Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Söz savunmanın da?

Cumhur Bandakçıoğlu

    1 Ağustos 2005

    İyiler ve kötüler, doğrular ve yanlışlar, güzellikler ve çirkinlikler, güçsüzler ve güçlüler dünya kurulduğundan bu yana birlikte hayatın akışı içersinde yan yana karşımıza çıkmaktadır. Ne tarafta olacağımız ise yaradılışımızla, çevremizle, eğitimimizle, tercihlerimizle bazen istediğimiz bazen istemediğimiz şekliyle kaderimizle belirlenmektedir. Yukarıda belirttiğim olumlu ve olumsuzlukların çatıştığı noktada ise hukuk sistemi devreye girer. Bunları niçin yazıyorum derseniz iki sebebi bulunmakta, birincisi çok kısa bir süre önce birebir şahsen yaşadığım bir olay bir diğeri ise son dönemde kutsal topraklarda (Bolu'da) gereksiz yere sergilenen bir komedi ve onun savunulmasıdır. Yani şıracı ile bozacının biraz da reklam yapma amacıyla şovmenlikleri. Yok yok Nail abinin (Roma Dondurmacısı) bozası ile meşhur çorbacıların şırasının bu konuyla ilgisi yok. Neyse biz gelelim bizim birebir yaşadığımıza; İblisin birisi net olarak bildiği halde, ben bunları bulamıyorum, bunlar yok diyor. Onun namına, onun bilgilendirdiği 2-3 tane uyanık cingöz davayı patlatıyor ve karar merci belki de meslek hayatını riske edebilecek bir acemilikle, çok basit araştırmalarla sonuca ulaşılabilecekken, ya bilerek ya da bilmeyerek yanlış bir karara hüküm veriyor. Sonuç biraz zaman kaybıyla tabiî ki lehimize dönecektir. Çünkü biz bilgili, donanımlı, güçlü ve her şeyden önce haklıyız. Ya bizim kadar şanslı olmayanlar? Geçtiğimiz günlerde Adalet Bakanımız Türkiye?de bilirkişi kirliliği yaşanmaktadır diyen bir açıklamayla gündeme gelmişti. Buna katılmamak mümkün mü? Bu ülkede bilirkişi kirliğinin yanında savunma ve karar kirliliği de yaşanmaktadır. Kirlilik zengini bir ülkeyiz vesselam. Hava kirliliği, deniz kirliliği, çevre kirliliği, görüntü kirliliği, tabela kirliliği, ışık kirliliği, siyasi kirlililik, tavuk kümesi kirliliği say say bitmez.  Hâlbuki ne kadar güzel ve idealistti, avukatımız Anthony Petrocelli (PETROÇELLİ) 1974 -1976 yıllarında, ekranın siyah beyaz olduğu yıllarda, 48 seriden oluşan, belki de bugünkü bir çok idealist ve başarılı hukuk adamına yön veren bir diziydi. Tıpkı Beyaz gölge dizisinin Türk basketboluna yapmış olduğu katkılar gibi. (Birde şimdiki yerli dizilerimize bakın ve de topluma) Petroçelli (Barry Newman) ve güzel eşi Maggie (Susann Howard) Büyük bir şehirde suçsuzları, güçsüzleri, iyileri savunuyor, bir yandan bir türlü bitiremediği evini yapmaya çalışırken, küçük bir karavanda yaşıyordu. Eleştirmenlerin gözünde kendi türünde tüm zamanların en başarılı dizsiydi. Düzgünlüğün, dürüstlüğün ve adaletin simgesiydi. William Shakaspere ilk defa lanetlemişti. Suçlu damgasını yiyen masum insanları koruduğu kadar, masum görünen suçlular yaratan avukatları! Hollywood?un belki de en güzel yapıtlarından birisidir 1997 yapımı Şeytanın Avukatı (Devil?s Advocate) başrollerde Al-Pacino ve Keanu Reaves oynamıştı. Avukat Kevin Lomax (Keunu Reaves) aldığı hiç bir davayı kaybetmemiştir. Öğrencisine tacizde bulunan bir hocanın suçluluğunu bile bile aldığı davada, karizmasıyla jüriyi etkiler ve hocayı mahkûmiyetten kurtarır. Ertesi gün New York?un en büyük hukuk şirketlerinden birinden reddedemeyeceği bir iş teklifi alır. Lüks bir yaşam tarzı ve parlak bir geleceğin heyecanıyla teklifi kabul eder. Bu şirketin patronu John Milton?dur (Al-Pacino) Yani şeytanının kendisidir. Hırsı ve kibiri yüzünden gerçekten suçlu insanları cezadan kurtarmaktan çekinmeyen Kevin?in hayatı da artık cehennem azabına döner. Bu filmin en etkileyici sahnesi ise şeytanın ağzından çıkan; ?KİBİR? kesinlikle en sevdiğim günah?dı sözcükleridir. Seçim sizin, yani her iki örnekten birini seçmek ve tarzınızı belirlemek. Tabiî ki savunma hakkı kutsaldır.. Tabiî ki savunma herkese lazımdır. Hukuk devletinden beklentimiz dürüst iddia, haklı savunma ve adil karardır. Bununda yükümlüğü, bu makamları temsil eden değerli hukukçularımızın elindedir. Aksi halde bu kadar önemli bir mesleğin temsilcileri hiçbir zaman Avrupa?daki meslektaşlarının görmüş olduğu ilgiyi, toplumsal statüyü ve saygıyı yakalayamazlar. (Bu arada Amerika?dan yazılarımı takip ederek bana güç veren Boluspor?un unutulmaz kalecisi Fatih Abi?ye de  bir göz kırpalım)

    Not: Yukarıda yazdığım ve birebir yaşadığım örneğin Bolu'daki hiçbir kişi ve kurumla ilgisi yoktur.

    Bir sergi

    Hep merak ederim. Acaba yargıçların ve savcıların özel hayatları nasıldır. Adliye sonrası dünyaları nasıldır? Düşünsenize yıllarca sıkıntılı işlerle mesai yap. Dosyaların içinde boğul, oku, dinle karar ver. Sonra eve gel, evdeki psikoloji ve yaşam. Gerçekten zor zanaat. İşte benim kişisel fikrime göre yıllarca bu şekilde yaşayıp emekli olan, Merkez ilçe seçim kurulu başkanlığı sırasında ulusal ve yerel basının gündemine oturan eski Bolu Yargıcı, İstanbul Barosu Avukatlarından Sn. Ömer Yasa?nın kıymetli eşleri Sn. Sadet Söyleyici Yasa?nın 18. Kişisel Resim Sergisi İstanbul Taksim?de The Marmara Oteli?nde sanat severlerle buluştu. Sergi 28 Temmuz -10 Ağustos 2005 tarihleri arasında açık kalacak. Benim ortaokul ve lise yıllarında en iyi derslerimden biri resim di. O yüzden biraz resme farklı bir algıyla bakabildiğimi iddia edebilirim. Sergideki resimler gerçekten çok hoş ve etkileyici. Tuvallerde gördüğüm zenginlik muhteşem yani yukarıda yazdığım ve kendi düşüncemdeki sıkıcı hayatın yansıması olamayacak kadar yaşam dolu. Resim severlerin kaçırmaması gereken bir sergi.

    IMF ve Türkiye

    Uluslararası Para Fonu ile stand-by anlaşması yapan yürüten 12 ülke bulunuyor. Kaynak kullanımı büyüklüğüne göre bu ülkeler; Türkiye, Arjantin, Bolivya, Bulgaristan, Dominik Cumhuriyeti, Gabon, Hırvatistan, Kolombiya, Paraguay, Peru, Romanya ve Uruguay. IMF?nin Türkiye?den alacağı, toplam alacağının % 52?sini oluşturmakta! Bilginize ve görüşlerinize sunulur.

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak