Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Fotoğraf.. Sucu Hamide.. Koca Şeref..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    25 Aralık 2013

    Hani eski bir resme bakarken
    Hani yılları sayar da insan
    Hani gözleri dolar ya birden
    İşte öyle bir şey, işte öyle bir şey

          Bazen sizde eski bir fotoğrafa bakarken birtakım sesler duyar gibi olur musunuz? Fotoğraftakiler size bir şey söyleyecekmiş gibi gelir mi? Eski bir fotoğrafa bakarken 'şeytan yokladı' gibi olur musunuz; ürperir misiniz? 'kollarını açarak caddeye koşan bir çocuğun görüntüsü' kabus gibi çıkar mı karşınıza rüyalarınızda.. Bazen kafayı bulup rakı bardağını 'söverek' fırlatıp atmak gelir mi içinizden?..
    ***
          Ambülansa taşıdığınız çocuk ve eşinizin oynasın diye verdiği ruj sürülü dudakları yıllar boyu gözünüzün önünden gitmez mi bir türlü?.. Reanimasyon'un ne demek olduğunu ilk defa öğreneceğiniz o serviste; 'tamam!' anlamında başınızı sallamak zorunda kalır mısınız sizden onay bekleyen doktorlara?.. Hem de yanı başınızda çocuğa 'hadi aç gözlerini" diye yalvarıp dururken annesi.. Hayatın kime ne zaman, ne yaşatacağı belli olmuyor. Ne zaman ambülansa taşıdığım o çocuk yüzünü hatırlasam; 1973 yılının sıcak bir yaz günü gelir aklıma, Sunay Akın'ın ruj sürmüş sevgilisi gelir.. 'Ne alaka? diyeceksiniz belki ama bir de; çok acıklı 'Ayşecik' filmleri ve paramın yetmediği zamanlardaki şehir sinemasının gişesi..
    ***
          Bir de Çağan Irmak'ın filmi 'Babam ve Oğlum' daki replik gelir aklıma. Orada da sanki 'şeytan yoklamış gibi' olur ürperirsiniz.. Ege'deki çiftlikten gazetecilik okumak için ayrılan Sadık, yıllar sonra oğluyla beraber yeniden çiftliğe dönmüştür, o filmden bahsediyorum. Orada baba Hüseyin'in kollarını kaldırıp haykırışı vardır hatırlıyor musunuz? 'Burda duraydım, tam burda, böyle gollarımı açeydim iki yana.. Tuteydim onu, getme diyeydim, getme sadık.. Sarılaydım böyle evladıma, getme diyeydim, get diyen dilim gopeydi..'
    ***
          Geçen gün gittiğim sağlık ocağında; Plaj'da tanıştığımız bey ile karşılaştım. Daha kapıdan içeri girer girmez kalktı geldi yanıma. Hani beni görmemiş olsa kaçar giderdim oradan, ilaçtan milaçtan da vazgeçer dönerdim eve.. Adamı görseniz önemli bir bürokrat falan zannedersiniz, o derece de afilli biri.. Ama öyle değil işte, kazma, patavatsız adamın teki. Denizin orta yerinde daha ilk defa tanıştığımızda 'Valla bravo sana, hemşerim nerelisin? diye başlamıştı söze. Sonra da 'Bolu'da deniz vardı dimi? siz seversiniz denizi'..
    ***
          'Evet var bizde de; var ama biraz kenarda kalıyor' dedim 'Akçakoca'da.. Bağkur emeklisiymiş adı Rıza.. Bir başladı anlatmaya; Kanuni Sultan Süleyman şehzadelik döneminde Bolu valisi olarak görev yapmış da bilmem neymiş de, onu anlatıyor. Denizin orta yerinde güneşin altında da hiç sarmıyor bu tür muhabbetler.. Daha önce bu konuda yazılmış tek satır bir şeye rastlasam inanacam belki.. Dinlermiş gibi yapıyorum, kulak şapırdatıyorum..
    ***
          Neyse; eve döndüğümde aklıma geldi 'ulan bir bakayım bakalım şu kitaplara' dedim, adamın anlattıkları doğrumu.. Aa, vallahi doğru ! koskoca Kanunu Sultan Süleyman hakikaten Bolu valisi.. İnanılacak gibi değil.. Ulan diyorum ne şanssız adamım be! o devirlerde yaşamak vardı anasını satayım.. Düşünsenize; Hükümet konağındayım, Vali'nin kapısını tıklatıyorum, içerden Kanuni Sultan Süleyman 'geeeell ! diye sesleniyor.. Ona; 'sayın valim! bir maruzatım var diyorum 'bizim mukdar Ases'ten şikayetçiyim, bu sıra Kepekçi Musta'fendi ile çok dövüş ediyalla..!
    ***
           Ben biraz açıklarda boş bir sandal'ın yanındayım, kültür fizik hareketleri yapıyorum. Gitti zannetmiştim bu çıktı geldi gene, bana yekden 'Sen yüzme bilmiyor musun?" dedi.. Hayret yani! 'Biliyorum da, önce şu spor hareketlerimi bir bitireyim, ondan sonra yüzeriz.. Gidiyor geliyor ama bunun gözü benim üzerimde 'ee hadi ne zaman yüzeceksin? Biraz sonra da, etti edemedi sırtını sandala dayayıp benim görebileceğim şekilde ayaklarını çırpmaya başladı.'Bak böyle yapacaksın.. 'Allahım ya ! tövbe tövbe estağfurullah..
    ***
          Bir kaç gün sonra bavullarını arabanın bagajına yüklerken rastladım; artık dönüyorlarmış. Ayrılırken bana 'seneye yine gel Erdoğan'ım' diyor.. Belki on kez söyledim 'yaz kış burdayım, bir yere gitmiyorum' diye, ama adamın şey'inde değil; yani umurunda değil.. Ne desen 'he, he! deyip geçiyor.. 'tamam! dedim 'gelirim Rıza abi..' Aslında ben delilerinin bolca bulunduğu bir şehirden gelmişim; en hafifinden en azılısına kadar hepsine alışkınım.. Ama şimdi Allah var, bizimkilerin hepsi de standartlara uygundu, bu anlattığım adam öyle değil..
    ***
          Sucu Hamide vardı mesela; ailemizden biri gibi.. Yoğurt ekmek yerken görür, karda kışta sokaklarda nasıl üşümez, nerde kalır diye merak ederdik.. Baca'cı Lale, Kedici Ayşe, Deli Kadriye, Halil Ağalar'ın deli Hatçe, dibekbaşı Sokak'ta oturan Deli Hacer, övünmek gibi olmasın amcam deli Fahri, yine yakın akrabam tenekeci Hulusi.. Say say bitmez, aralarında büyüdük, Hasan, Ömer, Dombay Ahmet..Teeyyt teeyyt teeyyt..! Yastıklar minderler bize kim derler, yaş boka şiş gibi girerüz şart olsun! 'Bolu zirve'si tertiplense saray sinemasından aşağısı kurtarmaz, o kadar da kalabalığız.. Şimdi bir de Baaddin çıktı başımıza, Bolu'lu Baaddin..
    ***
           Deli olmayan ama 'sınırda' olan çok renkli kişilerde vardı bizde. Mesela Akpınar'da ufacık tefecik bir kadın 'gıcıkların Zehra teyze' eski ahşap evlerde tahta silerek üç beş kuruş kazanan, ismini hatırlayamadığı kişilere yolda 'siydüklü' (sidikli) diye seslenen. 'Vahap Bey'in Hatice Hanım' için de şehrin en iyi giyinen kadınlarından biri derlerdi.. İyi zamanlarında hafta sonları eşiyle Çizmeci veya Emniyet Motel'e yemeğe çıkacak kadar da modern olduklarını duyardık..
    ***
           Bolu'nun renkli kişileri deyince; yakınlarda (şimdi ismini hatırlayamadım) bir arkadaştan dinlemiştik; şehrin renkli simalarından rahmetli Koca Şeref ile Yanık Hayri Köy Hizmetleri'nde birlikte çalışırlar. Koca Şeref devasa bir tır'ın şoförü, Yanık Hayri ise onun muavini.. Bir gün aynı kurum'a ait bir dozer Devrek taraflarında arıza yapınca; amirleri koca Şeref'e 'git, arızalı dozeri senin tır'a yükle getir' der. Dozer'in yanına gelen koca Şeref ile muavini yanık Hayri, bakarlar ki geldikleri yerde manzara çok güzel, işçiler rampalı bir yerden Dozeri tır'a yüklerken bunlar da çeşme başında oturup bir büyük rakıyı bitirirler..
    ***
          Yola çıktıklarında kafalar kıyak'tır. Şarkı, türkü, muhabbet gırla gider.. Tır rampalarda virajlarda jet gibi gidiyordur. Koca Şeref arabasından gayet memnun, "ulan kahpe nallı, maşallah ne çekiyo be" diye övünür durur.. Yanık Hayri'ye 'ulan Hayri Taksi gibi gidiyoz maşallah' der sık sık.. Bolu'ya Ana Tamirhane'ye geldiklerinde bir de bakarlar ki, tır'ın üzerinde "Dozer" yok.. ! Dozeri aramaya giden bir başka ekip, onu Mengen ile Devrek arasında keskin bir virajda savrulmuş olarak bir hendeğin içinde bulur..
    ***
           Madem bir zamanlar Bolu'da yaşayan renkli isimlerden falan bahsettik o zaman yeri gelmişken ben size benzer bir konuda başka bir hikaye anlatayım.. Köfteci Atilla Abi'nin yaşamından küçük bir kesit.. Filmi biraz başa saralım 1940'ların sonlarına;
    ***
           Her şey iki arkadaşın gazetede gördükleri ilanla başlar.. İlanda; Mızıka astsubay okulunun sınavla öğrenci alacağından bahsedilmektedir. İlkokuldan sonra altı yıl yatılı okuyup kısa yoldan hayata atılacaklardır. Sınavlar için Ankara'ya gidecekler ama ceplerinde kırk paraları yok.. Ne yapsınlar? Akıllarına enişteyle konuşup ondan yardım istemek gelir. Kahvede yeri ve masası hiç değişmeyen enişteyi bulup konuyu etraflıca anlatırlar. 'Ankara'da astsubay okuluna sınavla öğrenci alacaklarmış enişte' derler, biz de gidip şansımızı bir denesek diyoruz.. 'Ah bir de yol paramız olsaydı !'
    ***
           Enişte, oflar, puflar, kem küm eder. O da sıradan bir memur sonuçta.. Öyle ya, Bolu gibi bir yerde öyle ha deyince para bulunur mu..? Konuşmalara kulak misafiri olan yan masadan birileri 'Ya, dur bi dakka!' derler 'olurmu hiç öyle şey? biz öldük mü yani?.. 'siz bekleyin bakalım bir kenarda!' Onlar ön ayak olup gençlerin işini görecek kadar parayı kahvehaneden toplarlar..
    ***
           Bunlar okula kapağı atıp, bir de kuru fasulye ve nohut'a kaşık sallamaya başlayınca bitleri kanlanır, daha çocuk yaşta içkiyle tanışırlar. Rakı'nın şarabın ve kötü arkadaşların peşine takılır zıvanadan çıkarlar.. Bir gün Atilla'nın, istiklal marşı okunurken nizamiyeden 'zil zurna' sarhoş olarak girmesi bardağı taşıran son damla olur, idare onu okuldan atma hazırlığı yaparken, Atilla kendiliğinden Bolu'ya kaçar.. Peki arkadaşı ne olur? O da başka ve daha uzun bir hikaye.. Buralara sığacak gibi değil.. Eski Bolu günlerinden bahsederken seyyar köfteci Atilla Abi'den bahsetmezsek olmaz diye düşündüm.. Ana cadde de seyyar arabasıyla köfte kokuları ve dumanları arasında rastlamıştım en son. Biraz özet geçtiğim bu hikayeyi rahmetli dayımdan dinledim.. Hikayede anlatılan ikinci kişi de o zaten..
    ***
           Aslında benim niyetim Postacı Rıfat amca ile bir zamanlar saraçhane camisinin altında ayakkabı tamirciliği yapan 'Taslamacı' yı anlatmaktı bu yazımda.. Nasıl oldu, konu nasıl kaydı gitti başka taraflara bende anlayamadım.. Postacı Rıfat Amca ile babamın müşterek arkadaşı olan Taslamacı'nın ani ölümünü, onun ölümünden sonra iki arkadaşın kafayı çekip çekip 'Taslamacı yoksa biz de yokuz beee ! 'bekle lan Taslamacı, bizde geliyoruz anasını satayım ! diyerek karaçayıra intihar etmeye gittiklerini, birkaç saat sonra da süklüm püklüm tekrar eve geri döndüklerini.. Ve bu tiyatro ! nun bir süre devam ettiğini.. Başka bir sefere inşallah.. Bu sefer çok kişinin ismini andık burada, rahmet olsun hepsine de.. Bu arada sürçi lisan ettikse peşinen affola! diyoruz tabii ki..
    Hoşça kalın..

                                                                          

     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Masa Sandalye Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak