Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Kravat ülkesinde bir hafta

Cumhur Bandakçıoğlu

    9 Temmuz 2007

    Bu hafta politik siyasi yazılara ara veriyor ve geçtiğimiz haftayı geçirdiğimiz Hırvatistan?dan merhaba diyoruz. Evet, rotamız bu sefer Balkanlar?da Hırvatistan. Hırvatistan Yugoslavya?nın bölünüp 5 ayrı devlete ayrılmasıyla ortaya çıkan devletlerden bir tanesidir. Böl yönet sisteminin bir gerçeğidir. Çok uzun zamandan beri davet alıp gitme fırsatını bulamadığımız Hırvatistan?a gitmek, geçtiğimiz hafta ilk defa nasip oldu. Uçağımızın Zagreb Hava Limanı?na alçalmasıyla beraber yemyeşil bir doğaya kucaklaştık. Çevresindeki ormanları ve yeşil alanlarıyla hafiften bize Bolumuz?u hatırlatıyordu. Doğu Avrupa?nın hemen hemen her yerinde olduğu gibi geniş caddeleri, tramvayları ve o dönemin yapıları olan bizdeki Emlak Bankası, bugünkü malum ismi TOKİ konutlarının benzer komünizmin izleri ilk dikkatimizi çeken unsurlardı. Yavaş yavaş şehir merkezine ilerledikçe modernleşen ve de komünizm dönemi öncesi içinde bulunduğu Avusturya Macaristan İmparatorluğu?nun mimari izlerini görerek, parkları ve binalarıyla adeta küçük bir Viyana benzeri bir şehri yaşamaya başladık. Zagreb?deki parklar ve sokaklar, kafeleriyle gerçekten çok etkileyiciydi. Hele hele orkestraların sokak aralarındaki konserleri bizi baştan aşağı etkilemeye yetiyordu. Karşılaştırma yapıca işte bir kez daha Bolumuzun park ve bahçeleriyle ne kadar vasat bir vilayet olduğunu görüyorduk. Bilmiyorum hala var mı ama, eskiden hiç olmazsa cuma günleri ve pazar günleri İstiklal marşı bahanesiyle, kentte ya askeri bando, ya da belediye bandosu müzik yapar şehre farklı bir atmosfer yaşatırdı. Sanıyorum artık bu da yapılmıyor. Artık iyice eminim ki Bolu gerçekten şehir merkezi olarak hiçbir özelliği, özgünlüğü olmayan, dışardan gelenlerde hiçbir kalıcı etki bırakmayan bir şehir. Neye biz gelelim tekrar Hırvatistan?a, dantel gibi meşhur Dalmaçya kıyılarıyla her geçen gün gelişen Hırvatistan, hali hazırda Avrupa Birliğinin üvey evlatlarından bir tanesi ve birliğe tam kabulü hali hazırda yapılmış değil. İnanıyorum ki Katolik bir ülke olan Hırvatistan kısa bir süre sonra Avrupa Birliği?nin de üyesi olacak. Sokaklarda genç nüfus oldukça yoğun! O genç nüfusu bir görün nasıl şehirlerine sahipler. Bir tanesi de ellerindeki bir çöpü yere atsın. İşte kültür, işte eğitim farkı. Hemen hemen herkes İngilizce konuşabiliyor. Hırvat kızları gerek kemik yapıları gerek boylarıyla oldukça alımlı ve son derecede sempatikler. İşte bu güzel Hırvat kızlarının, büyük büyük annelerinin dünya erkek modasına seneler önce, bugünde kullanılan bir armağanı olmuş; Kravat! 1618?den 1648?e kadar süren 30 Yıl Savaşları üzerinden asırlar geçmesine rağmen dünya üzerinde yaklaşık 650 milyon erkeğin her sabah 30 Yıl Savaşları?nı yad ettiği söyleyebiliriz. 1635?de, 30 Yıl Savaşları sürerken Fransız Kralı XIII. Louis için savaşan yaklaşık 160 bin lejyoner ve şövalye arasında bir grup asker kıyafetlerindeki bir ayrıntı nedeniyle diğer askerlerden rahatlıkla ayrılabiliyormuş. Hırvat askerleri farklı kılan, boyunlarına bağladıkları atkılarıymış. Savaşa giden Hırvat askerlerini uğurlayan eşleri, sevgilileri, anneleri başlarından çıkarttıkları atkıları, sevdikleri adamların boyunlarına bağlayarak ve birer düğüm atarak onları uğurluyormuş. Diğer yandan evlerinden uzakta oldukları sürece bu atkıları her gördüklerinde kendilerini ve evlerini anımsamalarını istiyor ve de attıkları özel düğümlerin erkeklerini kötülüklerden koruyacağına inanıyorlarmış. İşte bu boyun bağları kravatın günümüze gelişinin hüzünlü öyküsüdür. Savaş sürerken, Hırvat askerlerin boyunlarındaki bağlar dikkatlerden kaçmadı. Kadınlardan yadigâr bu uğurlar, Fransız modacıların elinde önemli bir aksesuara dönüşerek bugünkü kravat ortaya çıkmıştır. Savaşa giden Hırvat erkeğinin boynuna eşarbını bağlayan Hırvat kadın ile bugün sabah evden çıkarken eşinin kravatına son bir biçim veren günümüz kadınının yaptığı davranış da, asırlar sonra yapılan ve birbirine benzeyen enteresan iki davranıştır. Kısaca kravat Hırvatistan?ın en önemli sembollerinden bir tanesi olduğunu ve savaşların bazen umulmadık sonuçlar çıkarabildiğini söyleyebiliriz. Uzun yıllarda pozitif bir etkileşimle çalıştığımız Hırvatistan?la olan ilişkilerimiz bu ziyaretle çok daha iyi bir konuma geldi diyebilirim. Bu arada belirtmeden geçmeyim Hırvatistan Avrupa?da bizden vize istemeyen nadir ülkelerden bir tanesi. Bu vesileyle Bolu'ya Zagreb?ten kucak dolusu selamımızı gönderiyoruz. Seçim mi dediniz? Yok, bu hafta bizim köşede siyaset ve politika yok. Ben bilmem Boluspor forması Başbakanı kurtarır mı? Yine üç gol atar mı? Geçtiğimiz sezon hiç bir katkısını görme-dik. Anladık Başkan istiyor da! Hoca bunu sizce görmez mi? Taraftar bu oyuncuyu ister mi? Karar sizin?

    İşte Hırvatistan dan de-işik bir enstantane, Ben ilk gördüğümde Cum Babamız Süleyman Demirel?in heykeli zannettim ama gerçekte Ünlü Hırvat yazar Mirslav Krlezan?ın heykeliymiş.

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak