Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Turizm mi Sanayi mi?

Cumhur Bandakçıoğlu

    1 Eylül 2015

           Yaşı  35-40'ın üzerinde olan herkes bilir ki Bolu, belli aralıklarla siyasi iradelerin gündemine, İsviçre'nin Davos şehri gibi bir şehir olacağı söylemleriyle oturur.. Bolununsesi'nde bu köşeyi yaklaşık 10- 15 yıldır takip edenlerde bilir ki, bu köşe Davos olma söylemlerine her zaman "nah olur" cevabıyla karşılık verir.
           Bolu'nun Davos olabilmesi için sahip olduğu doğal güzelliklerin ve tabiatının Davos'a benzemesi hiç bir zaman yeterli gelmez. Bolu'nun Davos olabilmesi için Ahmet'in Marc, Mehmet'in Martin, Ayşe'nin Karin, Fatma'nın Ursula olması lazım. Böyle bir şey de olamayacağına göre Bolu'dan da ikinci bir Davos çıkmaz. O yüzden bu sevdadan artık vazgeçelim. Gelelim asıl meselemize; Resmi Gazete de yayınlanarak yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu kararıyla Aladağ bölgesinde 51.450 hektarlık yeşil alan, Köroğlu Dağı Kültür ve ve Turizm Merkezi olarak ilan edilerek turizm yatırımlarına yönelik olarak imara açılmış.
           Her ne kadar Sn. Valimiz Aydın Baruş, yapılacak yatırımların doğaya ve orman alanlarına kalıcı zarar vermeyeceğini açıklasa da, bu iddiasına  kendisinin de pek inanacağını zannetmiyorum. Yani  doğamız ve ormanlarımız  zarar görecektir. Bunu Antalya örneğinden çok rahatlıkla görebilirsiniz. Bolu'nun turizm şehri olarak kalmasını isteyen bir kişi olarak da bu karara 'İstemezükçü' olarak  karşı çıkmak istemiyorum. Muhakkak ki çıkan bu teşvik'e balıklama atlayacak  ve bir şekilde yer kapatma  derdine girip talep ve pazarlama fizibilitesi bile yapmadan tesis kurmak isteyecek bir çok sermayedar çıkacaktır. Devletin  bu noktada devreye girip ciddi bir planlama ve kontrolle, tesislerin yapımında ki mimari detaylarını  bırakın, kullanılacak sarf malzemelerini bile belli kıstaslara bağlamasıyla ancak doğa ve ormanlarımızın bir nebze korunma şansı olacaktır. Aksi halde kişilerin tercihine bırakıldığında Bolu'nun doğasına 'El Fatiha' okuruz. Bugün geldiğimiz noktada ise milletimiz maalesef paranın esiri olma acizliğine düşmüş, günü kurtarma misyonuyla her türlü milli ve manevi değerini ayaklar altına alabilme basiretsizliğini gösterebilmektedir. Böyle bir toplumdan da ne dünya mirasına, ne de gelecek nesillere katkı sağlayacak icraatlar beklenemez. 
           Sayı olarak abartıya kaçmamak şartıyla, yatak sayısı olarak orta ölçekli işletmelerin üstüne çıkmayacak (Bu noktada DAVOS örnek alınabilinir), doğayla uyumlu turizm tesislerinin şehrimiz ve çevremize fayda sağlayacağını düşünüyorum. Akıllı planlamalar yerine  göz doygunluğunu seçerek dev tesisleri Bolu'nun doğasına kondurmaya  planlayanların mutlak şekilde olabileceğini düşünerek www.turizmgazetesi.com portalında çıkan bir haberle sizleri baş başa bırakıyorum;

            'İSTANBUL'DA ÇOK FAZLA ARAP TURİST VAR AMA BOLU ÖYLE Mİ?'
             Kuveytli karı-koca Nasır el Rababa ve Haya el Rababa, beş yıl önce Bolu'da ev almışlar, her yıl Mayıstan Eylüle kadar Bolu'daki evlerinde kalıyorlar. Konuştuğumuz diğer Arap turistlerin aksine 'artık İstanbul'u sevmediklerini' söylüyorlar, "Bizim memleketimiz Bolu". "Neden?" diye sorduğumuzda Haya el Rababa bizi de şaşırtan şu cevabı veriyor:
           "Beş yıl önce geldiğimizde İstanbul'u çok sevmiştik, böyle kalabalık değildi, çok güzeldi. Şimdi aşırı kalabalık olmuş, çok fazla Arap turist var. Suriyeli, Iraklı seyyar satıcılar sürekli bize bir şeyler satmaya çalışıyorlar. Yolda yürürken kendimi rahat hissetmiyorum."
            Nasır el Rababa da "Beş yıl önce Taksim'e geldiğimizde İstanbul'un lokantalarında Türk yemekleri yiyorduk, şimdi her şey karışmış, her yerde Suriye, Irak, Lübnan yemekleri satılıyor. Ama biz Türkiye'de sadece Türk yemeği yemek istiyoruz" diye yakınıyor. "Peki neden Bolu?" dediğimizde de Bolu'yu yere göğe sığdıramıyorlar. "Havası güzel, yeşil, insanları çok iyi ve yardımsever. Kuveytli çok arkadaşımız Bolu'dan ev aldı. Türk devletinden tek isteğimiz Bolu'ya bir havaalanı yapması. Her seferinde İstanbul'dan gitmek zorunda kalmayalım!"
            Yani  anlayacağınız. Arap Turistlere de çok güvenmeyin. Onlar da sakinlik arıyorlar. Zaten Avrupalı için Bolumuz'un doğası hiç bir şey ifade etmiyor. Bilemem anlatabildim mi!
             Fotoğraf: Metin Ferah Arşivinden

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Koltukları Cafe Sandalyeleri Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak