Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Bolu'da geçen bir öğrencilik ve öğretmen anıları

Cumhur Bandakçıoğlu

    2 Aralık 2014

          Bolu'da geçen bir öğrencilik ve öğretmen anıları

          Geçtiğimiz hafta köşemde yer alan, Öğretmenler Günü ile ilgili yazım, beni yaklaşık 30 yıl hiç görmediğim arkadaşım Rıfat Tarık Yararbaş'a kavuşturdu. Rıfat göndermiş olduğu e maille beni son derece memnun etti. Bu güzel e maili bu hafta sizlerle paylaşıyorum. Her zaman dediğim gibi, Bolu'nun daha Bolu olduğu yıllarda Beden Terbiyesi ve Gençlik Merkezi adeta 2. yuvamızdı. İşte o sıcak yuvada kurulmuş bir dostluk ve arkadaşlıktır Rıfat ve kardeşi Süha'yla olan arkadaşlığımız. Aladağ, Abant, Davutlar (Kuşadası) ve Kapalı Spor Salonu da şahididir bu arkadaşlıkların ve dostlukların.

                                                                 Cumhur Bandakçıoğlu

            Merhaba Cumhur,

             Ankara Hukuk Fakültesi 1962 mezunları 40. yıl Onur Albümü'nü kurcalıyorum. Babalarımız aynı sene mezunuymuş, yeni öğrendim. Kafamın içinde "uyanda balığa gidelim" diyorum. Ne acayip bir mezuniyet listesi, içerisinde Cumhurbaşkanı (Ahmet Necdet SEZER) bile var.

    Ne yazık ki babamı (Ünsal YARARBAŞ) 2009 yılının 14 Şubat'ında kaybettik. Rahmetli babam, herkes için adalet isteyen sıkı bir hâkimdi. Bolu Adliyesi'nde yedi yıl, hukuk hâkimi olarak çalıştı. Babamın, Bolu Barosu'na kayıtlı avukatlar içerisinde bir lakabı vardı: Katolik Hâkim! Nedenine gelince, boşanma kararı vermekten nefret ederdi. Hele ki aile, çocuk sahibiyse, boşanma kararı çıkması için çiftin iflah olmaz kategorisinde olması gerekirdi. Hatırlarsan biz 3 kardeştik, Ağabeyim, Müfit, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. İzmir'de serbest avukatlık yapıyor. Süha, Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği'ni bitirdi. İstanbul'da özel bir (otomotiv filtre üreticisi) firmada çalışıyor. Süha'yı izci kamplarından hatırlarsın, Ercüment'le akordeon çalardı Ercüment'i yıllar önce (Ercüment ALHAN) CNN Türk'te muhabirlik yaparken tv'de izlemiştim.

    Bolu Atatürk Lisesi'nde çok sağlam fizik eğitimi almışız. Ziraat Mühendisiyim. 2008 yılında Ege Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bahçe Bitkileri bölümünde doktora çalışmamı tamamladım. Doktoram sekiz yıl sürdü. Rekor, Süleyman Demirel Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Atilla AŞKIN'da (dokuz yıl). Jüri, tez savunması sırasında, temelini dalga fiziğinden alan bir deneye muhalif oldu. Hocalara direk bu işi bilmediklerini söyledim. Bir öğrenci, bir jüriye ancak bu kadar vurabilirdi. Cemalettin Çınar Hoca, salonda bulunsaydı acayip mutlu olurdu. Jüri, baltayı taşa vurduğunu fark edince hemen çark etti.

    Öğretmenler Günü için yazdığın makaleyi okudum. Makalede adı geçen hocaların çoğunu tanıyorum. Vefat edenlerden Cevat Abak, Sadriye Turan, Kemal Kayacan, Nurten Yalçın, Arif Şeremet ders aldığımız hocalardandı. Kemal Kayacan, üniversite dâhil ben onun kadar sakin bir matematik hocası görmedim. Çok iyi hocaydı. Bizim sınıf öğretmenimizdi aynı zamanda. Cevat Abak, ortaokul 3. sınıftayken fen bilgisi dersimize gelmişti, pamuk helva gibi bir hocaydı benim için. 2. Sınıftayken gelen Kemal Pehlivan ise çok farklı bir hocaydı, onun yumuşak ve sert tutumları arasında nasıl davranacağımızı karıştırıyorduk. Yılın yarısında askere gidince sevinelim mi üzülelim mi karar verememiştik.. Nurten Hoca, öğrencinin psikolojisine önem verirdi, öğrenciyle arasına belirli bir mesafe koyardı, tatlı-sert bir hocaydı... Arif Hoca, sesi sınıfın her noktasından net bir şekilde duyulabilen tek hocaydı denilebilir. Söylediği her cümleyi yakalayabilirdiniz. Sadriye Turan, ortaokul 1. Sınıfta İngilizce dersimize gelmişti. Atatürk Ortaokulu'ndan transfer edilmişti. Ondan önce İngilizce dersine vekâleten, Nuri Sert gelmişti. Sadriye Hanım çok sertti ve beş parmağını kullanarak öğretmek gibi bir öğretme ilkesi vardı. Sınıfa girdiğinde herkes korkardı. Herkes ondan nasibini almıştır. Bence askerlik mesleğini seçmeliydi! Sınıfın en çalışkan öğrencileri (Hüseyin İka, Yurdanur Şenkul, Aylin Kalaycıoğlu) bile Sadriye Hanım'la karşı karşıya gelmiştir. Dönemin Bolu Vali'sinin oğlu Halil'de Sadriye Hanım'ın hışmına uğramıştır. Sen git mülki idarenin başındaki adamın çocuğunu da hışmına uğrat. Akıl, mantık alır şey değil. Buna rağmen herhangi bir yaptırım almamıştır.

    Beden Eğitimi dersi hocalarımızın da acayip bir tutumu vardır. Öğrenciyi metalden yapıldığını farz ederlerdi. Ortaokulda beden eğitimi dersindeyiz. Hikmet Manaz ders hocası, hentbol oynuyoruz. Birisi uzun bir pas attı. Yakalamak için koşuyordum aynı şekilde Selim Sığıncı'da (Faik Hoca'nın oğlu) koşuyormuş, fark etmedim çarpıştık. Selim'i tuttum, aksi halde ikimizde yere yapışacağız, belki de kafayı yere çarpıp hastanelik olacağız. Yere yuvarlandık. Hikmet Hanım tepemize dikildi ve "durmasanıza" dedi. Judo antrenörümüz, Cevat Fırat, beden eğitimi hocalarıyla kıyasladığımızda çok daha yumuşaktı. Antrenman sırasında hatalı bir düşüş yapıp canın yandığında seni minderin kenarına alıp ilk yardım yapardı. Cevat Hoca'nın çarpıcı bir değerlendirmesi de vardı; diğer spor dallarındaki sakatlanmalar oran olarak JUDO ile kıyaslandığında, JUDO'nun oranı çok küçük kalır.

    Yıllar sonra, Selim Harp Okulu öğrencisiyken Bolu'da görüştük. Çarpışmayı hatırlıyor musun diye sordum. Unutmadım ki dedi..

    Bizde emeği olan bütün öğretmenlerimiz saygıyla ve rahmetle anıyorum. Sayelerinde iyi yerlere geldiğimizi düşünüyorum.

    Görüşürüz.....

                                                                   Rifat Tarık YARARBAŞ

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak