Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Acem Diyarı'ndan Bolu'ya...

Cumhur Bandakçıoğlu

    22 Ekim 2012

          Meksika dönüşümüzden 4 gün sonra rotamızı dünya gündeminin şu günlerde en önemli başlıklarından olan İran'a çevirdik. İkinci kez İran'a seyahat edeceğimiz için, ilk seyahatimizdeki endişelerimizden oldukça uzak olsak da, kabul etmeliyim ki son dönemde ABD liderliğinde İran'a karşı ciddi bir tepki ve tavrın olması, acaba biz oradayken bir şeyler olur mu sorusunu da kafamızdan çıkarmamıştı.
          Ülkenin başkenti Tahran, bazı kaynaklara göre dünyanın 18., bazı kaynaklara göre ise 12. büyük nüfuslu kenti konumunda dev bir şehir. Şehrin en önemli özelliği kuzey bölümünün denizden yüksekliği 2000 metre iken güney bölümünde 1500 metre ye düşmekte yani 500 metrelik bir rakım farkı oluşması, bu da şehirde aynı anda 2 ilklimin yaşanmasına sebebiyet verebiliyor.
         Bana göre Tahran'daki en büyük olumsuzluk ise trafik ve getirileri.  30 gün içinde 4 metropol şehirde zaman geçirdim, İstanbul, Moskova, Meksika City ve Tahran.  Tahran Trafiği İstanbul ve Meksika City'den daha kötü olup, Moskova'yla başa baş diyebilirim.  Yoğun trafik demek egzoz gazı demek. Gerek motosiklet kullanımının çok yoğun olması, gerekse egzoz emisyonu değerlerinin pek önem taşımaması, Tahran'da insan sağlığını çok ciddi etkilemekte.  Trafik konusunda halihazırda çok ciddi yatırımlar yapılmakta. Ekspres yollar, tüneller, üst geçit ve metro yatırımları son bir yıl içinde bile ciddi boyutta gerçekleştirilmiş olup kendisini şehrin hemen her noktasında göstermesine rağmen toplam sonucu pek de etkilediği söylenemez.
          Tahran şehrinin her yerleşim biriminde olduğu gibi çok güzel bölgeleri bulunmakta. Rıza Şah devrinde dikilen ağaçlar bugün şehre Avrupai bir hava vermekte. Şehir olarak Ankara'yı andırdığını söyleyebilirim. İran deyince karaları bağladığımız konuların başında kadınların toplum içindeki konumu gelmekte. Tahran'da sokaktaki kadın pek de kafamızda canlandırdığımız türden değil. Tahranlı kadın oldukça bakımlı ve şartlar dahilinde oldukça şık. Kara çarşaf kadının hayata katıldığı noktalarda oldukça azınlıkta. Başörtüsü saçın oldukça açık bırakacak şekilde kullanılmakta. Türkiye'deki türban ve benzeri kullanımların İran'a göre çok çok daha kapalı olduğunu söyleyebiliriz. Yalnız İran'da kamuda çalışan bayanlar için durum biraz farklı.
           Bunca yıldır dünyanın farklı ülkelerini gezen bir kişi olarak çok açık ve net olarak söyleyebilirim ki. Türkler'i ve Türkiye'yi en çok seven millet İranlılardır.  Gerçekten ülkemizi her yönüyle çok sevmektedirler. Bu sevginin altında yüzyıllara dayanan komşuluk, kültürel benzerlikler, inanç ve de Türkiye Cumhuriyet'in hali hazırdaki mevcut laik yapısının sunmuş olduğu imkanlardır.  Son dönemde Suriye krizi ile yaşanan ayrışmalara rağmen, bu sevgide en ufak bir eksilme olduğunu söyleyemeyiz.  Ortadoğu'da bir fenomen haline gelen Başbakanımız'ın sevgisinde ise geçmiş yıllara göre bir düşüş olduğu da, yine gözlemlerimiz arasında! Bunun başlıca sebebi de Türkiye'nin dış politikalarının ABD eksenli olması diyebiliriz.
          Dış ticaret tecrübelerimin ışığı altında İran'ın Türkiye için oldukça önemli bir pazar olduğunu yine net bir dille söyleyebilirim. Türk mallarının gösterilen ilgi, pazara yakınlık, kalite ve fiyat gibi avantajlarımızla İran'ın büyük nüfusu, Türkiye için asla vazgeçilmeyecek, bir kenara bırakılmayacak özelliklerdir.  Bugün dış ticaretinin çok büyük bir bölümünü, Çin, Rusya ve engellemelere rağmen, Türkiye ile yapan İran ticari ve finansal anlamda kıskaca alınmış durumda.  Ülkede medikal anlamda (ilaç) sıkıntısı baş göstermeye başlandığı söylenmekte. İran'a ayak bastığımız an itibarıyla ciddi bir finansal krizin yaşandığını hemen fark etmektesiniz. Döviz kuru alt üst olmuş durumda. İran'a karşı bu tutumun altında nükleer güç, uranyum gibi terimler olsa da, ben genel anlamda mevcut rejimin bütünüyle hedef tahtasında olduğuna inanıyorum. 1979 yılında İran Monarşisi'ne karşı gerçekleştirdiği devrimle ülkenin yönetimini ele alan İmam Humeyni tarafından kurulan İslam Cumhuriyeti'nin tarihinin 2. büyük sıkıntılı dönemini yaşadığını söyleyebiliriz.
          Diğer önemli bir konuya gelecek olursak,  yani acaba Türkiye İran olur mu sorusuna gelecek olursak; kişisel olarak buna asla inanmadığı bir kez daha söyleyebilirim.  İran rejimi benim gözlemlediğim kadarıyla kendi içinde ciddi oranda kabul görmemekte olup, sadece iktidar gücü ve zoruyla ayakta durabilmektedir.  İktidar gücüyle ayakta duran, içeride manen bölünmüş ve tek bir ülküye sahip olmayan ülkelerin dış güçlerinde desteğiyle ve de yönetimlerin bariz hatalarıyla nasılda kolayca bölündüğünü ve yıkıldığını son bir 1-2 yıl içinde hep beraber birkaç defa şahit olduk.  İran İslam Devrimi'nin altında böyle bir gerçeğin yattığını yani oluşumunun bu şekilde gerçekleştiğini çok rahatlıkla söyleyebiliriz.  1979 yılında Air France uçağının pilotunun İmam Humeyni'yi eliyle uçağın kapısından piste kadar indirmesini, sadece tarihe geçecek bir karede yer almak isteği olarak yorumlamak bence saflıktan öteye gitmez.  Bu durum devrimin dibindeki dış güçlerin rolünün bir göstergesidir. Kısa ve öz sonuç;  'Kızım (İranım) sana söylüyorum gelinim (Türkiyem) sen işit dir.
          İran Devrimi'nin lideri Ayetullah Humeyni'nin Tahran'in güneybatısında, İran'ın en büyük şehitliğinde bulunan ve 'Haram-e Mohtar ( Her tür necasetten arınmış türbe) adlı türbesine de bir ziyaret gerçekleştirdik. Cami, türbe, külliye olarak yapılan hali hazırda da yapımı devam eden komplekste 23.000 kişinin ibadet edebildiği söylenmekte. Türbe, caminin içinde, Humeyni'nin kabrinin bulunduğu bölüm korunaklı bir camekân içinde olup camekânın dışında ise Humeyni'nin eşinin, oğlunun kızının ve damadının sandukaları bulunmakta.  Ziyaretimiz, Perşembeyi Cuma ya bağlayan gece olduğu için türbe oldukça hareketliydi. Geceyi türbede geçirmek isteyen birçok İranlı zannediyorum büyük çoğunluğu Tahran dışından çevre yerleşim bölgelerinden gelerek ibadetlerini gerçekleştiriyor ve farklı enstantanelerle karşımıza çıkıyordu.

          Dünyanın 4 büyük metropolünde trafik keşmekeşi yaşayan bir kişi olarak sakin bir yerin özlemiyle hem de Kurban Bayramı vesilesiyle rotamız bugün itibarıyla Bolu ya çeviriyoruz. Hoş Bolu'da bizi pek de sakin bir ortamın beklemediğini, sinir katsayımızın tavan yapacağı haberlerini almış bulunuyoruz. Bolu Beledeyise'nin muhteşem ön görüleriyle bahçelerimizin yıkıldığını, ellerimizle dikip büyüttüğümüz ağaçlarımızın çiçeklerimizin yerle bir edildiğini, yol genişletme Bolu  trafiğini rahatlatma hikayeleriyle yeşil bahçelerin yerini beton kaldırımların alacağı haberini almış bulunuyoruz. Anlayacağınız bu köşenin önümüzdeki hafta konukları birinci sıradan Aladdin Başkan, meclisi ve ekibi olacaktır.
          Bu vesileyle Mübarek Kurban Bayramınızı, Cumhuriyetimiz'in 89 yılı ve Cumhuriyet Bayramınız'ı kutlarım.

    Resimler;  Harem-e Mohtar,  Humeyni'nin Türbesi Türbe dışında sabahı dışarıda yatarak ve veya çadırda bekleyenler,  Cami de Ahmed Humeyni, Ayetullah Hamaney, Ayetullah Humeyni Posterleri.

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak