Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Amerika da Bolulu günleri!

Cumhur Bandakçıoğlu

    3 Nisan 2006

    Geçtiğimiz hafta başında gazetemiz patronu Kamuran Alagözoğlu?ndan bir telefon alarak gazete adına acil olarak Amerika?ya gitmem gerektiğini öğrendim. Belediye Başkanımız ve milletvekillerimizle birlikte memleketimizin tanınmış simalarından Ahmet Uslu (namı diğer Lassa Ahmet) abimizin Amerika?ya gittiklerini ve onların bu gezisini izleyerek gazeteye haber geçmemi istediğini söyledi. İşin içinde Amerika olunca, bizde gözümüz kaplı işe hemen atladık. Geziye benimle birlikte memleketimizin meşhur sanayicilerinden Tibet Kınacı da eşlik etti. Tibet ile Lassa Ahmet abimizin arasının sıkı olması, bizim görevi tamamlamamızda yardımcı olur düşüncesindeydik. 29.03. 2004 çarşamba günü JFK havalimanına normal saatinde iniş yaparak yenidünyaya bir kez daha merhaba dedik. Her zaman söylediğim gibi New York dünyanın en pozitif stresli şehri. 24 saat yaşayan canlı bir şehir. Medeni durumlarımızın vermiş olduğu avantajla bir anda kendimizi Broadway?de bulduk. Bu cazibeli merkezi gerçek bir düş alemi. Kesinlikle dünyanın kalbi burada atıyor diyebiliriz. 72 milletten insan birbirine hiç dokunmadan New York?un ünlü Time square?de dolaşıyor. Tek kelimeyle etkileyici bir atmosfer..

    Pardon biz niye gelmiştik buraya ya..

    Kamuran abi ne işimiz olur bizim başkanımızla, milletvekillerimizle, ya bırak biz dünya literatürüne girmiş New York?lu kadınlarla ilgili falan bir haber yapalım. Dünyanın en duru sade ve şık kadınlarını yazalım..

    Tibetciğim, Lassa Ahmet abimizi ara da, buluşup bir kahve içelim. Bari hiç değilse birkaç kelam laf ederiz... Tibet her saat başı aramasına rağmen Lassa Ahmet abimiz telefonlara cevap vermiyor.. Ne yapsak ne etsek! Bari FBI arayalım. Başkanımızı ve milletvekillerimizi kaybettik bize yardım edin mi desek bilemiyorum..

    Allah?tan Amerika küçük olduğu için, kulağımıza bazı duyumlar ve burnumuza bazı kokular çabuk gelmeye başladı. Tam ümitsizliğe kapılmışken özel bir taksi servisi olan bir hemşerimize rastladık.. Adam bizim kim olduğumuzu bilmiyor?ve konuşuyor;

    ?Yahu hemşerim şimdi New Jersey?de İskender kebapçısındaydım Bolu milletvekilleriyle, Bolu belediye Başkanı da oradaydı.. Ya adamalar Türkiye?den geleli iki gün olmuş. Amerika?da İskender kebap yiyor. Bu ne biçim iştir? diye bize serzenişte bulundu. Tabi bizde kem küm ettik sonuçta koyu bir Bolu milliyetçisi olarak başkanımızı ve milletvekillerini haklı çıkardık. ?O kebapçı onları davet etmiştir. Onlarda kıramadıkları için kebap yemişlerdir, yoksa RED LOBSTER da Balık falan yerlerdi? dedik. Bu arada bir türlü sıcak temas gerçekleştiremiyoruz. Amerika kazan, biz kepçe izlerinin peşindeyiz.

    Günlerden Cuma oldu Tibet dedim, bak bizim ekip kesin New York merkez camii de (İslam Kültür Merkezi) Cuma namazını eda ederler... Atladık bir taksiye doğru River Side 72. caddedeki camiye tebdili kıyafetlerimizle damladık. Cemaatin içinde Bolulu avındayız. Nafile yine bulamadık. Son anda gelen bir istihbaratla ekibin, Washington D.C. civarlarında olduğunu öğrendik.. Galiba beyaz saraya başkan Bush?a gittiler diye düşündük. Tabi daha sonradan Lassa Ahmet abimizin Washington tecrübesinin bizlerden çok ileride olduğunu hatırladık. Ekibimiz Maryland yakınlarında Cuma namazını eda etmişler, daha sonra da Benim yazılarımda sık sık bahsettiğim Özer çiftinin (Ayşe ablam ve Murat Özer hocamızın) evinde kahve içmişler?

