Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Avrupa da Gözümüze Çarpanlar

Cumhur Bandakçıoğlu

    30 Ağustos 2004

    Yaklaşık 10 günlük Orta Avrupa turumuzu geçtiğimiz Çarşamba günü bitirerek yurda dönüş yaptık. Günde ortalama 700 km. yol yaparak kendi rekorumu da kırmış oldum. Almanya, Danimarka, Hollanda ve Belçika'da işimizle ilgili pazar araştırması ve kontrolünde bulunurken, haftalık yazımız içinde radarlarımızı açarak 7000 km. direksiyon salladım.

    Belçika'nın hayatımdaki yeri büyüktür. Askerlik görevimin 14 ayını bu ülkede geçirdim. Bu sebeple Belçika'ya her gidişimde içim farklı bir heyecana bürünür. Görev yerimiz olan SHAPE'i (Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Karargahı'nı)ziyaret benim için kaçınılmazdır.Yine Mons'da yaşayan arkadaşlarımızla da bu vesileyle hasret gideririz. Bu sefer biraz farklılıklarla karşılaştık; SHAPE'de hayat bizim olduğumuz dönemden çok uzakta. Güvercinlerin yerini kartallar almış. Dış dünyayla irtibat kesilmiş. Bariyerler çoğalmış. Nöbet noktaları arttırılmış. Her üç günde bir bomba ihbarı yapılıyormuş. Irak'taki savaş halinin büyük bir yansıması SHAPE'de yaşanıyor.

    SHAPE'den ayrılıp otelimize yerleşiyoruz. Ertesi sabah Mons'da yaşayan bir arkadaşımıza kahvaltı için konuk oluyoruz. Evinin önüne geldiğimde bir bakıyorum evlerin önünde çöp torbaları, işte konumuz hazır diyorum. Önce resimleri çekiyorum. Kahvaltıda konuya derinlemesine giriyoruz. Çöpler iki ayrı poşette. Haftada bir gün toplanıyor. Şişe, pet şişe, karton gibi geri dönüşüme uygun atıklar bir poşette, bunlarda kendi aralarında ayrı ayrı konuyor. (içi gözüken daha şeffaf) Diğer atıklar ise daha kalın (içi gözükmeyen) bir poşette toplanıyor.

    Her bölgenin çöp poşetleri farklı renkte. Böylelikle kendi çöplerinizi gidip başka bir bölgeye atamıyorsunuz. (Zaten böyle birşey mümkün değil) Çöplerin bu şekilde toplanmasının tek sebebi ayrıştırmayla çöpleri ekonomiye tekrar kazandırmak. Tabi Avrupa'da sokaklarda sahipsiz kedi, köpek olmadığı için çöplerin hayvanlar tarafından parçalanma şansı yok. Çöplerin çevresinde ne bir akıntı, ne bir sızıntı var. Yani poşeti kaldırdıktan sonra yere oturabilirsiniz. Örnek olması amacıyla iki adet çöp poşetini de yanımda getiriyor ve gazeteye teslim ediyorum. İlgililere duyurulur. Resimde göreceğiniz gibi çöp manzaraları Bolu'dakinden çok daha farklı. İşin temelinde kültür ve eğitim var. Ülkelerini, şehirlerini, caddelerini, sokaklarını seven toplumlar var.

    Yolumuz Almanya'da Dresden şehrine düşüyor. (Eski Doğu Almanya) Yol uzun olunca konu konuyu açıyor ve kürt sorununa geliyor. Yol arkadaşım şirketimizin Uşak fabrikasında danışmanlık yapan Tekstil Mühendisi akademisyen bir zat. Hocamız, din ve diyanet işleriyle bize göre daha haşır neşir. Dinin ulus, millet, halk kavramının önde olması halinde bu tip etnik kimliklerin çatışmayacağı konusunda görüş bildiriyor. Ben de zıt düşündüğümü ve bunların bölücülük yaptığını söylüyorum. Hoca beni kafatasçı ilan ediyor. (Biraz daha kızdırmak için onu iyice tahrik ediyorum) En sonunda bana "Sen kafatasçılık yapıyorsun. Seninle aynı düşünmemiz olanaksız ve bu konuyu kapatalım" diyor. Ben de "Kapatalım peki" diyorum.

    Yaklaşık 3 saat sonra Dresden sokaklarında dolaşıp konuşurken yanımıza kısa boylu, şişman, göbekli, kalın enseli bir şahıs yaklaşıyor. (Bizim Hoca aslen Urfalı, ama Adana'da doğmuş, büyümüş ve oldukça da esmer) Memleket neresi kardaş diyor. Hoca "Urfa" diyor. Ben bir şey demiyorum. "Ben Mardinliyim, kürtüm" diyor. "Sen de kürt müsün? Buralarda dernek var mı biliyor musunuz?" diye soruyor. Bizim hoca "Türküm" diyor. Sonra bana dönüyor, o sormadan ben, "% 100 Türküm, Boluluyum" diyorum. Suratımıza bakarak koşar adım kaçarcasına aramızdan ayrılıyor.

    Bizim hoca sus pus. Ertesi günü bir kebapçının önünden geçiyoruz. İçeride İmralı prensinin resimleri duvarları süslüyor. Hocaya dönüyorum. "Hocam ne var, ne yok?" diyorum. "Belki" diyor. "Baskı olduğu için asmıştır" Ben de "Bunlar bölücü" diyorum. "Türk üst kimliği altında herkese saygım var" diyorum. İçimden de bunları bizim karşımıza çıkardığı için Allah?a şükrediyorum.

    Geçen hafta bolununsesi Baş yazarımız Yener Abi benim 15 Aralık 2003'de yazmış olduğum, ?Bolulu Hasan Usta? yazıma yakın bir konuyu köşesinde işlemiş. Konu darlığı çekiyor olabiliriz, ama lütfen kopya çekmeyelim.

    Bir firmamız İspanya'da kalite ödülü almış!

    Benim firmamında 1996 Europian Quality Award (Avrupa Kalite Ödülü Paris) 1988, J-Ban Imagine Arte With World Platinum Quality Award (Dünya Platin Kalite Ödülü) olmak üzere iki ödülü vardı. 2000 yılı itibarıyla bu ödüller tarafımdan devre dışı bırakılmıştır. Hiçbir resmi statüsü olmayan, Avrupa'daki bazı uyanıkların para kazanmak için geliştirdiği ödüllerdir. 4-5 bin dolar para harcar ve alırsınız. Ortadoğu ve Afrika ülkelerinin firmaları rağbet eder. Etiyopya, ziyaretimizde bize verilen ödülün orada da bir fabrika tarafından da alındığını görmüştüm.

    Her yıl çeşitli dergiler tarafında yılın otomobili seçilir. Her yıl 4-5 araç yılın otomobili seçilir.

    Her yıl 5-6 tane yılın işadamı, bürokratı seçilir. Kısaca en çok ilanı veren yılın ?şeyi? seçilir.

    Hoşbulduk Sinan Abi!

    Geçtiğimiz hafta beni köşene konuk ettiğin için teşekkür ederim.

    Neden Abi ? (Aramızda kalsın, Abi diyenlere ilgi, alaka daha çok ondan abi!)

    Yeni sezonda Boluspor

    Yönetime, Teknik Kadroya, Futbolcu Kardeşlerime, taraftarlara ve tüm Bolu'ya başarılar diliyorum. Yolumuz 2'nci Lig Olsun.

    30 Ağustos Zafer Bayramı ülkemize bir kez daha kutlu olsun.

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak