Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Kütüphane.. Sapsarı bir sonbahar günü.. Kalem..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    5 Kasım 2013

         
          Nurullah Ataç ne yazarsa yazsın okuyorum, severek okuyorum. Yazarken baştan aşağı devrik cümleler kullanıyor. Herkesin var bir deliliği benimkisi de o, bayılıyorum böyle yazı türlerine.. Ahh ! be Nurullah abi diyorum içimden; keşke Bolu'da yaşamış olsaydın; ne gördünse ne yaşadınsa oturup yazsaydın baştan aşağı.. "Hasan Duman'ı, Yanık Hayri'yi, Udçu Seher hanım'ı," ben de açsaydım senin yazdıklarını kopyala yapıştır, kopyala yapıştır yapsaydım anasını satayım, altına da atsaydım imzamı "Kuran çarpsın ben yazdım! Deseydim" soranlara.. Böyle uğraşıp duruncaya kadar yazacam diye..
    ***
          Eski Öğretmenler Derneği vardı hatırlar mısınız ? 1980 İhtilali'nden sonra 'vergi dairesi' olan.. Benim arkadaşım İzzet'in babası bu binada bulunan şehir kütüphanesinde memurdu. Beni kapının önünde kütüphanenin açılma saatini beklerken gördüğünde deliriyordu, "git oyna oğlum sokakta!" diyordu "Müderris mi olacan lan? başımda dikiliyorsun.." "Başka yok işte, olanları vedük, adam az kitap yazmış ben neypın!.." Her seferinde daha önce de aynı şeyleri söylediğini unutup 'al işte bunu oku, ne güzel erük' resmi de var kapağında, 'Erükler çiçek açtı'.. Memur'un ismini hatırlayamadım ama soyadı 'Keha' idi.. Kulağında bir eşini de İsmet İnönü'de gördüğüm 'kulaklık' vardı.. Akvaryum hortumu kalınlığında ve bir ucu kulağında takılı, diğer ucu ceketinin iç cebinde duran kulaklık..
    ***
           Yıllar, yıllar önce.. Sapsarı bir sonbahar günü.. Devlet Hastanesi'nin arka sokağından Atatürk Bulvarı'na doğru, Bahçelievler Karakolu'na doğru yürüyorum. Sokakta bir kaç kişi ya var ya yok, sokak bomboş.. Tam Morg'un bulunduğu binanın önüne geldiğimde kapının önünde çökmüş çömelmiş birini görüyorum, elleri avuçlarının arasında. Acı çekiyor belli, titriyor.. Beni görünce biraz toparlanıyor gibi sanki..
    ***
         Görmemiş gibi yapsam olmaz şimdi diye düşünüyorum, ikimizden başka kimse yok çünkü. Hayır, geçer giderim gitmesine ama, geçip gittikten sonra da merak ederim, üzülürüm huyumu biliyorum. "Merhaba, hayrola!" diyorum. "Başınız sağolsun!" Adam başını sallıyor 'sağ ol' dermiş kabilinden, yüzünde acı bir tebessüm.. Amerika'dan gelmiş, yorgun uykusuz ve acı içinde. Cenaze evinin önünden geçmiş bi kaç sefer. Elleri cebinde dolaşmış. Kalabalıktan kimse fark etmemiş onu. Fark edenler olmuşsa da oralı olmamışlar, görmezden gelmişler. Gidip bir kahvede çay may içmiş vakit geçsin diye. Duramamış, daralmış..
    ***
          Devlet Hastanesi'ne gittiğinde, kim olduğunu hemen anlayıp yardımcı olmak istemişler. Çay, kahve ısmarlayıp biraz konuştuktan sonra elinden tutup morg'a indirmişler. Cenaze konan soğutucu dolabın çekmecesini çekip göstermişler oğlunun yüzünü.. Sonra da "nasıl olsa birazdan tekrar geleceğiz' diyerek kilitlememişler kapıyı, açık bırakıp gitmişler.. O da ayrılamamış oradan.. Ayıp olur gibi gelmiş oğluna karşı. "Baba, nereye gidiyorsun?" diye soracak gibi gelmiş ona.. Çökmüş, çömelmiş oturmuş kapının önüne, "merhaba, hayrola!" dediğimde ben uyandırmışım onu dalıp gittiği alemlerden..
    ***
          Gel! dedi, madem tanıyorsun oğlanı, bir de beraber bakalım istersen. "Tamam dedim, olur bakalım!.." Bir kez daha görmek istiyor gibi geldi bana, öyle anladım.. Birlikte baktık ve ben hayatımda ilk defa bir babanın, soğutucu dolapta boylu boyunca yatan evladına son kez bakışını ve onun cansız bedeni üzerine damlayan gözyaşlarını gördüm.. Sanki bana, damlalar düştükleri yerde dondu kaldılar gibi geldi. Vallahi de, billahi de..
    ***
         Morg'un tam karşısında yeşil bir ev var, arka tarafında çok geniş bir de bahçesi olan.. O yeşil evin önündeki bahçe duvarına oturduk. Bazen ben sorunca, bazen de kendiliğinden bir şeyler anlattı mırıldanır gibi.. Hayat, yaşam gibi bir sürü şeye dair. Baktım da; ne kadar da çok hikayesi var insanların, ne kadar da çok ve ne kadar da değişik.. Olan biten hiçbir şeyden kimseye kızmaya hakkı olmadığından bahsetti, yaşadığı pek çok şeyin sebebinin de kendisi olduğunu, olabileceğini.. Biraz makul olmayı bile beceremediklerini, falan filan..
    ***
        Ne doğan güne hükmüm geçer,
        Ne halden anlayan bulunur.
        Ah! Aklımdan ölümüm geçer,
        Sonra bu bahçe, bu kuş, bu nur..

          Bazen insan acı acı bakar ya etrafına, öylece kalakalır ya çaresiz, hah işte ! öylesi zamanlarda dinlenecek bu şarkı, iyi gider.. Bugün, burada kimi anlattım size? kimin hikayesini anlattım? seksenli yıllarda yaşanmış ve epey gündemde kalmış hangi hikayeyi anlattım..?
    ***
          Bizim çocukluğumuzda hatırladığım kadarıyla çok sayıda terzi vardı Bolu'da. Geçen yıllar içinde konfeksiyonda yaşanan gelişmeler bu mesleğe olan ilgiyi azalttı ve giderek de bitirdi.. Bugün artık sadece pantolonları tamir ettirmek, paçalarını kıvırtmak için falan gidiyoruz terzilere. 'Ivır, zıvır' işler için gidiyoruz yani. Sekiz, on kişi kalmış mıdır dersiniz bu mesleği sürdüren?..Terzilerin Pir'i "İdris Aleyhisselam" mış, rahmetli terzi Mehmet Kılıçarslan'dan duyardım. Yine bir yerlerde okumuştum; çok eski yıllarda Bolu'da, bu tür küçük el sanatları ile Ermeniler uğraşırlarmış..
    ***
         Eskiden tatillerde çocukları, ayakkabıcı, berber, terzi gibi ustaların yanına çırak verirlerdi.. Ben de bir yaz, küçük ama mütevazı bir terzi dükkanında çıraklık yaptım. Sonra da her nedense kaçtım dükkandan. 'Bursalı' usta oğlu Tevfik'i bir kaç kez gönderdi tekrar dönmem için, dönmedim.. Hatta bi daha 'arasta içi'nden bile geçmedim; ne olur ne olmaz yakalanırım filan diye..
    ***
         Her gün sabahleyin fırınlardan birine gidip ütü içine ateş almak, ütüyü hazırlamak, dükkanın önünü süpürüp sulamak, dükkanı ve dikiş makinesini temizlemek, suyu doldurmak gibi görevler bana aitti. Hele o kapkara kömür ütüleri yok muydu? dükkanın önüne çıkıp 'sallaya, sallaya' içini boşaltmaya çalıştığımız..'şangır şungur! Kimbilir? Belki de sırf bu yüzden kaçmışımdır dükkandan..
    ***
          Çıraklığa yeni başlayanların sağ elinin orta parmağına bir yüksük takılır, bezle bağlanarak gece gündüz bir hafta o şekilde dolaşılırdı. Daha sonra da bir bez parçasına ipliksiz iğneyi sokup çıkarmayı öğretirlerdi. Sonra da kumaş parçasına delik örmeyi, düğme dikmeyi.. Sözün burasında, babamın memur olup ilk işe başladığı yıllarda, bekarlık yıllarında cezveye kömür doldurup pantolonunu ütülediği geldi aklıma, rahmetli hep anlatırdı..
    ***
         Terzi Emin Kıbrısçıklı, Ziya Emen, Mehmet Kılıçarslan, Sultan Hamam'ın yanında Halil Duman, Semerkant Muhtarı Mithat Bildik, Muzaffer Özbakır, İhsan Yapgü, Terzi TinTin, İsmail Menep, Rahmi Demirer, Bolu'da bu işi yapan tanınmış kişilerdi.. Birde Terzi Sadık Abi vardı, hadi gel de unut bakalım! Modelist, stilist, giysi tasarımcısı efsane adam Sadık Abi..Yumurta Pazarı'nda köşe başındaki ahşap evin ikinci katındaydı.. Sürekli açık duran penceresine kurulur, hiç kapanmayan radyosundan sanat müziği şarkıları dinler elbiseler diker, ütüler yapardı..
    ***
         Bolu'nun en renkli simalarından Papaz Oktay'ın asıl mesleğinin terzilik olduğunu çok kişi bilmez. İlk Arif Usta'nın yanında başlamış terziliğe.. İyi bir terzi olmasından ziyade, yanık ya da yırtık bir kumaşı 'elde' örmesiyle tanınırmış.. Bir arkadaş anlatmıştı; Terzi Arif Usta, işlerin azalması nedeniyle sonradan yukarı çarşıdaki dükkanı Çavuşlar Tarlası'nın yanındaki ahşap bir evin üst kattaki odasına taşımış, burada devam etmiş.. Yıl 1958 veya 1959 olabilir.. Bir de kadın terziler vardı tabii.. Bolu'da çok sayıda hanım terzinin de var olduğunu yazmazsak haksızlık yapmış oluruz, Meserret Hanım gibi, Fikret hanım gibi, Hasene Hanım gibi mesela, saymakla bitmez..
    ***
         Atatürk Bulvarı'nda 'Arhavili Abdullah' abinin işlettiği 'Teknik Elemanlar Derneği' ne yolu düşmeyen var mıdır? Adının dernek olmasına aldırmayın,'Tuser Apartmanı'nın alt katında bildiğimiz büyükçe bir kıraathane; altmış kuşağının saçı sakalı ağartmaya başlamış delikanlılarına, kağıt, tavla ,okey oynarlarken rastlayacağınız bir kıraathane.. Uğur Samurkaş, Necdet Gören, Adnan Çıracı, Sabri Fırat, 'yiğit lakabı ile anılır' Eşekçi İsmail gibi bir sürü kimsenin devam ettikleri bir yer. Ve bu lokalin hemen bitişiğinde yazının girişinde anlatmaya çalıştığım terzi dükkanlarından biri İsmail Abi'nin terzi dükkanı..
    ***
          İsmail Abi şahane bir adamdı, çok yönlü, keyifli.. Dükkan işi olsun olmasın bir sürü kişinin uğradığı, çayını kahvesini içtiği, yorgunluğunu stres'ini attığı bir yer. Adam sanki terzi merzi değil bildiğin, şovmen. Çok kişi siftahsız dükkan kapatırken o, müşterilerine yaşamları boyunca hiç giymeyecekleri pantolonlar, etekler, bulüzler dikerdi.. Sohbet arasına ustaca yerleştirdiği bir iki sihirli cümleden, dükkanın 'söğüt gölgesi' olmadığını hatırlar; 'İsmail abicim şu senin yeni kumaşlardan bana bir şeyler diker miyiz? deyiverirdiniz, ayıp olmasın diye..
    ***
          Ama sonra birden adamın dükkanına nedense bi haller oldu, özene bezene diktiği elbise pantolon gibi şeyler bir kenarından pot verdi büzüldü.. Bulüzler bedenleri sarmıyor, etekler bellere dar geliyor, geri getirilen giysileri düzeltmeye çalıştıkça daha da beter oluyorlardı.. Bir gün Abdullah abinin lokaline 'oyun seyretmek' için gittiğimde İsmail Abi'nin dükkanının yerinde yeller estiğini gördüm.. Dayanamamış kapatıp gitmişti..
    ***
         Yıllar sonra İsmail Abi'nin arkadaşlarından birinin onu lafa tutup oyaladığı, diğerinin ise mezuranın ucundan bir kaç milimetre kesip tekrar yerine koyduğu şeklinde tahminler yürütüldü, bir eşek şakası yapılmış olabileceğinden bahsedildi.. Hani hatalı bir para basar ya Merkez Bankası, ve o parayı elde edebilmek için peşinden koşarlar ya memleketin sayılı antikacıları, işte benim de o günlerden kalma, ayağımı paçasından geçiremediğim o derece özel o derece kıymetli bir pantolonum var, saklıyorum..
    ***
          Arkadaş sinirlenmeyeyim, kendime gaz vermeyeyim diyorum. 'Yapma! takma kafana bir şey" diyorum, ama yok, gelip bi şeyler buluyor, kaçamıyorum. Televizyon'da gıcık olduğum adam görünür görünmez, ben 'vınn ! kaçıyorum TRT müzik kanalına.. Gıcık olduğum birisiyle merdivenlerde karşılaşmayayım diye apartmana girmeden önce kontrol ediyorum etrafı.. O koca burunlu pehlivan kılıklı adam daha kahveden içeri girmeden, daha 'tepesi püsküllü' yeşil beresini çıkartmaya fırsat bulamadan ben arka kapıdan tüyüyorum.. Lafı 'oyların partilere göre dağılımı' na getirip araya bir şeyler sokuşturacak delirtecek beni biliyorum, antrenmanlı geliyor, rahat durmuyor..
    ***
         Şinasi aşağıdan zile basmış diafon'dan fısıldıyor 'abi ! diyor 'seninkinin kalemini arakladım ! 'kimin kalemini arakladın? 'abi bildiğin gibi değil aç şu kapıyı!.. Çıktı geldi.. Bizim yeşil bereli koca burunlu pehlivan kılıklı adamın kalemini kaşla göz arasında almış, atmış cebine.. Kalem bildiğiniz kalemlerden değil acaip bir şey. "Abi ! diyor bunlardan bir çuval götürsek Bolu'ya var ya, yeminnen söylüyorum bir ayda köşe oluruz !.."
    ***
          Aşağı doğru çevirince kalemin gövdesindeki kız soyunmaya başlıyor, yukarı çevirdiğinde giyiniyor. Ellişer yüzer tanesini kırtasiyecilere dağıtacak, kalanını da Bolu Pazarı'nda okutacakmışız, kapışırlarmış bizim kalemleri.. "para artık böyle işlerde!."
    ***
          Allah'ım nerden buldum ben bu adamı yahu, ne diyecem ben şimdi? 'Bolu pazarı olmaz Şinasi'cim' dedim, 'vallahi bizim Soku'luların elinde kalırız, bi ton sopa yeriz pazar yerinde'.. Aslında ben de sevdim bu kalemi, üzerindeki kız da çok güzel gerçekten, Japon falan galiba.. Kalem artık bende, benim oldu. Müstehcen olmasa sorun yok ama, bu haliyle zor, bunun ticaretini yapamayız. Evde bile köşe bucak saklıyorum kalemi hanımdan. Arada bir şüphelenip geliyor yanıma n'apıyorum diye.. Şimdilik yakalanmadım ama gözü üzerimde, sanki anladı gibi..
    Hoşça kalın..
                                                        

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak Bolu Çatı Tamiri Bolu Kamera Sistemleri Tonet Sandalye