Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Yanık Hayri ..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    4 Temmuz 2013

         Herkes kendi hayatını yaşıyor be kardeşim; herkes kendisine hangi rol biçilmiş ise hangi rolü oynaması istenmişse, onu oynuyor, oyun bitince de 'basıp' gidiyor; artık nereye gidiliyorsa oraya..
    ***
         Bir kahve masasında tek başına, kibrit kutusunu saatlerce tavla zarı gibi yuvarlayarak vakit geçiren Nezihi Başçavuş da öyle, 'Bombaları patlatacuz biz Kıbrıs'ı alacuz!" diye marşlar söyleyen Kamil Ağa da.. Hey Allahım ya.. Listeyi uzat uzatabildiğin kadar; Nutukçu Deli Refik Efendi, Karaçayırlı Domdom Ali, Islıkçı Erkan.. Bayanlardan titiz Şahine Hanım, Udçu Seher Hanım, Civrilli Hayriye Hanım! say sayabildiğin kadar.. Bir de Alpay abi mi olacaktı ? Şişman bir abi ? Sıhhi tesisatçı? fazla kurcalamayalım mı? tamam o zaman..
    ***
          İnsan yaşadığı şehirden de bıkıyor bazen, belki sizde de oluyordur, doğayı özlüyor, doğanın koynuna atmak istiyor kendini.. Geçen sefer de buna benzer şeyler yazmıştık ama ne yapalım yani bunlar geliyor hep aklımıza.. Çoğu kişinin ne güzel bir köyü var bizim bir köyümüz bile yok ki be birader.. Yaylalara maylalara çıksam şöyle, yalın ayak dolaşsam, kedi köpek peşinde koşsam, köy kahvesinde otursam, yan masalarda konuşulanlara kulak kabartsam, neler konuşuluyor, neler güncel buralarda, anlamaya çalışsam..
    ***
          Bu işler var ya, vallahi tam benlik.. Bir de sandalyemi masanın birine yanaştırıp adamları vosvos hikayelerinin içine çekebilirsem var ya.. Vosvos deyince neyi kastettiğimi herhalde anlamışsınızdır, şu Almanlar'ın 'tosbağa' ya da kaplumbağaya benzetilen arabaları vardı ya; onlar işte.. Hastasıyım o arabaların.. neden? 'uzun hikaye, şimdi buraya sığmaz sonra anlatırım..
    ***
         Bir tarihte, Süreyya Oteli'nin altındaki Sabır'ın kıraathanesindeki masalardan birinde, böyle bir muhabbete denk gelmiştim.. Eskiden Gülez Sokağı'nda süvari pantolonlu, körüklü çizmeli 'Bolu beyi Atıf efendi' diye biri otururmuş.. Onun her sabah evinin önündeki çeşmenin oluk taşından atına bindiğini ve 'şakır şukur' nal sesleri arasında Arnavut kaldırımlı sokaklardan geçtiğini anlatıyorlardı..
    ***
           Yine Bolu Beyi'nın Hitit Sokağı'ndaki 'Boklu Çeşme' diye anılan çeşmede ıslık çala çala atına su içirdiği gibi bir sürü keyifli muhabbetler de vardı o masada.. Kahveci Sabır'ı hatırlamışsınızdır herhalde, o da memleketin renkli simalarından biriydi.. Süreyya Oteli'nin altındaki kıraathanesinde müşterilerinden biri tarafından bıçaklanarak öldürülmüştü, öyle kalmış sanki aklımda.. O yıllarda Bolu'da olmadığım için konunun ne olduğunu tam hatırlamıyorum..
    ***
         Bu yazı bugün biraz zor biter de, dur bakalım ne yapacaz.. İkide bir gözüm kanapeye gidiyor.. Ben yoksa kalkıp şu kanepeye bir güzel uzanıp, televizyona mı baksam.. Hatta bir de Nevşin Mengü çıksa televizyona haberleri okusa 'tane tane'..
    ***
          Yanık Hayri'yi tanımayan var mıdır Bolu'da? onu tanımayan olduğunu hiç zannetmiyorum.. Çok anlatıldı çünkü, çok kişi bir şekilde anlattı onu.. Birde benden dinleyin, birde ben anlatayım dedim.. Belki benim anlattığım 'Yanık Hayrı' yi daha çok sever daha çok beğenirsiniz diye.. Çok değil, bundan kırk kırkbeş yıl kadar önce, Akpınar Mahallesi'nde yaşayan, ama neredeyse Bolu'nun her semtinde tanınan meşhur biri vardı; Yanık Hayri!.. Kendi raconu ve ilk başlardaki kabadayı görüntüsü ile tanınan, ama bana sorarsanız son yıllarında o görüntüsünden oldukça uzaklaşmış biriydi Hayri abi..
    ***
         İlk defa bizim sokaktan geçtiğinde göstermişlerdi onu.. O zaman bile isminin başındaki 'Yanık' lakabından onun farklı biri ve farklı bir hikayesi olabileceğini anlamıştım.. Lacivert takım elbisesinin ceketini omuzuna şöyle bir atar, kollarını açıp başını yana eğerek 'gosbak gosbak' ağır abi havalarında Aktaş Mahallesi'ne doğru yürürdü..
    ***
          Hayri abiyi günümüz kabadayılarına falan benzetmek hiç doğru olmaz.. Bugünkü gibi etrafa 'bela arıyormuş gibi' dik dik bakan, göbeğine kadar açık gömlekli, göğsünde altın zincir kolunda künyeleri, döğmeleri olan zamane kabadayılarından ayrı tutmak lazım Hayri abiyi.. Haa serçe parmağında parıldayan kocaman bir şövalye yüzüğü vardı, onu hatırladım.. O kadar da olsun artık..
    ***
         Ben onu, çok konuşmayan, sessiz biri olarak hatırlıyorum ama, şimdi onun hakkında anlatılanları dinledikçe pek de öyle sessiz biri olmadığını anlıyorum.. Belki de dışarıdaki bu sessizliği ve ciddiyeti, fiyakalı 'ağır abi' görüntüsüne zarar gelmesin diyeydi.. 'Racon kesmek' diye de bir şey var, öyle çalımından, kurumundan fazla taviz de vermeyecen yani.. Yanlız bu anlattıklarım Hayri abinin gençlik yıllarına ait bilgilerdir, yukarıda da yazdığım gibi son yıllarında bu bıçkın, bitirim görüntüsünden pek eser kalmamıştı..
    ***
          Hatta çok sarhoşken aklına ne geliyordu bilmem, tam bir sokak boyunca sessizce yürüdükten sonra, köşedeki sokak lambasının altında, "Yİ-EEEYT!" diye bir nara atar, ardından da, 'var mı bana yan bakan!" diye sağı solu süzerdi.. Böyle biri yok muydu? ona yan bakabilecek? elbette vardı Şekerim Ali ! ama ondan burada bahsedeceğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz, boşuna beklersiniz.. Geçen gün 'Şekerim Ali' amcanın bir yakını çıkıp 'bozuk atmasaydı' olabilirdi belki.. Belki o zaman 'yanık Hayri- Şekerim Ali' karşılaşmasından bir sahne anlatabilirdim..
    ***
         Bir arkadaştan dinlemiştim; Arkadaş sabah ezanları okunurken otobüsle Bolu'ya geliyor ve ailesini sabahın köründe rahatsız etmemek için Aktaş kahvesine gidiyor.. İçerde, kahveci 'Gamalı Dayı' çay demlemekte.. Hava Soğuk, çatır çatır bi ayaz varki sormayın.. Ocağın yanındaki masada da gülerken uzakdan bile fark edilen altın dişi, lacivert takım elbisesi, pırıl pırıl boyalı yumurta topuklu siyah ayakkabıları ile Yanık Hayri oturmakta ! Karacasu'da çalıştığı ve burada servis beklediği için hep Aktaş kahvesine geliyor rahmetli yanık Hayri..
    ***
         Yanık Hayri'nin masasında bir ufak yeni Rakı, biraz da 'katık keşi' duruyor.. Gamalı Dayı ve Yanık Hayri şööyle bir bakıyorlar delikanlıya 'La yeğen nerden geliyang bu saattte?' "Mersin'den imtahandan geliyan Hayri abi !" Delikanlı yanık Hayri'nin de orada olmasından dolayı çay istemekten vaz geçip 'hışdamadan' ööyle oturuyor bir kenarda.. Sonra 'Yanık Hayri' rakıyı alıp bir yudum içiyor.. Gamalı dayı hiç oralı değil, ocakta çay demlemekle meşgul..
    ***
         Yanık Hayri Masadaki 'keş'ten ısırdıkdan sonra 'Bu nimeti içiyorsan bol bol yiyeceksin Gamalı ! diyor.. 'Bak bana şart olsun aslanlar gibiyin, boğazıma bakarım!..' Şimdi götüsünle gosunla şuraya altı aylık malağı; bi oturuşda yiyemezsem malağın bacakları anamın ...na girsin, vallahi yirin billahi yirin! (özür!) Gamalı dayı dönüp Hayri abiye bakıyor; 'La yaşa Hayri be !" derken uzaktan servis aracı görünüyor.. Rahmetli Hayri, kalan rakısını pantolonunun arka cebine koyup, 'Hadi ben gidiyan !." diyerek ayrılıyor Aktaş kahvesinden..
    ***
         Rahmetli Mehmet Ali Sak'ın çalıştırdığı, ara sıra horoz dövüşü de yaptırılan Aktaş kahvesini aramızdan hatırlayanlar olacaktır.. Yanık Hayri'nin dışında Koca Şeref, rahmetli Kepçe Ayhan, 'İspit' Kudret Üngen, cingözlerden Yücel abi' nin de sık, sık uğradığı bir mekandı orası.. (Bu kahvede geçen sahneyi geçenlerde bir arkadaş anlatmıştı ondan dinlemiştik.. Bu arada yukarıda nokta nokta olarak geçtiğimiz satır için özür dilerim.. orayı atlarsam o sahnenin orijinalliği kalmayacak diye düşündüm..) Selamlar..
                                                           

         

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak Bolu Çatı Tamiri Bolu Kamera Sistemleri Tonet Sandalye