    Sevgili Kamuran abi biz bu takip işinden sıkıldık. Biz artık gerçek amacımıza ve ilgi alanımıza odaklanıyoruz. Seni öpüyor memlekete selam ediyoruz. Biz bir hafta daha buradayız. Belki karşımıza yine birileri çıkar. Ümit ederiz ki yukarıdaki yazdıklarımızla özel hayatları deşifre etmemişizdir. Sevgili başkanımız, milletvekillerimizle ve Lassa Ahmet abimizin hoş görüsüne sığınıyoruz. Bu çalışmamızda bizlere enformasyon desteği sağlayan, Denizli eşrafından Makroteks firmasının sahibi sevgili Hüseyin Memişoğlu abime ve Washington D.C. de yaşayan sevgili Ayşe ablama teşekkürlerimi sunuyorum.

    New York?ta bulunmamızın tabii ki gerçek sebebi yukarıda yazdıklarımız değil. Her yıl olduğu gibi New York Ev Tekstili haftasında Amerika pazarının nabzını tutmak için buradayız. Maalesef gelişmeler pek iç açıcı değil. Birçok sanayicimizin (Tekstil) uzun zamandır üretim üssü olarak kullandığı, Türkî cumhuriyetler de bile maliyetler Amerika pazarı için Çin ile baş edemiyor. Türk tekstilcisinin karabasanı Çin gerçeği daha da belirginleşiyor. Çin?in sonu ne olur derseniz. Benim şahsi fikrim bir müddet sonra halk isyanı çıkacak ve kölevari çalışma şartları değişerek ülkenin yapısında ciddi farklılıklar olacaktır. Sevgili biraderim Tibet Kınacı?ya gelince, un ve yem sektöründen sonra hangi sektörde yatırım yapılabilirim diyerek çalışmalarda bulunuyor. New York da tekstil üzerine araştırmalar yaptıktan sonra San Diego?da sağlık sektörü hakkında incelemeler yapacak. Bendeniz buradan Arkansas?a geçerek Eski ABD Başkanı Clinton?nun memleketinde ve WAL-MART imparatorluğunun merkezinde bir takım çalışmalarda bulunacağım. Haftaya Arkansas?dan son gelişmelerle karşınızda olacağım.

    Geçen hafta üzdüklerimize!

    Geçtiğimiz hafta değerli hemşerim Sn. Ali Murat Ünsal dan bir mail aldım. Mailinde geçen haftaki yazımda Sakaryalı bir doçent alarak bahsettiğim kişinin (Sn. Arif Bilgin) aslen Bolulu olduğu ve yazımın kendilerini üzdüğünü belirtmişti. Bu mailin akabinde gazetemiz yazı işleri müdürü Hakan Aydın?ın da hışmına uğramıştık. Öncelikle kendilerini üzdüğüm için özür dilerim. Bilindiği üzere Bolu Belediyesi tarafından hazırlanan ?Çanakaleden Cumhuriyetimizin Kuruluşuna Bolulu Şehitler? adlı kitabın içeriği ile ilgili biraz eleştiri yapmıştım. Zannediyorum bu eleştirilerde büyük bir çoğunluk benimle hem fikirdir. Son bölümde espri mahiyetinde kitabın yayın kurulunda bile Bolulular azınlıkta demiştim. Aslında bu bölüm tamamen o günün gündemiyle Boluların girişimcilik yönüne bir atıfdı. Herhalde vermek istediğimiz mesajı tam olarak anlatamadım. Şimdi gelelim savunmamıza; O yazıyı ben ABD?den yazıp göndermedim. Yazı işleri müdürümüz Hakan Aydının yanında yazdım ve her cümlesinde ona bir şeyler sordum. Hakan?ın beni doğru bilgilendirmesi gerekirdi. Sakarya Üniversitesi?nde doçent olan Sn. Arif Bilgin?in aslen Bolulu olduğunu bana söylemesi veya beni bu konuda uyarması gerekirdi diye düşünüyorum.. Diğer taraftan basılı eserde yayın kurulu üyeleri hakkında küçük bir biyografi olabilirdi diye düşünmekteyim. Oldukça önemli bir akademisyenimizi kamuoyuna tanıtabilirlerdi. Bilmem haksızsıyım. Bu açıdan baktığımızda ben haklı olarak gözükmekteyim. Bu durumda benim aklıma gelen, yayın kurulu ya bir birinden habersizdi, ya da yayın kurulu diye öylesine yapılmış bir liste basılmıştı. Başta dediğim gibi tamamen espri mahiyetindeki bir bölümü etnik ayrımcılık haline dönüştürmek biraz abesle iştigal. Tabiî ki Bolu hakkında veya Bolu için Bolulu olmayan insanlarda birçok şey yapabilir. Aydin kardesler de buna en güzel örnektir.

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak