Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Denizli seferi

Cumhur Bandakçıoğlu

    23 Mayıs 2005
    Denizli seferine gitmeyi bir hafta önceden programımızı almıştık. Seferin nasıl gerçekleşeceği ise kesinlik kazanmamıştı. Uşak üzerinden mi gitsek yoksa farklı bir yol mu izlesek diye düşündüğümüz günlerde kutsal topraklardan (Bolu) Kaptanı Derya Kınacı Paşa?dan gelen stratejik bir teklifle, Denizli seferine Bursa-İzmir üzerinden Kuşadası?nda lojistik ikmâl yapılarak gitmek uygun görüldü. 13 Mayıs 2005 saat 18:30?da Yalova Topçular Bölgesi?nde Bolu'dan gelen birliklerle buluşup seferimize başladık. Gemlik?e doğru Zeytinci Mustafa Çam?ı göreceksiniz diye buyuran Levazımcı Doyran Paşa talimatıyla Gemlik?e uğrayıp yıllık zeytin ihtiyacımızı giderdikten sonra Dürdane sırtlarından başlayan çilekeş Bursa etabını yaklaşık 2,5 saat de geçtik. Geçerken uğradığımız Bursa?nın meşhur kebapçısında yediğimiz dönerin, pardon kazık kebabının tadı damağımızda kaldığını da unutmadan söylemek istiyorum. Böylelikle bizlere ders olacak şekilde bir kebapçının nasıl çok şubeli hale geldiğini anladık. Bu yöreden geçeceklere duyurulur! Susurluk vadisine gelip bir tas ayran için konakladığımız han da, memleketin meşhur zeytin tüccarlarından bir zatı muhteremi yanında bir grup evcil kedisiyle gördük. Önde iki, arkada iki kedisi ile burada süt yok mu diye bağırıyordu. Hancı el pençe divan durmuş sütümüz yok ayran versek olmaz mı diyordu? Saat 03:00 sularında Kuşadası?ndaki ordugâhımıza ulaştık. Burada kale komutanı Devşirme Stockholmlu Yaman Paşa tarafından büyük bir coşkuyla karşılandık. 05:30?a kadar bir sonraki günün plan ve koordinasyonunu yaparak günü sonlandırdık. Cumartesi nefis bir havayla birlikte güne merhaba diyerek maç havasını Ege havasıyla teneffüs etmeye başladık. Güzel bir ada gecesinin ardından 15 Mayıs 2005 sabahı 09:30 itibarıyla Denizli yollarına koyulduk. Denizli şehir merkezine girişimizle kendinizi Bolu'da hissetmemeniz elde değildi. Gerek Denizli?nin meşhur horozu, gerekse Pamukkale?nin beyaz travertenleri, gerekse havlu bornoz fabrikalarının satış mağazaları adeta gözümüze kırmızı beyaz görüküyordu. Demek ki maç havasını biraz daha abartsaydık karayollarının Denizli tabelasını bile Bolu olarak görecektik. Bolu'da bile zor gördüğümüz bir çok dostumuz, arkadaşımız, ağabeyimiz karşımıza çıkıyordu. Denizli sokaklarını Bolu'nun bilumum toplu taşımacılık firmalarına ait araçlar kaplamıştı. Tarihi bir günü yaşıyorduk. Denizli?de bizlere katılan Elmalıklı Müdür Paşa?nın yönetim ve koordinasyonunda maç havasına girme tatbikatları kentin yamaçlarında başarıyla devam etti. Maça yarım saat kala gittiğimiz stadyumda giriş kuyruğu hâlâ devam ediyordu. Tribündeki manzara muhteşemdi. Maç başlama düdüğüyle Egopor?un maça ciddi ciddi asıldığını hissetmeye başladık. Yani bir hafta önce öngördüğümüz gibi rakip takım hiçte istediğimiz formatta karşımıza çıkamamıştı. Her ne kadar üstün oynuyor gibi gözüksek de takımımız vasatın üstünde bir top oynamadı. Artık umutların tükendiği ve dönüş yolunun sevimsizliği gözler önüne gelmeye başlandığı anda umut golü ve uzatma dakikalarında ise, mutluluğumuzu doruğa taşıyan son gol geldi. Yüce Allah bir kez daha yüzümüze gülmüştü. Objektif bir gözle bakıldığında hiç de kolay olmayan bir galibiyet aldık. Seyircimize övgüler düzülüyor. Bu övgü bence sadece Denizli?ye gelip üstüne kırmızı-beyaz forma geçirip maç seyreden kalabalığın ötesinde değildir. Zaten yıllardır böyledir bu. Boluspor seyircisi kuru sıkı bir fişektir. Çabuk demorolize olur, sesimizi kısarız. Giresun seyircisi sayesinde hareketlendik. Haklarını ödeyemeyiz. Her şeye rağmen şampiyonluk güzel, bayrağı çıkartıp gaza basmak, kornaya basmak güzel. Emeği geçen herkese teşekkürler.

    Bu işin kompetanı değilim ama, 2. Lig için Boluspor?da, A?dan  Z?ye % 60?lık bir değişikliğin şart olduğuna inanıyorum.

    Gündemi değiştirsek diyorum artık!

    Memleketin başka derdi sorunu yokmuş gibi günlerdir başta yerel gündem olmak üzere, ulusal gündeme düşen rektör kriziyle yatıp kalkıyoruz. Karşılıklı bir sürü gereksiz davranış ve eylemle ülkenin ne kadar gereksiz konularla vakit kaybettiğini bir kez daha görmüş olduk. Başbakanımızın kendisine 3 milletvekili,1 Belediye vermiş olan Bolu'ya ve Bolu halkına, bulunduğu makama Bolu halkının iradesiyle alakası olmayarak atanan bir hocamızın kişisel veya kurumsal bir davranışı için küsüp kara kaplı defterine yazacağını zannetmiyorum. Duygusal gözyaşlarında ortamı daha da gerdiğine inanıyorum.

    13 Mayıs 2005 Cuma günü Hürriyet Gazetesi?nde Ertuğrul Özkök imzalı yazıda Bolu Halkına neredeyse hakaret sayılabilecek kelimeler sarf edilmesine rağmen, Bolu Halkı?nın doğru dürüst tepkisi olmamıştır. Bu nasıl bir iştir? Gazeteyi sabah okur okumaz, Hürriyet Gazetesi?ne bir yazı gönderdim. Daha öncekilerde olduğu gibi bunu da görmemezlikten geldiler. Yine bolununsesi internet sayfasına ve haftalık yazıma bir ek gönderdim. Gazetenin internet sayfasında yayınlanmasına karşın esas baskısında bir karışıklık sonucu yayınlanmadı! Allahtan Kamuran Ağabey köşesinde bahsetti de duygularımıza tercüman oldu. İnternet köşesinde tepki verenlerin sayısı ise ben hariç 3 kişiyle sınırlı kaldı. Sn. Süleyman Aksu, Sn.E.Kırlıoğlu ve Eğitim Şart rumuzuyla yazan bir okuyucumuz. Sn. Süleyman Aksu?ya ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum.

    Rektör krizindeki tepki mesajlarının sayısı ise 50?nin üzerindedir. Bilmem anlatabiliyor muyum?

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Masa Sandalye Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak