Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

SELAMİ BEY.. ŞERAFETTİN ERBAYRAM.. TAVUK KAMİL..

Erdoğan Mühürcüoğlu

SELAMİ BEY.. ŞERAFETTİN ERBAYRAM.. TAVUK KAMİL..
    3 Ocak 2020

     

          SELAMİ BEY.. ŞERAFETTİN ERBAYRAM.. TAVUK KAMİL..
          Oğlu Mithat'ı kaybettiğinde ''Acıyı tanıyor sevgili hocam'' demiştim bir yazımda.. ''14 yaşındaki ablasını ve 16 yaşındaki ağabeyini kaybetmiş demiştim.. ''Babasının evlat acısıyla İstanbul'a sığamaz oluşunu görmüş, İstanbul'u terk etme kararı alışına şahit olmuş.. Önce Samsun'un Ulusu Kasabası'na, oradan Afyon'un Bolvadin ilçesine savrulmuşlar ailece.. Böyle demiştim..
    * * *
         Afyon'a Vali olarak atanan ve göreve baslayacağı gün vefat eden baba vardı.. Hastane bahçesinde beş yaşındaki kızı ve iki yaşındaki oğlu ile çaresizliği yaşayan anne.. Ailenin Cemil Topuz Bey'in himayesi altına girişi, Selami Bey'in 'Selam' olan ismine mahkeme kararı ile eklenen (İ) harfi..
    * * *
          ŞERAFETTİN ERBAYRAM..
          Ve Şerafettin Erbayram.. Bir sohbet ortamında; 'Şerafettin Bey' den randevu aldık'' diyordu bir arkadaş.. ''Gittiğimizde yerinde yoktu.. Bir yakınının cenazesindeymiş.. Bir süre sonra ''kusura bakmayın'' diyerek geldi.. ''Oraya koş, buraya koş derken geciktim biraz'' diyerek.. ''Mezarcı bul, hocalara haber ver, defin işleri falan derken, akşamı ettik..''
    * * *
          Rahmetli Deli Ali'nin onun himayesinde olduğunu bildiğimizden ''Ali yok muydu abi'' dedik ''O bakıyordu ya bu işlere..''Öyle de'' dedi,''biz onu defnettik bugün..'' O konuşmadan sonra farkettim ki, bir delinin ölümü 1000 akıllının ölümünden daha fazla ses getiriyor şehirde.. Bir gün ölebilecekleri hiç aklımıza gelmediği için belki.. Hani bir şiirinde; ''Yanında duruyor, garipsiyorduk deliyi / Nereden bilelim bir Kumru gibi öleceğini'' diyordu şair..
    * * *
          Galiba biz herşeyi bildik de bir tek vefa nedir onu bilemedik.. Herhangi bir parkın bir köşesine, bir Edip Bey'in, bir Hasan'ın, bir deli Ömer'in, bir Ali'nin küçük bir büstünü olsun koyamadık.. Bursa'lılar Deli Ayten'in heykelini dikmişler, Tuncelililer de Deli Hüseyin Tatarın.. Deli HüseyinTatar da bizim ''Sazcı Sadık'' gibi duvar ustasıymış eskiden, ve bizim Sadık gibi o da eşinden dolayı vurmuş kendini sokaklara..
    * * *
           DOĞAN KARDEŞ..
          Mine Söğüt ile Marcus Chown'un iki kitabını göndermiş Koca Götlü Ali.. İkisi de hangisinden başlayacağıma karar veremeyeceğim kadar güzel.. ''Doğan Kardeş'' dergisi'nin konu edildiği Mine Söğüt'le mı başlasam, yoksa kitabın arka kapağında ''Dünya'daki 7 milyar insanı bir küp şeker'e sığdırabiliriz'' diyen Marcus Chown'la mı..?
    * * *
          Çok şaşırdım..'Doğan Kardeş'' dergisi, İsviçre'de yatılı okul'da okurken 1939 yılında çığ altında kalarak ölen bir çocuğun anısı için çıkarılmış.. Cesedi hala bulunamayan 10 yaşındaki Doğan Taşkent'in anısını yaşatmak için .
    * * *
          Vay canına dedim okurken; nasıl duymadık biz bunu.. Oysa çocukluğumuzun en önemli dergisiydi Doğan Kardeş.. Ayşe Erzincanlı'nın yönettiği çocuk kütüphanesinde tanışmıştık.. Gıcırdayan merdivenlerle çıkılan, Odalarında ocağı, bacası, banyo dolabı hatta yüklüğü olan 'evden bozma' kütüphanede.. Müzik öğretmeni Mürvet Merdan'ın zaman zaman gelip mandolin kursları verdiği, benim kursa gelenlerden birine fena halde abayı yaktığım..
    * * *
          Çocukluk aşkları unutulmazmış.. Başka bir yere tayin olup şehirden ayrıldıkları günü hatırlarım.. Eşyaları taşımak için gelen kamyonu, Ayaklı dikiş makinesinin, sandalyelerin, halıların kamyona yüklenişini.. ''Sahibinin Sesi'' etiketli plakları, zarflara doldurulmuş aile fotoğraflarını.. Ve Dilber teyzeyi.. Komşularına sarılıp sarılıp ağlayan..
    * * *
          O günlere ait bir fotograf var hala sakladığım.. Fotoğrafta 11-12 yaşlarında bir çocuk.. Benimki.. Tarih yok.. 1960'lar olmalı.. Koyu renkli pazen bir elbise var üzerinde.. Uzun konçlu çorapları ile eteğinin rengi aynı.. Bir elinde küçük bir çanta, diğer eli kardeşinin omuzunda.. Ayakkabıları dikkat çekiyor.. Naylon ayakkabıları..
    * * *
           Fotoğraf, çıkmaz sokakta çekilmiş.. Önünden korkarak geçtiğimiz evin önünde.. Bahçesinde hergün kurumaya bırakılmış çamaşırlar, gömlekler, pijamalar asılı olan.. En ortada deli Fahri'nin uzun paçalı donu..100 metre uzaktan bile görsek tanıdığımız..
    * * *
          Düşünüyorum da, çocukluğumuz bir garip geçmiş bizim, sanki biraz eksik geçmiş.. Bir masalın içinden geçer gibi.. Ayağımızda naylon ayakkabılar, başımızda gazeteden yaptığımız şapkalar.. Sivri ucunu öne getirdik mi Amerikan askeriyiz, yana çevirdik mi, Napolyon.. Ve güneş yanığı ayaklarımızda naylon ayakkabıların şerit şerit izleri..
    * * *
          YENİ YIL..
         Acısıyla tatlısıyla kocaman bir yılı daha geride bıraktık.. Gerçi yılbaşı gibi bir derdim hiç olmadı benim.. Hala da öyle.. Sene değişiyormuş, bilmem neymiş hiç umurumda değil.. Zaten neyi kutluyoruz ki Allah aşkına? Bir yıl daha yaşlandık onu mu? İnsan bir yıl daha yaşlandık diye sevinir mi yav..?
    * * *
          Ben Yılbaşı dendi mi; Mustafa Başaran Hoca'yı ve onun evinde Christmas partisi düzenleyen barış gönüllülerini hatırlarım.. Miss Hradec ile Emily Raydec'i.. Bir de Tavuk'çu Kamil'i.. Koltuğunun altında temizlenmiş Tavuk gezdirirken, ya da,Turist Otel'in önünde, bir ağacın dalına astığı tavuklarına müşteri beklerken.. Geçenlerde bir yerde Boluspor'un Tarsus deplasmanından dönerken ''çişim geldi'' diyerek otobüsten inmeye çalıştığı anlatıldı.. Hareket halindeki otobüsün arka kapısından düşerek ciddi bir biçimde yaralandığı..
    * * *
          Aslında daha önce yarım kalın bir konuyla başlayacaktım bugün.. 1941 yılında Bolu'ya mecburi iniş yapmak zorunda kalan yolcu uçağıyla.. O günü anlatacaktım.. Otomobiliyle Üzeyir Usta'yı, yaylı arabasıyla İsmail Ağa'yı, siyah körüklü paytonuyla Bedri abi'yi.. Ve hep birlikte yolcuları kurtarmaya koşan vatandaşları.. Gerçi büyük bir bölümünü daha önce anlatmıştım..
    * * *
          Anlatmıştım da; Üzeyir ustanın arabasının 1929 model Amerikan Ford'u olduğu bilgisi geldi onu ekleyecektim.. O aracın Atatürk'ün Bolu ziyareti sırasında bindiği araç olduğunu, şoförlüğünü Üzeyir Usta'nın yaptığını.. Abant'ta bir kaç takla atıp ağır hasar gören aracın Üzeyir usta ve kardeşlerinin uzun uğraşları sonucu eski haline getirilebildiğini..
    * * *
          İzzet Kutucuoğlu'ndan bahsedecektim sonra.. Şehre ilk motorlu aracın gelmesinde önemli rolu olan İzzet Ağa'dan, oğlu Viyolonsel sanatçısı Kenan Kutucuoğlu'ndan ve gelini Edibe hanımdan.. Türkiyenin ilk akrobasi pilotu olan Edibe hanımın İzzet Ağanın gelini olduğundan..
    * * *
          Kenan Kutucuoğlu'nun bir video'su vardı onu paylaşacaktım.. ''Sensiz Saadet Neymiş'' şarkısını okuyan Yaşar Güvenir'e Keman ile eşlik ediyordu Kenan Kutucuoğlu.. Gerçi o Videoyu yine de koydum.. Bakarsınız..
    * * *
          Neyse.. İyi yıllar diliyorum herkese.. Kendinize iyi bakın.. Bu dünyadaki en gerçek şey" sizsiniz unutmayın.. Gerisi hava civa..Ya da Balıkesir Bandırma..!
    *
    Video:
    https://www.youtube.com/watch?v=Z-Z0HbnNqT8&feature=share&fbclid=IwAR0yCi3eJtn3H2qZ7f13wybzJc-I4MUr2xuSZpCYfS6aNBDCDVtSQZstpLo     
                                                      Erdoğan MÜHÜRCÜOĞLU.. 03..01.2020

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak