Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Sait Faik.. Sahte peygamber.. Kemal Abi..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    9 Şubat 2014


           Şemsi Tebrizi'nin "Makalat" isimli Kitabında 'Kadınlar hamamına giren erkek' başlığıyla bir hikaye anlatılıyor; Bir adam varmış; aslında tam bir erkek ama yüzü tıpkı kadına benziyor.. İşte bu kadına benzeyen adam, bu özelliğini kullanarak kadınlar hamamında tellak, (natır) olarak işe başlamış. Aralıksız otuz yıl hamamda kimseye belli etmeden kadınları, kızları sabunlamış keselemiş gıcır gıcır yıkamış.. Bir gün hamama gelen sultan'ın kızı; 'tellak' kendisini yıkasın diye' sıra beklerken, kulağındaki yakut küpenin kaybolduğunu farkedip 'küpem de küpem' diye ağlamaya, bağırmaya başlamış..
    ***
           Hemen görevliler gelmişler, herkesin tepeden tırnağa aranmasını ve yüzüğün mutlaka bulunmasını istemişler.. Yıllardır hamamda kadınları yıkayan adam 'erkek olduğum anlaşılırsa ne olur benim halim' diye tir tir titriyor; 'ya rabbi, beni bu aramadan kurtar' diye dua ediyormuş.. Tam ona sıra geldiğinde 'Sultanın yüzüğü bulundu' haberi gelmiş de içerden, adam derin bir oohh! çekmiş.. Bu hikaye hem Şemsi Tebrizi'nin 'Makalat' Kitabında, hem de Mevlana'nın 'Mesnevi'sinde anlatılıyor..
    ***
          Bu hikayeyi bir habere bağlayacam da onun için anlattım.. İnanılmaz bir haber.. 'Hayatta insanın başına her şey gelebilir' tamam ama, bu kadar da olmaz yani.. Kayseri'de kadınlar hamamında yıkanan 42 yaşındaki Fatma'nım ile genç kızının kucağına, hamamın baca temizliğini yaparken dengesini kaybeden Musa Aslan düşmüş, hem de yanındaki yardımcısıyla.. Hayret; arkadaş başka düşecek yer mi bulamadın! Sonra içeride bayanlar yıkanırken baca temizliği mi yapılır.. Birgün kapatsan hamamı, ölür müsün be hamamcı? Bence zavallı baca'cı 'öldüm de Hurilerin içine düştüm' sanmıştır kendini..
    ***
          Hani, bi abi vardı 'Allah verdikçe veriyor' diyordu; işte onun gibi ben de gülmekten krize girdikçe aklıma daha çılgın sahneler geliyor..'Salako' filminde sevgilisi emine için, damda şarkı söylerken bacadan düşen 'salako' vardı hatırlarsınız.. Bir de Nurgül Yeşilçay mıydı neydi? Bir filmin hamam sahnesinde 'gökten sapır sapır herif yağacak' gibi bir şarkı söylüyordu kurna başında..
    ***
           Haberlerde falan sık sık rastlamaz mıyız; beş katlı binanın çatısına çıkmış düşünüyor adam kara kara; atlasa mı atlamasa mı..? Kim bilir belki de yükseklik korkusu falan var.. Aşağıdan bağırıyorlar yukarıya 'erkeksen atlarsın lan ! yemiyo dimi..? " atla lan puşt.. Adam çıkmış çatının tepesine 'çekilin ulan! diyor 'atarım bak kendimi' aşağıdan cevap gecikmiyor 'atla aşağı lan, vıdı vıdı etme..!
    ***
           Hem yazıyorum hem gülüyorum, adam kendi yazdığına güler mi? Nasıl bitecek  bu yazı..? Bolu'da da orta Hamam'a, hem de kadınlar gününde, girip de sağ çıkabilen tek erkek varmış duydunuz mu? Bir arkadaşımın da amcası olur kendisi.. Ondan dinlemiştik, inşallah burada anlattım diye başıma bir şey gelmez.. Başıma bir şey gelirse ondan bilirsiniz.. Arkadaşımızın amcası Orman İşletmesi'nde çalışıyor ve iyi de bir elektrikçi kendisi.. Bir gün işletmenin pikabıyla, -muhtemelen- hızla girdiği kavşakta duramayınca; duvarı yıkarak 'Orta hamam'ın soğukluğuna oradan da kurnaların olduğu bölüme geçiyor..
    ***
           Eee..? Sonra araba orada istop! ediyor.. İstop etmese biraz daha gidebilse karşı duvardan da geçip sokağa çıkacak.. tamam fazla abartmayalım ama; işin özü böyle yani.. Orta Hamam'a orman işletmesinin pikabıyla giriyor ve takunya, hamam tası darbelerinden kendini sokağa atarak zor kurtuluyor.. Hani izlediyseniz 'Hazreti İbrahim'in hazineleri' diye bir film vardı; aynı o filmdeki sahneler gibi; heyecanlı ve komik.. Bizim bir Hayriyanım teyzemiz vardı; böyle akla ziyan işler yaparsak peşimizden bağırırdı 'ilahi'den dilerimmm boyun bosun devrülsün deli oğlaaan!' Hamam hikayesini yazarken o geldi aklıma.. Kimse aldırmazdı ona, kızmazdı.. Bilirdik ki, birazdan çocuklardan birini evin önünde yakalayıp sırtına havlu mavlu koymak isteyecek, öyle biriydi Allah rahmet eylesin..
    ***
           Şimdi bakın başka bir şey daha hatırladım.. Bir seferinde size 'bizim mahalleye yolunuz düştü mü? diye sormuştum, hatırlamışsınızdır belki.. Şevket Amca'yı anlatmıştım.. Neredeyse tüm yaşamını Bakırköy Akıl Hastanesi'nde geçirdikten sonra şifa bulamadan tekrar mahalleye dönen Şevket Amca'yı.. O da Bakırköy'deki hastaneye gitmemek için evinin çatısına çıkmış itfaiye merdiveni kısa geldiği için polisler tarafından taşa tutularak indirilebilmişti çatıdan.. Kimler yoktu o sokakta; Altıparmak Ahmet kalfa, Yemenici Arif Özbaş, Günebakmaz Hayri Abi, Kasap Kuş Ahmet, Damgacılar, Yorgancı Bahri ve Fahri Abiler; yaz yaz bitmez.. Bazıları buraya koyduğum fotoğrafta var.. Çoğu da rahmetli zaten, çoğu değil belki de hepsi..
           SAİT FAİK..
           Ben ara sıra da olsa Sait Faik'ten de okurum. Zaten çok kalın değil onun kitapları, bir solukta bitirirsin istersen.. Bana çocukluk yıllarımı, eski Bolu sokaklarını falan hatırlattığından mıdır nedir? Okurken dinlendiğimi hissederim. Kitapçı dükkanlarının önündeki sepetlerde bol miktarda bulabiliyorsunuz bu tür kitapları.. Sait Faik'in en son okuduğum hikayesi 'Kestaneci Dostum..' Bu hikayede Sabahtan akşama kadar bir köşede kestane pişirip satan, Babıali yokuşunun vazgeçilmezi Mehmet Ali Canefe'yi anlatıyor Sait Faik.. Burada asıl önemli olan; romanda kestanecinin tezgahına tekme atan bir polis karakteri var; ve bunu ciddiye alan bir de zamanın emniyeti müdürü.. Yazarı sık sık karakola çekerek soruyor; 'söyle bakalım Sait Faik! Kimmiş bu kestanecinin tezgahına tekme atan polis?' Sait Faik kitabındaki polis karakterinin gerçek biri olmadığını bir türlü anlatamamış, hatta bu yüzden başı bir sürü derde de girmiş, kitabının ismini bile değiştirmiş polislerden kurtulmak için.
    ***
            KEMAL ABİ..
            Kalın kazağının üzerine giydiği yıpranmış deri yelek ve boynuna doladığı kahverengi kaşkol; bir de o yıllarda Almanya'dan izine gelenlerin başında sıkça görmeye alışkın olduğumuz deri fötr şapka; Kestaneci Kemal.. Hani yıllardır Kadı Camisi'nin yanındaki merdivenlerin başında kestane satar, işte o.. Hep oradadır, sabahın bir vaktinde kestane ocağını yüklenip Aktaş'taki derme çatma evin kapısından çıkan Garanti Bankası'nın oradaki yerine; merdivenlerdeki yerine kurulmak üzere yollara düşen.. Ekim'de kestane, Temmuz'da haşlama mısır satan..
    ***
           'Ben! dedim 'Mühürcü'nün ortanca oğlan! Hatırlamadın mı beni Kemal Abi? Hani Hava Kurumu'na kurban derisi götürüyordun.. Bir keresinde bana kızıp 'bak, beni uyuz etme' dediydin, hatırlamadın mı?  Gözünü baktığı yerden ayırmadan "Öyle mi?" dedi 'herkes çok değişti be ağanın, kimseyi pek tanıyamıyorum artık, her yer talebe doldu..! Dikkat ettim de; beni yabancı sandı galiba 'dil kırıyordu' konuşurken.. Kemalettin Tuğcu'nun romanlarından birinde gibiydik ikimiz de.. Hastaymış öyle dedi..
     ***
          Eylül zamanları, hangi yıl olduğunu tam hatırlamıyorum.. Kadı Camisi'nin önünde bir bank var, baktım boş; çöktüm hemen.. Çevreyi, geleni geçeni seyrettim bir süre. Biraz ötemde köyden getirdiği 'tarhana, peynir, mantar' gibi şeyler satan bir kaç köylü kadın var.. Biraz ilerdeki tartıcı çocuğun yanında da Kemal Abi.. Çocuğun başını okşarken küçük kese kağıdındaki kestaneyi tutuşturuyor eline. 'ne de çok büyüdün lan sen böyle' diyor çocuğa.. Güya 'gargaraya getiriyor' beleş kestaneden utanmasın diye çocuk.. Hiç bizden kaçar mı be Kemal Abi..?
    ***
           Bir kaç basamak aşağıdaki dükkanda; askeri eşyalar; kep, rütbe, apolet gibi şeyler satan dükkanda; bangır bangır Muazzez Ersoy çalıyordu ben oradan ayrılırken..
    'ömrümüzün son demi
    'sonbaharıdır artık..'
    Bir daha da göremedim, toparlanmış gitmiş o da..
    ***
            Bak, şimdi görüyor musun şansıma ne çıktı yazdıklarımın altına iki satır bir şey daha ekleyeyim dedim, karşıma ne çıktı. Hadi gel de şimdi sen bunu yazma.. Konu şu; Tüm İslam tarihine bakıldığında peygamberler sadece erkeklerden seçilmiş ya hani.. Hani, kadın evliya falan var ama; kadın peygamber yok ya.. Aslında öyle değilmiş işte! 'Secah' adlı bir kadın, dünyanın ilk ve tek sahte kadın peygamberiymiş.. O da Hıristiyan mış zaten..
    ***
          Delilikse delilik; Bir gün kafasına esmiş peygamberliğini ilan edivermiş kadın.. Bu konu burada anlatılamayacak kadar çok uzun.. Secah  kendisine inanan dört bin kişiyle  Medine'de, Müslümanların üzerine yürümüş. Çok kanlı bir çarpışmadan sonra yenilip  Müslümanlığı kabul etmiş falan filan.. Uzun hikaye anlayacağınız.. Benim asıl anlatmak istediğim Devrek taraflarında, 'Adatepe' diye bir yer var; orada da bir kadın gece rüyasında bazı esrarlı şeyler görmeye başlayınca 'vay ! ben peygamber oldum!" diyerek çıkmış ortaya..^Benim anlatmak istediğim bu..
    ***
            'Tuzluğu kapan' peşine takılmış kadının, arkadaşı Esma Bacı ile kocası ve bir sürü mürit birleşince güçlenmişler, devlete kafa tutmaya başlamışlar.. Öyle ki, bir gün 'zıvanadan çıkıp' devletin üstüne; Ereğli'ye yürümüşler.. Durumdan haberdar edilen Hamdi paşa'nın  'tepesi atıp' Kızlar Deresi denilen yerde bunların önünü kesince kanlı bir çatışma çıkmış aralarında.. Hamdi Paşa sahte peygamberi sağ olarak ele geçirmiş.. Başbakanlık arşivindeki belgelerde de ayrıntılı bir şekilde var bunlar.. 1930 yılında romanını bile yazmışlar, 'Çıkrıklar Durunca' adlı bir romanda baştan sona anlatılmış yaşananlar..
    ***
            Ee, sahte kadın peygamberin yakalanmasından sonra olaylar sona ermiş mi? Ne ermesi muhterem! daha da azmış.. Peygamberlerinin yakalandığını öğrenen 'Kız Evliyalar' çıkmış bu sefer sahneye 'Vay! sen bizim peygamberimizi nasıl yakalarsın !' diye  isyan edip bağırıp çağırmaya başlayınca bir sürü insan da akın akın bu isyana katılmaya, başlamış.. Kız Evliyaların bu isyanı Bolu'da da çok ilgi görmüş. İşin en garip tarafı; sahte peygambere biat edenlerin arasında Bolu Müftüsü Sıpkatullah Efendi de var.. Gerçekten çok enteresan. Bu Sıpkatullah Efendi'ye bu yazıyı bitirdikten sonra bir bakacam nasıl biri? diye.. Size de ilginç gelmedi mi? hani bir şeyleri tutarsın, tutarsın da son raddede patlarsın ya, şu an öyleyim.. Müftü bu ya..! 

            Beş yüz atlı ile Bolu bölgesinde Hükümetten daha kuvvetli olan bir de 'Pazvandoğlu çetesi' var.. Ben daha önce Atilla İlhan'ın bir programında da bu 'Pazvandoğlu' çetesini dinlemiştim.. Kim bilir? belki de bu olayı anlatıyordu.. Hatta Akpınar'daki bizim Pazvand'lar ile (İlhami'ler) bir alakası var mı diye düşünmüştüm..
    ***
           'Pazvand'ların katılmasıyla iyice kuvvetlenen bu topluluk Gerede, Ereğli, hatta Bolu'yu basarak yağmalar yapmaya, hapishaneleri boşaltılmaya başlamış.. Bunu duyan Vali Mehmet Reşit Paşa'nın tepesi atınca, İstanbul'dan gelen asker ve toplarla köyü kuşatıp Dudu Kadın ve Esma Bacı ile savaşçılarını teslim almış.. Sağ kalanlardan yüz kadarını zincire vurarak götürmüşler, Dudu Kadın ile Esma Bacı ise, kendi yaptırdıkları 'kutsal türbe' nin önünde  Cellat  Kara Ali tarafından başları vurularak öldürülmüş.. Arşiv belgelerindeki  kayıtlarda asılarak idam edildikleri yazılı nedense..
    ***
           Maarif Müdürü Ahmet Talat Onay Bolu Halkevi'nin Abant Dergisi'nde 'Bolu Hatıraları' adlı köşesinde Peygamberlik ilan eden asi kadının devlete savaş açmasından, Bolu eşrafından kimlerden yardım gördüğünden ve bu olaya dair yazılmış destanlardan bahsediyor.. Son bir kaç satırı belki anlattıklarımın 'sağlamasını yapmak' isteyenler olabilir diye yazdım.. Haa bir de Hayrettin Abi'nin, Avukat Hayrettin Yalçın'ın da ismine sık sık rastladım 'Destanlar' bölümünde, hatta rahmetli Bolu Lisesi Müdürü İhsan Alpman'ın da.. Bir ara onlardan da bahsetmek lazım..
    Hoşça kalın..
                                               

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak