Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Gecikmiş bir UŞAK yazısı

Cumhur Bandakçıoğlu

    18 Eylül 2014

          Yazılarımı takip etme nezaketini gösteren değerli okurlarım muhtemelen köşemizdeki performans düşüklüğünün farkındadırlar. Başlangıçta her hafta yazılan yazılarımız, son yıllarda 10-15 günde bire, şimdilerde ise 20-30 gün aralığına düştü. Şöyle geriye doğru bir gittiğimde, yerel seçimlerden sonra hepten ipe un serdiğimiz gözlemleniyor. Acaba buradan Aladdin Başkan'ın seçim zaferinin de bizi bu duruma sokan sebeplerden bir tanesi olarak sayabilirmiyiz bilemiyorum. 
          Aladdin Başkan demişken; Şu bisiklet yolu fena bir proje değil. Ama keşke baştan projelendirilseydi, yani cadde trafiği kapatılırken yapılan projede yer alsaydı. Belki 1- 2 kod düşük yapılabilir hem bisiklet sürücüleri hem yayalar için daha emniyetli olabilir, hem de daha profesyonelce olurdu.
           Neyse efendim biz gelelim yazımızın başlığını. Yaklaşık 16-17 yıldır profesyonel çalışma hayatımı Uşak'lı firmalarla sürdürüyorum. Çalışma yerim İstanbul olsada, merkezimiz Uşak. İşte ben tam 17 yıldır Uşaklı, patronlardan, çalışma arkadaşlarımdan ve dostlarımdan bir Murat Dağı hikâyesi duyarım; Öyle bir havası vardır ki her şeye iyi gelir. İki su akar biri doyuran biri acıktıran. Murat Dağı'nda akan suya karpuz bıraktınız mı karpuz çatlar. Murat Dağı'na çıkan bir kişi, bir Oğlağı tek başına yer, türü benzeri tasvirlerdir bunlar. Sağdıcım, inşallah bu bahar, bu yaz, bu sonbahar gidiyoruz, sen merak etme denir üzerine ne mevsimler gelir geçer aynı hikâyeler tekrar anlatılır ama bir türlü gidilmez.
          Hoş bir Bolulu için Murat Dağı ne kadar enteresan olabilir orası da ayrı bir konudur. Efendim, patronumuz İsmail Ağaoğlu bu anekdotları 2013 yılı mayıs ayında bir misafirimize anlatmaya başladığında, en kışkırtıcı ve kara mizah ruh halimle, misafirimize, inanma! Öyle bir yer yok! Bu bir şehir efsanesi, ben 16 yıldır dinliyorum diyerek uyarılarda bulundum. 2014 yılı Mayıs ayında yine aynı misafirimizle hemen hemen aynı kadroyla bir masa etrafında oturduğumuzda laf yine Murat Dağı'na gelmişti ki, bu sefer misafirimiz imalı bir şekilde patronumuza takıldı. Patronumuz İsmail Ağaoğlu bu sefer direkt olarak 23 Ağustos 2014 tarihini işaret ederek hem kendisini, hem Uşaklıları hem de Murat Dağı'nı kurtardı.

           Murat Dağı Kütahya'nın Güney Batısı, Uşak'ın Kuzey Doğusunda yer alan 2.313 Metre yüksekliğinde, çam ormanlarıyla kaplı, Büyük Menderes, Gediz ve Sakarya Nehirlerini besleyen çayların doğduğu, bölgenin önemli mesire yerlerinden bir tanesidir. İdari sınır olarak Kütahya'ya bağlı olsa da, Uşaklıların daha çok sahiplendiği bir doğa parçasıdır. Dağın bana göre en önemli özelliği o yükseltilerde hem şifalı sıcak su kaynakları, hem de soğuk su kaynaklarının birlikteliğidir. Murat Dağı da genel ve yerel idarelerden kendince nasiplenmiş ve bazı termal tesisler, gençlik tesisleri ve piknik alanlarına sahip olmuş. Tabi ülkemizde her yapılan tesis gibi daha sonra bakılmaları iyi yapılmadığı ve ya sahipsiz kaldığından dökülmeye başlamış ve de pejmürde bir görüntüye sahip olmuş. Özellikle piknik alanları hepten döküntü hale gelmiş. Yine termal tesisler etrafındaki kampinglerin görüntüsü de maalesef hiç ama hiç iç açıcı değildi.
             Yaklaşık 40 kişilik bir çalışan ve misafir grubuyla Murat Dağı'na çıktık. Ağamız misafirlerine 4 tane iri kıyım kuzu çevirme eşliğinde mükemmel sofralar kurdurttu. Gördük ki bırak bir kişinin bir Oğlağı yemesini, 40 kişi, 4 kuzuyu bitiremedi. Tabi bunda Murat Dağı'na gelmeden Gediz'de yenilen meşhur Gediz Göveçi'nin de payı vardı.  Gediz Göveçi malzemesi az ve et ağırlıklı hazırlanıyor ve de oldukça yağlı bir göveç çeşidi. Diğer bir gözlemimde çeşme başında soğuk suyun karpuzu çatlatmadığını görmek oldu. Yani bize anlatılan Murat Dağı'nda biraz mübalağa sanatı yapıldığını söyleyebilirim. Uşaklılar çok müptelaları hariç, Murat Dağı'na çocukluklarında, gençliklerinde ve daha sonraki yıllarda topu topu 2 veya 3 defa gidiyor. Tıpkı bizim birçoğumuzun Yedigöller'e gitmesi gibi!  Ama bir gerçek var ki sanki her gün gidiyormuş gibi dillerinden düşürmüyorlar. Yinede bu efsaneyi yakından görmek ve yaşamak uzun yıllar sonrada olsa güzel ve bilgilendirici oldu diyebilirim.

     

     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak