Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Ben demiyorum ama derler II

Cumhur Bandakçıoğlu

    9 Ekim 2006

    Yukarıdaki başlığı daha önce 12.06.2006 tarihinde, Cumhuriyet parkı ile yaşanan gelişmeler üzerine koymuştum. Bu haftanın gündemine istinaden, ?Ben demiyorum ama derler II? olarak tekrar koyuyorum. Bildiğiniz üzere memleketimiz dönem dönem ulusal gündeme konu olmaktadır. Son olarak da kutsal topraklar, 4?üncü başkan yardımcısıyla memleket geneline konu olmuştur. Doğal olarak konu büyük bir tepki uyandırmıştır. Biz biliyoruz ki Sn Başkanımız bu eylemini öyle gözü kapalı yapmamıştır. Yani ölçmüş- biçmiş- tartmış, kendisine, dolayısıyla Bolu'ya fayda sağlayacağı inancıyla yapmıştır. Belki de Sn. Başkanımız bunu bir seçim yatırımı olarak planlamıştır. Muhtemelen Cumhuriyet tarihinde ikinci bir örneği olmayan bu eylemle Başkanımız belediyeler tarihi literatürüne girmiştir. Muhtemelen, belki Ankara?da bazı belediyelerin temsilciliği olmuştur ama, Ankara?da yaşayan bir başkan yardımcısı olmamıştır diye düşünmekteyim. Tabii işin enteresan tarafı bu şahsın Bolu Milletvekili Sn. Mehmet Güner?in sekreteri olmasıdır. Zaten kafalardaki soru işaretlerinin büyük bir bölümü de bu noktadan çıkmaktadır. Çok bilinmeyenli denklemlerin üzerinde bir durumdur. Tabi Sn. Başkanımız böyle uygun görmüş, Sn milletvekilimizde bu durumdan bir hicap duymamış ki atama gerçekleştirilmiştir. Gelelim işin ben demedim ama derler kısmına, Ankara?ya iktidar partisine 3 milletvekili vermiş bir vilayete, birde belediye başkan yardımcısı atanması tıraji komik bir olaydır. Yani Sn. Başkanım bu işin Türkçe meali; Evet 3 milletvekilimiz var ama, Bolu Belediyesi?ne bir fayda sağlayamıyoruz. O yüzden orada işi bitirici birisine ihtiyacımız vardı, bundan dolayı bunu yapmak zorundaydım mı oluyor? Eğer böyleyse artık ben bir şey demesem daha iyi. Demesi gerekenlerin cevap vermesi daha doğru olacaktır. Yok, 3 vekilimiz var fakat vekillerimizin ulusal ve uluslararası alandaki yoğun tempoları sebebiyle, Bolu'ya zaman ayıramıyorlar. O yüzden böyle bir arayış içine girdik deniyorsa, tabi başka! Bende her aklıselim gibi hak veririm yani! Buradan çıkarılacak diğer bir konu ise, demek ki seçim meydanlarında eğer Belediye Başkanı iktidar partisinden olmazsa memleket hizmet alamaz, ya da milletvekili adaylarının bizler Bolu'nun Ankara?da gözü, kulağı, eli ayağı olacağız geyiğidir. Buradan çıkan sonuç da; demek ki olmuyormuş ve böyle bir tasarrufa ihtiyaç duyulabiliyormuş. Yani ben demiyorum ama genel anlamda herkes böyle der böyle düşünür. Eee.. ne diyelim, vekillerimiz bunları düşünmüyorsa biz niye düşünelim. Gelelim sekreter olayına, sekreter kelimesi son yıllarda güzel Türkçemize asistan kelimesinin yoğun ve geniş anlamlı girmesiyle küme düştü ve sadece telefona bakıp not alan anlamını yüklendi. Hâlbuki biliyoruz ki, ister sekreter ister asistan olsun, son derece önemli görevleri üstlenmektedir. Ankara?daki bacımız içinde ön yargılı olmayalım. Onun bu işte bir suçu yok. Belki gerçekten Bolu ya çok faydası dokunmuştur ve dokunacaktır da, ama bir gerçek var ki alışılmışın dışında bir olaydır, tepkiler ve mizahi yaklaşımlar son derece normaldir. Başkanım yani bende de bu kadar uluslararası tecrübe var. Hani beni de New York?dan veya Brüksel?den sorumlu başkan yardımcısı olarak düşünmez misiniz? Ben maaş falan da istemem, bir kartvizit yeter!

    Fakir BOLU!

    Aslında cümle âlem biliyoruz ki, hantal bürokrasiye ve iktidarlara teslim olmuş Devlet İstatistik Enstitüsü Kurumunun verilerinin pek gerçekleri yansıtmadığını. Nitekim Bolu ilgili verileri de Bolu'nun teşvikli iller kapsamına girmesine engel olmuştur. İşin en trajik kısmı ise bu kararın başta milletvekillerimiz olmak üzere, Belediye, Ticaret Odası, Üniversite, sivil toplum örgütleri tarafından da kabul edilmesi, yani DİE raporlarının doğru olduğunun savunulmasıdır. Tabii bunun aksini iddia eden yani Bolu'nun söylendiği gibi zengin bir il olmadığını savunan aklıselimlerin sayısı da az değildir. Sevgili Yurdaer Kalaycı amcamızın hazırladığı ve Bolu'nun gerçek durumunu gösteren rapor, en başta O?na kendisini Turizm Bakanı zannediyor diyerek eleştirenlere ve O?nun hazırladığı raporu dikkate almayanlara iyi bir cevap olmuştur. Tabi bu işten asıl darbeyi Ticaret Odası yemiştir. Çünkü bu işi onların takip edip sonuçlandırması ve Bolu gerçeğini kamuoyuna sunması gerekirdi. Her zaman dediğim gibi başta TOBB olmak üzere, Ticaret Odaları kendini tatmin merkezleri ve yiyelim, içelim, geziye gidelim merkezleri olmaktan çıkmalıdırlar.

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak