Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Bir kız isteme hikayesi ve.. Ahh papatya !

Erdoğan Mühürcüoğlu

    18 Haziran 2013

         Size şimdi kısaca herkesin hayatında en az bir kez yaşayacağı veya kendisi yaşamadıysa bile, birileriyle ilgili işitmiş olabileceği kız isteme olayından bahsedeceğim. Babam 62 yıl önce yaşadığı bu olayı bize anlattığında gülmekten yerlere yatmıştık.. Sadece bize olsa neyse, akşam oturmalarına gidip gelindikçe dostlara ahbaplara da anlatır; Annemin her anlatışında "gene başladı ! Artık durdurabilene aşk olsun!" deyişine de pek öyle aldırış etmezdi..
    ***
         Hikaye şöyle; Babam kafaya koymuş anamı istetecek. Fakat kız tarafı o sıralarda oldukça varlıklı ve babamın ailesine biraz da tepeden bakıyorlar. Tepeden bakmasına bakıyorlar ama bugün olduğu gibi o devirde de devlette iş tutmak, devlet memuru olmak, çok itibarlı saygın bir iş. 657 sayılı devlet memurin yasasının avantajları, sayılamayacak ve gözardı edilemeyecek kadar çok. Birde şimdi Allah'ı var babamda zaten eli yüzü düzgün, boylu boslu biri. Kendi deyimiyle "elini sallasa ellisi.."
    ***
         Kararlaştırılan günde, rica minnet razı edilen, mahallenin ileri gelenlerinden Rıfat efendi ile ulviye hanım ve aileye yakın birkaç kişinin katıldığı heyet, anamı, Sabahat'i istemeye gidecekler.. Herkeste bi acemilik, bi telaş. O devirlerde çiçekti, çikolataydı gibi adetlerde pek olmadığından koca şekercilerden alelacele temin edilen bir kese kağıdı lokum, bir şişe gül suyu, daha önceden hazırlanmış bazı özel şeyler ve evin küçük oğluna da leblebi şekeri, kuru üzüm ıvırdı zıvırdı hazırlanıp paketleniyor..
    ***
        Sonra vakit gelip çatıyor ve yola çıkıyorlar. Zaten kız evi de uzak değil, bir aşağı sokakta. Arabacı İsmail Ağa'nın evi. En önde Öğretmen emeklisi Rıfat efendi, arkasında tek sıra halindeki heyet bahçe kapısından içeri giriyorlar. Rıfat Efendi Amca'da bir heyecan bir heyecan ki sormayın. Hatta evde kız isteneceği sırada heyecan o kadar tavan yapıyor ki, "Allah'ın emri, peygamberin kavliyle" diye başlayan alışılmış konuşmanın sonunda "Kızınız Sabahatiiiii" derken yanlışlıkla anneannemi göstererek; "oğlumuz Memed Efendiye istemeye geldik!" diyor..
    ***
         Babam bunları anlatırken o kadar keyiflenirdi ki, annemin yüzüne bakarak "dimi Sabahat ?" diyerek anlattıklarının tasdik edilmesini beklerdi. Hatta getirdikleri bohçayı anneanneme verecekken şaşkınlıkla o gün orada başka bir vesile ile bulunan yorgancı temelin annesi Zafer Nine'ye verdiklerini bile söylerdi .. "Bohçayı heyecandan verdik mi, kadının kucağına mı attık bilmiyorum!" derdi, kahkahalarla. Böyle durumlarda hal hatır sorulduktan sonra konuşacak söz kalmadığında; hele birde ev sahibi pek konuşkan biri değilse bilmem kaçıncı kez "eee daha daha nasılsınız" dendikten sonra laf yine döner dolaşır tekrar "eee daha daha daha nasılsınız"a gelir ya, burada da böyle olmuş..
    ***
         Laf olsun diye konuşurken, pot üstüne potlar kırılmış, çam üstüne çamlar devrilmiş. Dedem İsmail Ağa bir köşede, bir kanepenin ucuna büzülmüş oturan babamı bir süre süzdükten sonra, kırk yıldır tanıdığı kapı komşusu babaanneme dönerek, "Eee damadımız ne işle meşguller?" deyince herkes şaşırıp birbirinin yüzüne bakakalmış.. Bir süre sonra babama "Memed istersen geç içerde otur oğlum" demişler. Ani bir kalkışla yan taraftaki odaya atmış kendisini babam. İlk işi de derin bir "ohh" çekmek olmuş, çayını kahvesini de orada içmiş..
    ***
        'Ulan daha 5 dakika geçti geçmedi, kapı açılıp ortaokul talebesi kayınço elindeki uzun çomakların üzerindeki tabakları çevire çevire odaya girmez mi ! şaşırdım kaldım!" ve yine anneme dönerek tasdik ettirmek için "dimi Sabahat!" diyordu. Dayım bu işlerde o kadar maharetliymiş ki, bir çomaktan öbürüne geçiyor yavaşlayan, yalpalamaya başlayan tabak olursa bi hamlede ona can verip yeniden fırıl fırıl döndürüyormuş. Bir süre sonra tabakları çomakları toplayan dayım odadan çıkınca yine "ohh bee !" demiş babam..
    ***
          Hayatında ilk defa bir kız isteyecek olan ve bin bir bahane uydurup bu görevden kendini kurtarmaya çalışan Rıfat Amca öyle bi zamanda kız istemiş ki, herkes ayrı biriyle, ayrı bir şey konuşuyormuş ve anamın istendiğini babam dahil kimse duyamamış, anlayamamış.. Sadece kapının arkasında ayakta dikilmekte olan yakın akrabalardan Saraç Rıfat, bakmış ki kimsede bir hareket falan yok, daha önceki konuşmalardan da kızın zaten verileceğini biliyor "Vedük gitti beee !" demiş. Herkes onun gür sesiyle "Vedük gitti bee!" dediğini duyunca kızın verildiği anlaşılmış. Halbuki o esnada Anneannem 'kız evi naz evi' diye düşündüğünden babaanneme habire "Ama Şeref hanım kızımız da daha pek küçük, hay allah ne yapsak ki !" diye rol üstüne rol kesmekteymiş..
    ***
         Belediye Meydanı'ndan Yukarı Çarşı'ya çıkan yokuş, bugünkü gibi değil daha dik bir yoldu, hatırlarsınız. Tam Baykan Kırtasi'yenin olduğu yerden itibaren de, yokuş büsbütün dikleşir, o zamanın arabaları yokuşu çıkmakta bayağı zorlanırlardı. Ben çok iyi hatırlarım; Belediye Meydanı'nda müşteri bekleyen taksi, jeep gibi araçlar bazen can sıkıntısından, müşteri yokluğundan bu yokuşun başına kim en çabuk çıkacak diye iddiaya tutuşurlar, yarışırlardı. Belki akla, karşıdan aniden bir araba çıkıverse ne olacak gibi bir soru gelebilir. Çıkmazdı, çıkamazdı, çünkü Bolu'daki araçların sayısı zaten o yarışlara katılanlar kadar anca vardı, yani ya 3 yada bilemedin 4 tane..
    ***
         Bir gün yine böyle bir yarış esnasında arabalar tam Çukurhan'ın hizasına geldiğinde ara sokaktan bir öküz arabası yola çıkıverdi. Taksiler hemen fren yapıp durdular, tabi öküz arabasının fren yapma gibi bir imkanı olmadığı için öküzlerin sahibi tarafından yolun ortasında anca durdurulabildi. Şoförler yolun açılmasını beklerken arabacıda arabasını kenara yanaştırmaya çalışıyor ama bir türlü de başaramıyordu. Çukurhan'ın olduğu yerde elektrikçi dükkanı olan biri ve yine o civarda yerini tam hatırlayamadığım bir yerde kurukahveci Şeref Abi (öztürk) vardı hatırlarsınız, işte onlar dükkanlarından çıkıp köylüye epey söylendiler..
    ***
           "Oh ne ala !" diyordu Şeref abi "sokağın ortasında sallana sallana git !.." Adam zaten hayvanlarına söz geçirememiş olmaktan dolayı kızgın ve burnundan solumakta, karşılıklı söz düellosuna giriştiler. Bir yandan Şeref abiye laf yetiştirmeye çalışan köylü, hayvanlarına da "Bütün bunlar sizin yüzünüzden oldu!" der gibi ters ters bakıyordu. Sonunda arabanın kıçını attırarak yolu ortalayabildiler.
    ***
         Adamın tekrar yola koyulduğunda 'ürgendere' ile hayvanlarına vurarak söylediği sözler hala aklımda. Hayvanlarına "Yürü bilmem ne yaptuğumun Masonu!" diyordu, "Yürü.....goduğumun gomunisti !." Hayatımda işittiğim en matrak sözler olarak hafızama kazındı bunlar ve hala hatırladıkça gülerim. Söylediği sözlerin anlamını filan da bildiğini hiç zannetmiyorum doğrusu..
    ***
         Bir arkadaşımız geçenlerde Bolu'ya gidip bir sürü yerin ve bu arada da Semerkant Hayratı'nın resimlerini çekmişti, hepimiz zevkle ve özlemle bu resimlere bakıp bakıp iç geçirmiştik, çoğumuz bu evlerde yaşamış bu sokaklarda gece yarılarına kadar oyunlar oynamıştık. Hepimizin Bolu'nun bu güzel sokaklarında, caddelerinde anılarımız vardı, bazen güldüren, bazen de burnumuzun direğini sızlatan. Resimlerden birinde bir mahalle hayratının resmini görünce dikkatlice inceledim, fark ettim ki, fotoğraf makinanız ne kadar kaliteli olursa olsun bazı detayları göremiyor, makine görse bile fotığrafı çeken göremeyebiliyor, isterse 'Ara Güler' çekmiş olsun..
    ***
          Yıllar önce Bolu'ya deprem dolayısıyla gittiğimde hazır gelmişken biraz nostalji olsun diye dolaşmak istemiş ve bir hayrat kapısında kaybolmaya yüz tutmuş bir yazı görmüştüm, hani hepimize çocukluk yıllarından tanıdık gelen bir yazı, hep yazardık "Ali Ayşe'yi seviyor" tarzında çocukça şeyler. O kapının bir yerinde "Papatya Erguvanı seviyor" diye bir yazı vardı, senelerdir duran ve silinmeye yüz tutan. Bu sefer kafaya koymuştum, sağı solu kontrol edip kimsenin olmadığından emin olduktan sonra cebimden çıkarttığım tükenmez kalemimle yazının altına devam ettim 'Erguvan da Seni' Sonrada Çığırtkanlar Mezarlığı'na babamı ziyarete gittim, ona dualar okudum, hem ona, hem de oralarda bir yerde yatan Papatya'ya. Hiç üşenmedim..

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak