BolununSesi, Bolu Halkı'nın vicdanının sesidir

Fatma ile Mübeşşire.. Çeşme.. Seksek Çizgisi..

Erdoğan Mühürcüoğlu

Fatma ile Mübeşşire.. Çeşme.. Seksek Çizgisi..
    23 Haziran 2020

           Fatma ile Mübeşşire.. Çeşme.. Seksek Çizgisi..
           ''Hatırlamaz mıyım sizin evi'' dedim,''Fırka'daydı.. Vahap Tuncer'in, Eczacı Hilmi beylerin arka sokağında.. "Bravo'' diyor, ''ömrüne bereket..! Geçenlerde paylaştığım 'Fırka' fotoğrafını görünce zor tutmuş kendini ağlamamak için.. 'Titiz Şahine' hanım’dan bahsettik biraz.. Vahap Bey'in eşi Hatice Hanım'dan, Eczacı Hilmi bey'den, Muzaffer Hanım'dan ve kızları Jale ile Hale'den.. Havuzları, anıtsal merdivenleri akasya ağaçları ve girişteki aslan heykelleri ile Fırka’dan..
    * * *
          Sizin mahalleye gidince 'Gurbete gitmiş gibi' olurduk biz dedim.. 'Sizin sokakta bir ev olacaktı, ne zaman önünden geçsem çocukları azarlayan bir hanım olurdu balkonunda..
    * * *
           Deli Hatçe'ymiş o.. Vahap Tuncer'in eşi.. Aslında deli değilmiş de, sürekli çocukları azarladığı ve sürekli ''İnersem aşağıya'' tehditleri savurduğu için "Deli Hatçe" ye çıkmış adı.. ''Güzel ve alımlı bir kadındı Allah için'' diyor.. Hafta sonları Vahap bey'le en şık elbiselerini giyer Çizmeci'ye yemeğe giderlerdi.. En şenlikli zamanlarıydı mahallenin.. Deli Hamide geçerdi bizim sokaktan, Bacacı Lale geçerdi, yanında ikişerli sıra halinde yürüyen köpekleriyle Deli Ömer geçerdi.. Deli Ömer'in Deli Hamide'ye vurgun olduğu zamanlar..
    * * *
           Fırka'da donmuş havuzun üzerinde az mı kaymışız, az mı yuvarlanmışız havuza birlikte.. Evin altındaki tünelde bazen iki büklüm, bazen diz üstü yürüyüp az mı define aramışız.. Hiç birini hatırlamadım yalan yok.. Sürekli ''hı hı'' dedim ayıp olmasın diye..
    * * *
          ÇEŞME..
          Son yazım hakkında konuştuk biraz.. 'Haklısın' dedim bizim sokaktaki çeşmeyi unutmuşum.. Tabaklar Hamamı'nı da daha önce yazdık diye yazmadım.. ''Olmaz ki!” diyor, 'musluğuna ağzımızı dayayıp su içtiğimiz, elimizi yüzümüzü yıkayıp, ferahladığımız çeşmeydi o.. O kadar da tembih ettim sana, yaz şunu! diye.. Üstelik senin anıların vardı o çeşme ile ilgili.. Hani kiremitle çizilmiş bir seksek çizgisi göstermiştin 70'lerde.. Papatya'nın çizdiği..
    * * *
          ''Sultan Abdülaziz'in ''tez zamanda yapıla !'' diye emir buyurduğu çeşme unutulur mu? Hayratın arkasındaydı demez mi insan? Naime hocanım'ın evinin biraz aşağısındaydı demez mi? Ben olsam Kamber Ağa'yı bile yazardım.. Her fırsatta evden kaçıp soluğu çeşme başında alan.. Bir cebinde 35'lik rakı şişesi, diğerinde çay bardağı..
    * * *
         ''Yazık'' diyor.. ''Ne çeşme kaldı şimdi oralarda, ne çeşme başlarının şarkılara konu olan romantizmi.. Sadece çeşme de değil şekerim, şehrin geçmişi ile ilgili ne kadar sembol varsa yok ettik biz.. Deveci Han, Çelebi'nin Hanı, Kara Şükrü'nün Han'ı, Kaptan'ın Han'ı, Hakkı Dayı'nın Han'ı, Nalbant Han, Çukur Han.. Nerede bunlar? Lafa gelince herkes yarış atı..
    * * *
           ''Ben olsam, eski Belediye'den başlarım yazmaya.. Tabaklar Hamamı'na nasıl kumpas kurduk onu yazarım.. Fırka'yı, Gazipaşa Okulu'nu yazarım.. Ne bileyim, önündeki süs havuzuyla birlikte yok ettiğimiz postaneyi yazarım.. Hafta sonuna denk getirip yıktığımız Memleket Hastanesi'ni yazarım.. O Memleket Hastanesi ki, şehri kırıp geçiren Frengi salgını sırasında inşa edilmiş.. ''
    * * *
            ''Aç bak Prof. Mehmet Temel'in yazdıklarına..1892 ile 1922 yılları arasında 17.770 kişi tedavi edilmiş o hastanede.. Bunlardan 10.378'i frengi hastası.. Ve işin en komik tarafı ne biliyor musun? Tarihi eser niteliğindeki Hastaneyi yıkmış sonra da gitmiş hastanenin gasilhanesini 'Tarihi Kızılay Hamamı'' diye tescil ettirmişiz..''
    * * *
          FATMA İLE MÜBEŞŞİRE..
           Kafam karıştı.. ''Aç bak Prof. Mehmet Temel'in yazdıklarına'' dedi ya, eve döner dönmez ilk işim ona bakmak oldu.. Breh, breh, breh, breh.. Bu güne kadar hiç duymadığımız bir sürü şeye rastladım gerçekten.. Yakası açılmadık sözlere.. Bunları netameli bir konu olduğu için duymadık besbelli.. Frenginin önlenebilmesi için ''Kadın Oynatma ile mücadele'' konusu var.. Kastamonu veya Bolulu olanların ellerinde Frengili olmadıklarına dair bir belge yoksa, Türkiye'nin hiç bir yerinde evlenemeyecekleri konusu var, şehirde hastalığı yaydığına inanılan Fatma, ve Mübeşşire adlı iki hanım'ın (fahişe'nin) bir eve kapatılıp tecrit altına alınması var.. Ve en ilginç olanı da, Bolu'da Genelev açılması için yapılan çalışmalar..
    * * *
           Okurken Kamil Bilgihan'ın kömür kamyonlarıyla gittiğimiz Boluspor maçları geldi aklıma.. Ankara'da Papaz Oktay Abi'nin tuzağına düşüp 'Bentderesi ne tarafa düşüyor" diye adres sorduğumuz Büfeci geldi.. Elinden kaçarak kurtulduğumuz Büfeci.. Kaçarken 100 metrede dünya rekoru kıracaktık az kalsın..
    * * *
           SOL PEZEVENKLER..
           "Hani eski bir resme bakarken" diyordu ya Erol Evgin, "Hani yılları sayar da insan" diyordu ya, "Hani gözleri dolar ya birden.." Geçenlerde vefat eden Dom Ali'yi bu arkadaş da duymamış.. 8 mayısta İstanbul'da kaybettiğimiz Yurdaer Somay'ı da.. Dom Ali’nin Saray Sineması'nın önünde çekilmiş bir fotoğrafı vardı internette.. Fotoğrafı bu arkadaşa da gösterdim hatırlasın diye.. Mustafa Eren'in, Basri Fırat'ın, Mürşit'in, Ahmet Uslu'nun, Sabri Fırat'ın, Keçi Taner'in olduğu fotoğrafı..
    * * *
          Ve Yurdaer Somay'ın 1958 yılında, Ortaokulun önünde sınıfça çekilmiş fotoğrafını.. Utku Tüzer'in, Metin Karageyik, Atilla Karaer, Nevzat Çınar, Hüseyin İka, Fikret Gezgin gibi arkadaşların olduğu fotoğrafı.. Kızlardan; Alev'in, Aysel'in, Meleknur'un..
    * * *
          ''Çok yetenekli biriydi Dom Ali'' diyor.. ''Merasimlerde elindeki asa'yı sağa sola sallar, arada bir havaya atıp, bir kaç takla attırdıktan sonra tekrar yakalardı rahmetli.. Sopa da sopaydı ha..! Fırınlanmış gürgenden, nikelaj topuzlu, kordonlu..
    * * *
           ''19 Mayıs törenlerine hazırlanırdık Lisenin bahçesinde.. Önde Dom Ali, arkasında biz.. Mürşit, Ahmet Uslu, Keçi Taner, Haluk Günceoğlu, Deve Erkan, Tingilli Uygur..
    * * *
           Cahit Hoca'nın; ''Sol pezevenler sol'' komutuyla dört dönerdik okulun bahçesinde.. En arkadaki davul'un ritmi ve Cahit hoca'nın komutu eşliğinde dört dönerdik.. Sol pezevenler sol..! Sol, sol; sol pezevenkler sol..''
    * * *
          Ben de Bando'nun Baykan'ın önünde yağmura tutulduğu bir günü hatırlattım kendisine.. Gök gürlemesiyle bir anda bastıran yağmur'u, yağmurdan kaçışan, saçak altlarına sığınan öğrencileri ve bir anda yol kenarından şarıl şarıl akmaya başlayan suları.. O güne ait bir fotoğraf olacaktı evde, bulursam paylaşacağımı söyledim kendisine..
    * * *
          Ölümden kaçış yok bunu biliyoruz, hayat için ''iki parantez arasıdır'' derler, bunu da biliyoruz.. Ama yine de her ölüm haberi ile sarsılıyoruz nedense.. Hele ölen, aynı şehri, aynı okulu, aynı sokakları paylaştığımız biri ise.. Bunu Yurdaer Somay ile 8 Mayısta bir kez daha yaşadık..
    * * *
           Ölüm var ve saati yok maalesef.. Geçenlerde biri yazmıştı.. Kimdi yarabbim? ''Dünyanın en zengin adamı 56 yaşında öldü’’ diyordu.. ''En zeki olanı 20 yaşında tekerlekli sandalyeye mahkum oldu.. Dünyanın en iyi boksörü son zamanlarında kibrit çakamaz durumdaydı.. Türkiye'nin en zengin adamını yaptırdığı süper lüks hastaneye yetiştiremediler, devlet hastahanesinde öldü..
    * * *
           Neyse; Bugünlük de bu kadar olsun arkadaşlar.. Aceleyle yazdık, hatalarımız olduysa affola.. Hoşça kalın.. Kendinize iyi bakın..
           

            Erdoğan Mühürcüoğlu.. 22.06.2020

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak Tonet Sandalye Cafe Koltukları Cafe Masa Sandalye Cafe Sandalye