Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

MOHİKANLARIN SONU

Cumhur Bandakçıoğlu

    11 Eylül 2006

    9 Eylül hepimizin bildiği gibi çok önemli bir gün. Kurtuluş savaşımızın son noktasının konduğu tarih! Böyle özel bir güne denk gelen 2 davetiye masamızın üstünde, işin en kötüsü davetiyelerden bir tanesi İzmir den geliyor. Benim çok sevdiğim bir şehir olan İzmir?den. 9 Eylül İzmir?de başkadır. Kurtuluş savaşımızın ilk kurşunla başladığı ve sonladığı şehirdir İzmir. Diğer davetiye ise Kutsal topraklardan (BOLU) çok sevdiğimiz ve bir dönem yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen bir ağabeyimizden. Tercih yapmak çok zor artıları eksileri karşılaştırıyoruz ve sonuç kutsal topraklardan yana ağır basıyor. Üzgünüm Aysucuğum ve üzgünüm İzmir, 9 Eylülü orada yaşayamadığım için. 1980 ihtilali olmuş, ülke hızlı bir değişime girmişti. Bolu 45.000.- civarında bir nüfusa sahipti. Aslında herkes birbirini tanıyordu belki de herkes herkesle uzak ara akrabaydı. Her yerde olduğu gibi Bolu'da da gençlik kutuplara ayrılmıştı. İş ortaokullara kadar inmişti. Bir tarafta sağcılar, faşistler, kurtçular, diğer tarafta solcular, halkçılar, devrimciler. Anlamak mümkün değildi herkes birbiriyle mahalle maçı yapıp, misket oynarken bu hale gelmişti. 12 Eylül 1980 ihtilaliyle birlikte kutuplar dağılmaya başladı. Gençlikte kendine çıkış aramaya başlamış, farklı etkinliklerle sosyal hayata katılmak istiyordu. İşte bu etkinliklerde en önde gelenlerinden bir tanesi İzcilik di. Beden Terbiyesi bünyesinde bulunan il izci kurulu organizasyonuyla izcilik çalışmaları okullarında katkısıyla çok aktif olarak yapılıyordu. Bizde bu oluşumlardan bir tanesine, Doğuş Ergin İzci Ocağına yaşımız tutmamsına rağmen adım atmıştık. Artık her hafta sonu kapalı spor salonun altındaki dershanede saatlerimizi İzciliği öğrenerek geçiriyorduk. Boluspor maçları bile gümbürtüye gidiyordu. İşte bu toplantılarla birlikte yeni ağabeylerimiz olmuştu. Bunlardan bir tanesi ön plana çıkmış ve onunla olan diyalogumuz farklılaşmıştı. Hakkı abi ile böyle tanışmıştık. İzcilik faaliyetleri Bolu'yu iyiden iyiye sarmış bir çok oymak kurulmuştu. İzciliği çok ciddiye alıyorduk. Oymakların kurulmasıyla da rekabet artmıştı. Artık pazar toplantıları bize yetmiyordu. Hakkı ağabeylerin sahip olduğu Orta Hamamın yanındaki Leblebicioğlu Müessesini ara katında, Orta Hamamın göbek taşında ve Hakkı ağabeylerin Pembe köşk de toplantılar birbirini kovalıyordu. Kamplar ve yürüyüşler İzciliğin ödülüydü ve biz artık kamplara doymamaya başlamıştık nerdeyse her ay kar kış demeden kamp düzenleyip Aladağları ve Abant ı mesken tutmuştuk. Öz güvenimizi İzcilik sayesinde kazanmıştık. Murat Başara, Murat Gülderen, Okan Demircioğlu  ve Bendeniz bu işin hastası olmuştuk. Bu mikrobu içimize sokanların başında da Hakkı abimiz  yani Hakkı Leblebicioğlu geliyordu. Maddi imkânsızlıklarımızda Hakkı abi sponsorluk yapardı. Bilgisayar yoktu, İnternet yoktu, para kazanmıyorduk ama Bolunun dağları vardı ve dağlar bizimdi. Her şey çok güzeldi. İşte ikinci davetiye Hakkı Abiden geliyordu. Hani gerçekten bize abilik yapan bir abiden geliyordu. Yani o günlerde kullandığımız ve bir zamanlar Bolunun en enteresan şeylerin bulunduğu Fazilet Kırtasiyeden aldığımız açılı, ölçümlü pusulamızın kapağını açsak kuzey yerine bize istikameti Hakkı abinin düğününü gösterdi. Ve bizde 9 Eylül?ü Bolu da geçirdik. Filiz Restaurantın bahçesi çok şık bir biçimde hazırlanmıştı. Benim Bolu'da ilk defa gördüğüm düğün yemeği menüsü maslara konmuştu. Yemekler gerçekten dört dörtlüktü. Tabi benim için en büyük sürpriz genelde yabancı müziklerin eşliğinde yapılan gelinle damat ın gelişi, günün anlam ve önemine yakışır biçimde 10. Yıl marşıyla yapılmasıydı. Gerçekten şık oldu. Hakkı abi politikacılara taş çıkartacak şekilde konukları selamlıyordu. Hakkı abi valla sen bu duruş ve şekille izci liderliğinden sonra parti liderliğini de yaparsın. Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer bile halkı öyle selamlayamaz. Evet  son mohikanlar dan Hakkı abimizide  artık aramızdan ayrıldı. Hakkı ve Belgin çiftini bir kez daha tebrik ediyorum.  Bekârlar derneğimiz çok hızlı kan kaybediyor. Genel Başkan Mustafa Hotakoğlunu acil toplantıya davet ediyorum.

    Not: Hakkı abi öğrendiğime göre bizim gazetenin abonesi değilmişsin. Bu durumu kınıyorum Artık yarın gazeteye abone, olursun olmazsan seni abone yüzsüzleri listesinde yayınlarım ona göre.

    Emrin olur Yener abicim.

    Emir kesin ve netti.  En kısa zamanda Beykoz Öğretmen evine gidiyorsun ve Tarih öğretmenim, Elmas Tahtacıyı ziyaret ediyorsun. Anadolu hisarında Boğazın kıyısında bulunan Sabancı Öğretmen evinin kapısındaki görevliye soruyorum. Elmas Tahtacı hoca burada mı? Burada? Siz kimsiniz?

    Kendisini ziyarete geldim. Babamın Tarih hocası diyorum. Adamın yüz ifadesi değişiyor.

    Öylemi buyurun.

    Hocam merhaba, ben Cumhur Bandakçıoğlu,  Bolu Lisesinden öğrenciniz Yener Bandakçıoğlu nun oğluyum.

    1957 yılında Bolu Lisesinde öğretmenlik yapan 80 küsur yaşındaki hocamız, ilerleyen yaşına rağmen zehir gibi bir hafızaya sahip. İsmi gibi parıldıyor.Tek tek isimleri sayıyor ve soruyor. Daha da enteresanı, kendisine getirdiğim İmren Bolu Çikolatasında Arif Kesim ismini okuyor. Kesimler diyor. Fatma ne yapıyor diyor ? Gerisini siz düşünün. Öğrencisinin oğlu tarafından ziyaret edilmek ayrı bir haz veriyor. Tatlı sohbetine doyulmuyor Elmas hocanın.

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak Bolu Çatı Tamiri Bolu Kamera Sistemleri Tonet Sandalye