Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Hayatın tatlı ve acı tesadüfleri

Cumhur Bandakçıoğlu

    7 Kasım 2013
         Bundan iki önceki yazımda, ne zaman bir yere gitsem ve oradaki arkadaşlarıma haber vermesem onlardan birisine muhakkak yakalanırım diye yazmış ve Kıbrıs'ta da sınıf arkadaşım Erkan Altun'a yakalandığımı söylemiştim. Geçtiğimiz hafta sonu eşimin işi sebebiyle rotamızı Antalya ya çevirdik. Bu yıl Antalya'yı biraz boşlamıştık. Açıkçası minik kızım Lara'yı da ismini aldığı yere götürmek ve havasını teneffüs ettirmek istiyordum. Beni tanıyanlar ve bu köşeyi takip edenler bilirler ki benim Antalya'da en kadim dostum hatta kardeşim Murat Başara'dır. Antalya'da Bir çok arkadaşım olmasına rağmen, gerek kalış süremizin kısalığı gerekse onun misafiri olmamız sebebiyle zamanımın büyük bölümü Murat'la geçer.  Geçtiğimiz Cumartesi günün Antalya'nın en ünlü AVM'si Terra City de, Işıl ve Lara ile dolaşırken 'Cumhur' diye gelen bir sese başımı kaldırdığımda dev bir adamla karşı karşıya kaldım. Birkaç saniye boş bakıştan sonra, her ne kadar 1990 yılından beri hiç görmesem de Facebook sayesinde hafızama düşen liseden okul arkadaşım Hakan Bayraktar'la sarmaş dolaş olduk. Hakan, Bolu Atatürk Lisesi'nin 84-85 yıllarında 12 dev adamından bir tanesiydi. İyi bir Basketbolcu ve çok efendi bir arkadaşımızdı. Liseden sonrada basketbol a profesyonel olarak devam ederek basketbol kariyerini Antalya'da sonlandırmış ve Antalya'ya yerleşmişti. Hakan'ın en samimi arkadaşlarından bir tanesi de Mert Sinan'dır.  Hakan ve Mert uzun süre aynı takımlar da oynadılar. Mert de Hakan gibi Antalya'ya yerleşti. Hakan'la Mert'in dostluğu o kadar ileri düzeydeki, Hakan oğlunun ismini bile Mert Sinan koymuş. Mert'i görmeyi yaklaşık yarım saat farkla kaçırdım. Telefonla konuştuk. Hakan bir sürpriz daha yaparak bir başka arkadaşımız Selim Sığıncı'yı  da telefonla aradı. O sırada Selim'in yanında olan babası, Faik Sığıncı hocamızla da konuşma şansını 28 sene sonra yakaladım. Faik Hoca, biz haylaz ekibinin en korktuğu hocalarının başında gelirdi. Kaşlarını kaldırıp ellerini de yumruk yapıp beline koyduğunda o günün zor geçeceğini anlardık. Hocamızı yine de çok severdik. Tabii ki o da bizi severdi. Eski arkadaşlıkların en güzel tarafı arayı 10 yıllar girse de buluştuğunuz anda sanki en son dün görüşmüş gibi olmanızdır. Hakan, Antalya'da oldukça başarılı bir şekilde işletmecilik yapıyor. Mert, özel bir kolejde müdür yardımcısı. Selim ise Albay! Bir dahaki sefere karşıma kim çıkacak bilmiyorum ama ben bu tesadüfleri gerçekten seviyorum.
          Antalya'da hava harika, dostluklar harika Pazar günün planları yapılıyor. Pazar sabahına portakal ve mandalina kokularıyla uyanıyor, güzel bir kahvaltı yapıyoruz. Denize nazır kahvelerimizi yudumlarken, Murat Başara'nın hiç susmayan telefonu bir kez daha çalıyordu. Murat'ın yüz ifadesi birden değişti. Belli ki bir aksilik söz konusu. Telefonu kapattıktan sonra bize dönüp Süha abi ölmüş (eniştesi) dedi. Hepimiz büyük bir şok yaşadık.
           Bolu'nun en sıra dışı yüzlerinden olan Süha Rusçuklu Abimiz, fiziksel özellikleriyle Balkan ve Slav ırkının bir temsilcisi gibiydi. Zaten soyadında da bu benzemenin şifrelerini veriyordu. Sarışın ve yakışıklıydı. Ticaret Lisesi ve Bolu Gençlik Kültür Merkezi'nin en dikkat çekici folklor oyuncusuydu. Özellikle Bolu oyunlarını çok güzel oynardı. Muhtemelen onu seyredenler ekipte bir yabancı var diye düşünürlerdi. Sarışın dalgalı saçları ve iri mavi gözleriyle gençlik yıllarında birçok genç kızın platonik aşkı olduğuna adım gibi eminim.  Büyüklerine karşı son derece saygılı ve kibar küçüklerine karşı da sevecen ve sempatikti. Sağlam bir Bolu fanatiği idi. Uzun yıllar Astaldi Firması'nda laboratuvar teknisyeni ve sendika temsilcisi olarak çalıştı. Daha sonra yurt dışında çalışmaya başladı. Cezayir ve Libya'da uzun süreler kaldı ve emekli oldu. Gurbet her ne kadar maddi olarak iyi imkanlar sağlasa da insanı madden ve manen yorar.  O izin dönemlerinde gelinen sılada ki havalı duruşların arkasında aslında hep zor şartlar vardır. Ülkemizin emeklilerine çok da iyi şartlar sunmadığını hepimiz biliyoruz. Hemen hemen her emekli tekrardan çalışmak zorundadır. Süha abi de sonradan yerleştiği Akçay'da emeklilik günlerini dinlenerek geçirmek yerine, çalışmayı tercih etmiş ve Azerbaycan'da çalışmaya başlamıştı. 29 Ekim'de doğum günümü kutlayan Süha abi, 3 Kasım'da bizlere beklenmedik bir sürpriz yaparak aramızdan ayrıldı. Başta Serpil Ablam olmak üzere Yağız ve Dilan'a, Reha'ya, Rusçuklu ve Başara ailelerinin tüm fertlerine başsağlığı, Süha abime de Allah'tan rahmet diliyorum. Mekânı Cennet Olsun!
                                                                       
    Fotoğraflar;
    1- Ben, Hakan Bayraktar, Murat Başara
    2- Antalya'da dalında portakallar
    3- Süha Rusçuklu

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak