Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Tramvay.. Defile.. Emine hanım.. Nebahat Hanım..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    7 Nisan 2014

           Dün gece işi gücü bıraktım, Bolu'da 'Galyocu' lakaplı kim var onu arıyorum.. Yok, bulamadım.. 'Kalyoncu' olanlara da baktım belki yanlış yazmışlardır diye.. Cahit Dinçtürk Hoca'nın bir kitabı var bu konuda, en sonunda o geldi aklıma ona da baktım; yok..! Bulamadım vesselam.. Ama ne lakaplara rastladım be kardeşim, vallaha kavgada söylesen, arbede çıkar.. Düşünsene kahvede tavla oynayan arkadaşının ensesine bir şaplak atıp soruyorsun 'n'aber lan falanca..! Nerden bulmuşuz bu kadar ilginç lakapları.. Hiç mi biri çıkıp itiraz etmedi 'bu olmaz! Bunu nüfus kütüğüne kaydedemeyiz' falan demedi..
    ***
           Neden 'Galyocu zade Ali Rıza beyler'i harıl harıl aradığımı merak etmişsinizdir belki.. Türkiye'de maden mühendisi sayısı çok az, ve bunların tamamı da yabancı olduğundan 'Bari kendi mühendisimizi kendimiz yetiştirelim' demiş ve bir okul açmaya karar vermiş büyüklerimiz.. Bir kaç yıl sonra da Türkiye'nin maden mühendisi yetiştiren ilk ve tek okulu 21 Ekim 1924 Pazartesi günü törenle açılmış.. Okulun iki tane de bayan öğrencisi var yeni başlayan.. Bu kızlardan biri 01.10.1929 tarihinde 148 numara ile kaydı yapılan Bolulu Galyocu zade Ali Rıza Bey'in 1912 doğumlu kızı, Erenköy Kız Lisesi mezunu, Emine Mediha Hanım..
    ***
            Emine Hanım'ın kim olduğunu kimlerden olduğunu öğrenmek için araştırmaya başlamıştım ki, hiç ummadığım, trajik bir hikayeyle burun buruna geliverdim.. Güzel başlayan ama maalesef güzel bitmeyen, acıklı bir hikayeyle.. Bir kaç satır anlatıp çıkalım bu konudan en iyisi.. Emine Mediha Hanım okula devam ederken o yıllarda her aileden en az bir kişinin başına musallat olan hastalıklardan birine yakalanıyor.. Uzun zaman tedavi görmesine rağmen bir türlü düzelemiyor, bırak düzelmeyi büsbütün kötüleşiyor.. Velisi, 'amele birliği muhasibi' Fahri Bey okula yaptığı yazılı müracaatla, bünyesi ve sağlık durumu artık müsait olmadığından Emine Mediha hanımın okula devam edemeyeceğini bildiriyor.. Sonra? sonrasını boş ver..
    ***

          TRAMVAY..
          Dedim ! Diyor Osman hoca; 'dilimde tüy bitti' diyor.. Uzun yıllar Bolu'da çeşitli okullarda görev yapan rahmetli Osman Zeki Oral Hoca anlatıyor; 'yapmayın etmeyin, bu bir fırsat bunu kaçırmayalım dedim.. 'Tramvaylar 1961'de kaldırılıp Kadıköy'e alındı, gelin şunu kaçırmayalım, vazgeçmeyin; Bolu'ya alalım dedim.. Kaplıca ile şehir arasında gidip gelirler dedim; kimseye dinletemedim.. Bir de Kaplıca'nın yanına kocaman bir havuz yaparız anasını satayım, açık hava havuzu, yaz kış herkes girsin çıksın içine.. Sen gör o zaman tramvayla Havuzun yaratacağı orijinalliği dedim..'
    ***
            Osman Hoca demiş demesine de kimse dinlememiş 'kulak şapırdatmışlar.. Aklıma 'Ara Güler'in çok meşhur bir lafı var; Bir daha dünya'ya gelseydim tramvay olmak isterdim' demiş.. Bugüne kadar pek çözemedim burada ne denilmek isteniyor diye.. ama olsun ! içinden Tramvay da geçiyor ya, sevdim cümleyi..
    ***
            Yanına almışsın içinde hamam tası, sabun bezi, kil, ve 'kerpetenli' marka beyaz sabun olan çantayı, binmişsin Belediye Meydanı'nda bekleyen tramvaylardan birine.. Pencere kenarındaki bir koltuğa da kurulmuş, 'kım kım' kırıtıyorsun..Tramvay rayların üzerinde tıngır mıngır ilerlerken camdan dalgın dalgın seyrediyorsun etrafı.. 'Güzel memleket bee' diyorsun, 'vallaha güzel memleket..!' keyifleniyorsun; Aktaş durağından binenler oluyor, 'Çanşa'da (Berk'te) inenler.. Vatman Zeynullah abi 'çan çan çan' korna çalıyor virajlarda.. Dönüşte de, Şinasi veya Ahmet Abi direksiyonda.. 'dan, dan, dan.. çekilin yoldan.. geliyor vatman..
    ***

          DEFİLE..
          'Galyocu Ali Rıza bey' in kızı Emine hanım'dan bahsedip Bolu'lu Nebahat hanımdan söz etmezsek olur mu..? Bunlar bizim memleketimizin insanları, bunları konuşmak lazım, anlatmak lazım.. Şimdiye kadar üzerinde pek fazla durulmamış.. Dr. Fuat Umay ismini duymuşsunuzdur.. Kırklareli'nde Belediye doktoru iken muhalif çizgide biri oluşu ve siyasi fikirleri yüzünden Bolu'ya sürgün edilmiş ve yıllarca Bolu'da hükümet tabipliği yapmış birisi Fuat Bey.. Bolulular onu kendilerine milletvekili seçecek kadar çok sevmişler, öyle birisi..
    ***
           Zaten o kadar çok faaliyeti var ki, doktor'un; adamı sadece Bolu değil bütün Türkiye tanıyor.. Yaptığı işler arasında Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumunu kurmak var en başta.. Bu kadar önemli işin arasına bir de 'Bolu Musiki Cemiyeti'ni sıkıştırmış, düşünün artık; bu cemiyetin Bolu'daki ilk kurucusu da o.. Ee, tabi arada sırada, bir şeyler tıngırdatmak, çalıp söylemek de lazım.. 'Sarı kurdelem sarı, dağlara saldım yari. Dağlar kurbanın olam (aman), tez gönder nazlı yari. Yandım heeeeey ! Ben esmeri fındık ile Ben esmeri fıstık ile Ben esmeri badem ile beslerim..'
     ***
           Bir gün 'Himaye-i Etfal' cemiyetine gelir sağlasın diye Ankara Palas Oteli salonlarında 'kostümlü balo' ve bir de defile yapılacak; defileye katılacak olan 'manken kızlarımız arasından biri Türkiye birincisi ilan edilecek.. İlan edilecek edilmesine de, o devirde mankeni nerden bulacaksın.. Hadi buldun diyelim eli yüzü düzgün olanını, oturmasını kalkmasını bilenini, 'podyum' da şöyle salına salına yürüyenini nereden bulacaksın..?
    ***
           Dr. Fuat Umay işi biliyor; Bolu'nun delikanlıları ne kadar yakışıklıysa, kızları da bir o kadar 'cillop' gibi.. Hemen bir haber uçuruyor Bolu'ya.. Himayesi altına aldığı, savaşta yakınlarını kaybetmiş yoksul ve kimsesiz çocuklar arasından; 'Nebahat kızımı getirin bana!' diyor, 'alın gelin' onu Ankara'ya.. 'Gel kızım' diyor, 'gel de meydan bir kız görsün..! Coşku'lu başlayan gecede orkestra zeybek havaları çalarken, Nalbantoğlu Hıfzı Bey ile Aksaray meb'usu Süreyya Bey, zeybek oynuyorlar önce.. Gece yansından sonra da artık kimsesiz çocuklar hesabına yapılacak olan defileye geliyor sıra..
    ***
         Yarışmacı hanımlara numaralar takılıp, Jüri'ye puan vermek için oy pusulaları dağıtılıyor.. Veee 'Bolulu garip Nebiş' nasıl bir performans sergiliyorsa, Jüri tarafından 'birinci' ilan ediliyor.. Salon alkıştan yıkılıyor adeta.. Kadınlar arasında birinciliği bizim 'Nebiş' alırken, ikinciliği Baytar Süreyya Bey'in hanımı Hayrünnisa, üçüncülüğü diş doktoru Şaziye Hanım kazanıyor.. Davetliler sabaha karşı güzel bir gece yaşamanın ve kimsesiz çocuklar için hatırı sayılır miktarda para toplamanın sevinciyle ayrılıyorlar 'Ankara palas' otelinden..
    ***
          Falih Rıfkı Atay 'hala gözümün önündedir' diyerek anlatıyor; 'pek çok kişi balo adabına ayak uydurmakta güçlük çekiyordu, balo'nun yapılacağı salonun kapısında ayaklarındaki mestleri çıkarıp bellerine sokup gizleyenler, içerde rugan ayakkabılar ayaklarını sıkınca çaktırmadan çıkarıp tekrar mestlerini giyiyorlardı.. Aralarında kaymakamlar, yüksek dereceli memurlar bile vardı bunların, kendilerini beğendirmeye çalışan genç kızlar, onlara kur yapmaya çalışan delikanlılar..'
    ***
          Beğenilmek, ilgi görmek güzel şey, herkes gibi biz de bir zamanlar özendiydik.. 5 kiloluk yağ tenekelerine beton dökerek yaptığımız halterle kas yapma çalışmaları, bahçeye bazan da odanın ortasına ip gerip 'yüksek atlama' denemeleri.. Yakın zamana kadar da devam ettim ben bu çalışmalara.. Ne zaman ki deprem oldu, 'deprem dede' Ahmet Mete Işıkara memleketin en seksi erkeği seçildi, elimde ne kadar alet edavat varsa, 5 kiloluk su bidonlarından yaptığım halter de dahil fırlattım attım.. Atmaya kıyamadığım bir kaç parça eşya kalmıştı, onları da Zekeriya Beyaz'ın seçilmesinden sonra attım...
    ***
          '5 kiloluk su bidonuna beton döküp halter çalışmak' deyince Tabaklar Camisi'nin karşısında oturan biri vardı Müezzin Mustafa Amca'nın kiracısıydı galiba.. Yahu arkadaş bir vücut vardı adamda; caddeye çıktı mı, bir gören bir daha bakardı.. Cadde de yürürken bile hala ufaktan ufaktan, küçük küçük hareketler yapardı ki kaslar iyice kabarsın gömleğin altından belli olsun.. Düşünsenize; anormal büyüklükte pazular, acaip derecede gelişmiş kaslar falan, adam 'şakır, şakır' yağlanmış, kremlenmiş İzzet Baysal Caddesi'nde 'Yılkı atları' gibi parıl parıl dolaşıyor, efendime söyleyeyim adam da iş yok güç yok tabii..
    ***
           'İş yok güç yok' deyince bizim mahallede Kepekçi Mustafa Abi, Muhtar 'Ases'i kızdırırdı 'boş kalan bakkal gider g*tünü tartar' diye, o hesap.. Dışarda gezip tozmak varken, her gün bahçedeki tulumbanın başındaydı adam.. Karşısına koymuş küçük bir ayna, 'vücut geliştirme' çalışıyor.. En çok şaşırdığım; hiç hareket etmeden istediği kasını, memelerini oynatabilmesiydi, hatta çalan müziğe uyup kaslarını oynatarak ritim tutanları bile varmış bunların.. Hatta kulaklarını oynatanlar bile.. Tövbe estağfurullah..!
    ***
          Bak şimdi aklıma ne geldi; bir de o bahçeli evde oturan ve nereden öğrendiyse; evinde sipariş üzerine transistörlü radyo yapıp satan bir adam daha vardı.. Yani İstanbul'daki toptancıdan radyo parçaları geliyor o da evinde bu parçaları birleştirerek montajını yapıyordu.. Temiz yüzlü son derece kibar nazik bir adamdı.. Bu yazdıklarımdan sonra o civarda oturanlar herhalde onu hatırlayacaklardır..
    ***
            Bakıyorum da; sanki eskiden bu tür insanlar, kibar ve nazik insanlar daha fazlaydı gibi.. Şimdi öylemi? şimdi magandalık patlama yaptı.. Adam hastanede refakatçi; hastanenin kantinine ayaklarında 'galoş' larla geliyor.. Biri anlattıydı; adam ayağında galoşlarla belediyeye su parası yatırmaya gitti, Bolu'yu 'yokar çarşı, aşşa çarşı' dolaştı geldi' demişti.. Adam ayaklarına galoşları giyer de, neden çıkartmak istemez, ben anlamadım.. Her halde psikiyatri'de falan vardır bir karşılığı..

           Neyse, burada bitirelim.. Hoşça kalın.. Ölmüşlere rahmet olsun..

                                                                  

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak Bolu Çatı Tamiri Bolu Kamera Sistemleri Tonet Sandalye