Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Kedi.. Tango.. Aile sineması.. Hayal bu ya..       

Erdoğan Mühürcüoğlu

    21 Mart 2016

        Kedi.. Tango.. Aile sineması.. Hayal bu ya..       

          Kedi mırıltısı insanlarda mutluluk hormonlarının salgılanmasına neden oluyormuş; duydum bir yaşıma daha girdim.. Mırlamanın mekanizması hala tam olarak anlaşılabilmiş değil diyor uzmanlar.. Önceleri gırtlaktan gelen titreşimlerden falan zannetmişler ama 1981 de yapılan bir deneyden sonra öyle olmadığı anlaşılmış.. Geçen gün bir sitede kedi mırıltısının dalga boyunun 25-50 hertz arası olduğu ve bu sesler kullanılarak pek çok hastalığın iyileştirebildiği anlatılıyordu.. 
    * * *
           İçinde sadece kedi mırıltıları olan CD filan da yapmış adamlar.. Uzanıyosun bir kanepeye, takıyosun kulaklıkları.. Ortamda kedicikler.. Mırıltılar'ı dinleyerek huzurlu bir uykuya dalıyorsun.. Yalnız Adnan Hoca'nın kedicikleriyle karıştırmıyoruz.. Elimiz ayağımız oynamıyor.. Burası önemli..
    * * *
          Bizim meşhur Kedici Ayşe'miz vardı hatırlar mısınız? Karaçayır'a inerken bahçe içinde bir evde otururdu.. Çevresinde sayısı belki elli altmışı bulan kediler olan bir evde.. Ölen kedisi için cenaze töreni düzenlediğini bilirim.. Sanırım kimi-kimsesi yoktu.. Elden ayaktan düşünce bir komşusu sahip çıktı diye duymuştuk.. Sahip çıkmış, evinin baş köşesine oturtmuş Ayşe'm teyzeyi..
    * * *
          Çocukken biraz çekinirdik ondan yalan yok.. Bir de Bacacı Lale'den.. Elinde baca temizlediği sırıkla görünce kaçacak delik arardık.. Bacacı deyince ne geldi aklıma sayın okur? Kayseri'de hamamda hanımların üzerine düşen iki adam vardı.. Bacacı Musa abi ile yardımcısı.. Hamamın bacasını temizlerken biraz fazla merak edip eğilince dengeyi kaybedip düşmüşlerdi.. Bizim de Sultan Hamamı'nın kubbesine çıkıp içeriyi gözetlemek gibi çılgın bir proje'miz vardı.. Ama olmadı; Çınar abi gelmeyince yapamadık..
    * * *
           'Gençlik başımda duman' yılları tabii.. A a acayip yıllar.. Arka cepte horozlu ayna.. Güneş enerjisi boşa gitmesin diye kızların gözüne ayna tuttuğumuz zamanlar.. O aynalar da yok şimdi; yüzüne ayna tuttuğumuz kızlar da.. O güzelim kızlar, çikin çikin atlara binip gittiler.. Hah hah ha.. Giden deyince; en son giden de benim asker arkadaşım; yıllarca Arap ellerinde çalıştı etti ama olmayınca olmuyor.. Selası verilirken sönmüş sigarası duruyordu küllükte.. Yanında tespihi, zibbo çakmağı.. Askıda fötr şapkası, üstü başı.. 
    * * * 
          'Hacı Yusuf Yar Medine'de lokanta açtı diye gitmiş; anlatırdı.. Hacı Abi'nin Medine'deki lokantacılığı da başlı başına bir yazı konusu.. Cebinde 250 bin lira ile Hatay Cilvegözü'den geçip Medine'de lokanta açmış Hacı abi.. Köfte, döner, pilav, tencere yemekleri... Çok emek vermiş çok.. Ama Belediye imar değişikliği yapınca işi bozulmuş.. 60'lı yıllardı, Tabaklar Camisi'nin yanındaki küçük parkta askerlik anılarını dinlerdik, yedek subay okulu anılarını..
    * * *
          TANGO..
           Siz hiç Zehra Eren'in sesinden Tango dinlediniz mi? Türkiye'nin Marlene Dietrich'iymiş 50'li yıllarda.. Türkiye'nin erkek sesli bayan tangocusu.. Babamdan sık sık duyduğum iki şarkı vardı çocukluğumda; Biri Zehra Eren'den 'Ey Deniz Gözlü Kadın' diğeri de 'tepesine yumruk yemeden çalışmayan radyo'dan 'Ne olursun güzelim sevsen beni..' TRT de Zehra Eren'den bahsedildi biraz önce, oradan aklıma geldi.. En büyük hayranı da Zeki Müren'miş.. Hatta bir de şiir yazmış ona.. 
    *
          Ziynettir dostluğun Zeki Müren'e
          Andıkça taparım Zehra Eren'e..
    * * *
           AİLE SİNEMASI..
           İlk sinema makinası geldiğinde çok renkli ve hareketli günler yaşanmış Bolu'da.. Açılış merasimi yapmalar bilmem neler.. (3 Şubat 1938) Hem seyyar hem de sesli bir sinema makinası.. 'Bolu kış memlakatı' demiş bizim ağalar 'çok kış yağıncası yollar kapanıveriya.. Seyyar olsun ki; vatandaş gelemezse, biz gideriz ayağına.. Vururuz makinayı sırtımıza gideriz
    * * *
           Yakın köylerden birine gidilecekse babam rahmetli de gidiyormuş peşlerinden.. 'masanın üzerinde sinema makinesi olurdu, karşısında da beyaz bir çarşaf' derdi rahmetli.. 'Makina'nın tıkırtı'sını duyan gelirdi.. Kimi sandalye getirirdi, kimi ona benzer bi şey..'
    * * *
           'Şimdi köye varıyoruz mesela; makinayı kurup filmi oynatıyoruz.. Motor istop edince, vatandaş; bir bize bakıyor, bir de çarşafa.. Az önce perdedeki Dombaylar nereye gitti? anlamaya çalışıyor.. O tarihlerde bırak sinema makinasını doğru dürüst fotoğraf makinası yok.. Rahmetli İzzet Kantaroğlu'nda var bir tane, bir tane de Mehmet Sarınalbant'ta.. 
    * * *
           Saray Sineması, Yeni Sinema, Başak Sineması, Bahar Sineması.. Bunlar var sanıyorduk dimi..? Değilmiş.. Bir tane daha varmış.. Hem de bu saydıklarımızın en görkemlisi.. Yurdaer Abi de bahsetmişti o sinemadan 'Bir gün ustalar çalışmaya başladı' demişti 'boya, badana derken baktık kapısında saç bir tabela 'Aile Sineması' sevindik.. Ne filmler izledik orada ne filmler.. Bacaklarımızın arasında çomaktan atlar, elimizde mantar tabancaları dolandık durduk sinemanın etrafında..
    * * *
           Sinemacı Mustafendi; Göksel Arsoy'lu, Belgin Doruk'lu, Muhterem Nur'lu çok güzel filmler getirmiş Fırka'ya.. O'nun tası tarağı toplayıp İstanbul'a taşınmasıyla o büyülü Fırka günleri sona ermiş.. Bir tek bekçi kalmış binada, bir de çatıda bir kaç baykuş.. Bir süre sonra da yıkmışlar zaten.. Kim bilir hangi zamanlarda yaşamış Bolulu'ların kemikleri de nasibini almıştı o yıkımdan.. Greyderlerin önünde, kepçelerin içinde, paletlerin altındaydı kemikler.. 'Hafriyat seyir ekibi' olarak biz de oradaydık, gördük..
    * * *
           'O zamanlar Tabaklar mahallesindeki yangının da olduğu zamanlardı' diyor Turgay kardeş.. 'O yangına ait unutamadığım iki fotoğraf karesi vardır' diyor.. 'Birinde; çocuğunun düşen çoraplarını çekmek için merdivenlerin önünde diz çöken bir anne; diğerinde her sabah yangın yerine gelip tabancasını arayan polis memuru..' 
    * * *
          HAYAL BU YA..
          Bir tahta bulsak diyorum, çaksak çivileri.. Çivili tahta üzerinde bozuk parayla maçlar yapsak.. Bir kibrit kutusunda iki tane arım olsa yine, kulağıma dayayıp tıkırtılarını dinlesem arka bahçede.. Hayal bu ya; kontra pedallı bisikletimin firen iziyle kocaman bir kalp çizsem sokağa, içinde de alfabenin bilmem kaçıncı harfi.. Bakkal yine 'Ziya Zahidler” olsa; Kasap 'Muharrem Çetek” Manav 'Kemal abi, Tuhafiyeci Gültopu.. 
    * * *
          Muhasebeci Sefer Abi'nin gülleri için gitsek Karamanlı'ya.. 'Culuk'lar susa'ya çıkmış onlara çevürecüz' diyen Kamila'ya rastlasak.. Gölyüzü çayırında Bolu Gençlik, başında aktar Arif Efendi'nin oğlu.. Kale'de Mehmet, forvette İsmet abi; taa o yıllarda dağılmasın diye saçlarına file takan ..Tiyatora'ya da gitsek.. Biz Yaşar Ünal Abla'ya 'aç aç aç' diye bağırırken o mikrofona eğilip bir Hüzzam şarkıya başlasa.. 'Nasibin Mehmet Yürü'den.. 

         Açmam açamam söyleyemem çünki derinde
         Bir yaresi var ki kanıyor kalb üzerinde
         Billah bu acı durduracak kalbi yerinde
         Bir yaresi var ki kanıyor kalb üzerinde..
    *
          Kafa gitti.. En iyisi haplarımı yutup üzerine bi de Özdemir Asaf okuyum ben.. Bu abi'ler 'cana şifa, ruha gıda' şeyler yazıyorlar.. Bir yerde okumuştum 'takma kafayı' diyordu o abi de; 'insanın kontrol edemeyeceği bir sürü şey var hayatta.. Bekçi düdüğünün içindeki nohut misali insan.. Belirleyici olan değil yani.. Belirleyici olan düdüğü üfleyen ve onun nefesi.. Boşuna debildeme..! (son cümle bendenize ait) 
           Hoşça kalın..

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Masa Sandalye Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak