleri gözlüğünün üstünden kesiyor. El bagajımı bırakmak için birkaç adım daha atıyorum. Muhtemelen ünlü gazeteci içinden oh bu da değil diyor. Arkadan baktığımda kır ve ensesi hafif uzun saçları sevgili Yener abime benziyor. Ve acı son, ?Beyefendi yerimde oturuyorsunuz? diyorum. Koltuk numarasının yazdığı kartına bakar gibi yapıyor ve kalkıyor. 4 sıra arkaya gidiyor. Uçakların kapısı kapandıktan sonra genelde yerler müsaitse yerinizi değiştirebilirsiniz. Uçağın kapısı kapanmadan yerinizi değiştirirseniz, yani ?numaramı ah yanlış okumuşum? numarasına yatarsanız, komik durumlara düşebilirsiniz. Hele hele toplumun tanıdığı bir köşe yazarı olup, gazete ve TV?lerde boy gösteren biri olursanız, daha da zor durumlara düşebilirsiniz. İşte böyle Sn. Başbakanımızla Aydınlar görüşmesinde boy gösteren Aydın gazetecimiz, elindeki koltuk numarasını okuyamıyor ya da cingözlük yapıyor. Nasıl bir şeydir bu Aydın olmak anlamış değilim. Ya okuma yazması yok, yada fazla uyanık! Sizce ?

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Masa Sandalye Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak