Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Çalıkuşu.. Lütfü Hoca.. İdamlar..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    12 Ocak 2014

    Hani bazan, sonuna geldiğini düşünürsün her şeyin, teslim olmak zorunda kalırsın sanki, tüm planların alt üst olur, tüm inançların yıkılır, güvendiğin dağlara karlar yağar ve cascavlak kalıverirsin orta yerde, yapayalnız.. Hayal kurduğun zamanları hatırlarsın pilot, itfaiyeci, doktor olmak istediğin zamanları. Sonra da 'yok futbolcu olacam' deyip diğerlerinden vazgeçişlerini. Arada bir arkana dönüp bakarsın, "Nasıl yüründü bunca yol? der şaşırırsın kendine.. Zaman değişmiş, sen değişmişsindir. Uçar gidersin gerilere doğru. Artık olmayan evin arsasında, bir duvarın dibine çömelip sigara bile tellendirirsin hatta.. Düşünürsün; 'iki arada bi derede' kalırsın..
    ***
          Bazen de deniz kenarında oturur taş kaydırırsın sularda. 'Gelmişine geçmişine' diye başlayan şarkıyı söylersin denize karşı. Yer küredeki en doğru adam benim diye düşünürsün, benim doğrularım varsın çelişsin başkalarınınkiyle, 'yemişim başkalarının doğrularını' dersin. Uzun yıllar yaşadığın yeri merak edip girdiğin 'Ayvalık' sayfasında 'pat' diye, sekiz on gün önce kaybettiğin bir dost çıkar karşına gülerek.. Hayretler içersinde kalırsın, sen ona bakarsın o sana bakar.. Apışıp kalırsın, Aa dersin "kız! sen gitmemiş miydin Kökez'ci..?" Mavi bir gömlek, başında güneş gözlükleri; bakar gülümser sadece cevap vermez, veremez.. Nasıl da anlayamadık, nasıl da gizledin 'çekip gitme' niyetini çalıkuşu? dersin, 'aşkolsun yani, nasıl da gizledin abisinin..? 'N'apalım ! Uğurlar olsun be Çalıkuşu, uğurlar olsun be Kökez'ci..!

        Yapacak hiç birşey yok gitmek istedi gitti..
        Bi lodos lazım şimdi bana bi kürek bi kayık
        Zulada birkaç şişe yakut yer gök kırmızı
       Söverim gelmişine geçmişine ayıpsa ayıp
        Düşer üstüme akşamdan kalma sabah yıldızı..
    ***
          Ben aslında bugün daha başka bir konudan bahsetmek istiyordum; Berber Fadıl Abi'nin ayaklarından kendini tavana asarak sakal tıraşı yaptığını, bunun ulusal basın'da haber olduğunu falan.. Bir kişiyi sakal tıraşı yaparken Arkadaşı ile 'yenersin,yenemezsin' iddiasıyla müşteriyi bırakıp tavla oynamaya gittiğini, sakal tıraşı yarım kalan müşterinin 'bir beş yapıp hemen geliyoruz' diyen berberi beklerken koltukta uyuyakaldığını..
    ***
           İkinci olarak İsveç'ten döndükten sonra, bir müddet Elmalık Orman İşletmesi'nde, daha sonra da İstanbul Tarlabaşı'nda Roma Oteli'nde çalışan 'Karacehennem' Kemal Abi'yi.. Hatta bu otelde yangın çıkınca Bolu'lu hemşehrilerinin çatıdan pencereden atlayarak canlarını zor kurtardıklarını.. Olmadı; neyse bir dahaki sefere inşaallah.. Haa, bir de şöyle bir sorun var; Bizim Şinasi 'Bolu'da iki tane 'Karacehennem' var, sen hangisinden bahsediyorsun abi? deyince tereddütte kaldım, biraz da ondan.. Bizim Bolu'lu Şinasi'yi de tanımışsınızdır artık.. Hani anlatmıştım, ağzında sigara İle denize giren, sigarası bitene kadar denizin ortasında birileriyle sohbet eden arkadaşım..
    ***
           İdamlar..
           Kemal Tahir'in çok ünlü bir romanı var 'Karılar Koğuşu'.. Bu romanda Yazar, 'Hanım Kuzu' isminde bir kadının gerçek yaşamını anlatmış. Türkiye'de idam edilen onbeş kadından en meşhur olanı bu kadın; bunu bugün öğrendim.. Sevgilisiyle bir olup kocası İhsan Kuzu'yu öldürmüş. Malatya'da 27 Mart 1944'te bu suçundan dolayı asılarak idam edilmiş. Kemal Tahir'in Karılar Koğuşu'nda anlattığı işte bu kadın..
    ***
          'Hanım Kuzu' istediği kadar roman kahramanı olsun istediği kadar filmlerde dizilerde baş rol oynasın; benim hayranı olduğum kadın o değil.. Benimki, 'Durdu Sarıkaya'.. Durdu Sarıkaya da 'Hanım hanım'dan sonra idam edilen ikinci ünlü kişi.. Türkiye'de Cumhuriyet döneminde onbeş kadın asılarak idam edilmiş ama, bu onbeş kadın içinde Durdu abla hakkaten mest etti beni, bayıldım ona, vuruldum.. O da kayınbiraderi ile birlik olup kocası Mahmut Sarıkaya'yı öldürmüş.. Sivas'lı Durdu Sarıkaya'yı da Sivas'ın Cumhuriyet Meydanı'nda 25 Aralık 1960 tarihinde asarak idam etmişler..
    ***
           Bakın şimdi; o gün, yani Durdu hanımın idam edileceği gün ne olmuş; ezan vakti dini merasimden sonra idam gömleği giydirilen Durdu hanım 'ellerimi bağlatmam Allah bağlatmam' diye tutturmuş, 'türkü söyleyecem ben..' Etme, eyleme' demişler, bak herkesin işi var gücü var, türkü söylemenin sırası mı? Senden sonra da yapılacak bir sürü işimiz var bizim, uğraştırma bizi' ikna edememişler, zorla morla da olsa ellerini arkadan bağlamışlar.. Kadın sehpaya yürürken, bağıra bağıra 'Darağacı yollarında, kelepçe kollarımda' diye öyle bir türkü tutturmuş ki; Cumhuriyet Meydanı'nda evlerin lambaları teker teker yanmaya başlamış 'ne oluyor?' diye..
    ***
           Sivas'lılar camlara, kapılara çıkmışlar.. 'Sehpa'ya değil de, sanki sahne'ye çıkmış gibiymiş Durdu Sarıkaya.. İdam sehpasında da yine yüksek sesle bir türkü daha patlatmış en hüzünlü tarafından.. 'Beyaz gömlek giydirdiler, bu sehpaya bindirdiler..' Bağıra bağıra okumaya başlamış, hançere'si yırtılırcasına.. Eee niye anlattık bunları..? Laf olsun diye mi? hayır, bir yere bağlayacaz da ondan..
    ***
          Cumhuriyet döneminde 1920'den, 1984'e kadar Meclis 15'i kadın 712 idam cezasını onaylamış ve bu infazlar Bolu'da dahil olmak üzere çeşitli şehirlerde gerçekleştirilmiş.. 60'lı yılların ortalarına kadar 'ibret olsun' diye, sabaha karşı halka açık olarak yapılırmış idamlar.. Ben Bolu'da yapılan idamları rahmetli emeklı öğretmen'Rıfat efendi' Amca'dan dinlemiştim.. 'Darağacı' kurularak infaz alanına dönüştürülen meydan taa geceden gelen meraklılarla dolar; sırtlarında yorganlarıyla battaniyeleriyle gelenler burada kendilerine yer kapmaya çalışırlarmış.. Simitçiler, macuncular, bilumum seyyar satıcıları bile hatta..
    ***
          Babam da böyle anlatırdı ama, Onların zamanında halkın meydanda idam sahnesini izlemesine müsaade edilmezmiş.. Her şey bittikten sonra halk 'görsün ve ibret alsın' diye idam edilenler sehpa'da bekletilir bütün gün ipin ucunda döner dururlarmış rüzgardan.. Tatsız bir konu ama başladık bir kere, bitirecez.. Orada görüp çok etkilendiği bir gencin, öyle garip, öyle hüzünlü ve öyle çocuksu bir bakışı varmış ki, babam onun başında kimselere belli etmeden akşama kadar gizli gizli ağlamış, oralarda dolanmış durmuş. Bunu hep anlatırdı.. Adamın kim olduğunu, suçunun ne olduğunu bilmeden bakıp bakıp ağlamış.. Benim hesabıma göre 1928-30 yılları arasında olmalı bu anlattıkları..

         Avlu, Bir uzun yol.. Tuğla döşeli,
         Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
          Bu yol da tutuktur hapse düşeli..
         Bir idamlık Ali vardı, asıldı;
         Kaydını düştüler, mühür basıldı.
          Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı.

          Anlamaz; yazısız, pulsuz, dilekçem..
          Anlamaz; ruhuma geçti bilekçem!
    ***
            İstiklal savaşı yıllarında Bolu'da yaşanmış çok enteresan bir olay daha var; belki sizde duymuşsunuzdur bunu.. Bolu'da kurulan İstiklal Mahkemesi'nin kararıyla şehir meydanında kırk tane idam sehpası hazırlamışlar, o gün sehpalara ite kaka çıkartılan 38 mahkum idam edildikten sonra iki sehpa asacak adam olmadığı için boş kalmış. Mahkeme başkanı Osman Bey, boş kalan otuzdokuz ve kırkıncı sehpaların arasında elleri kıçında dolaşırken; oğlu ve odun yüklü eşeği ile ihtiyar bir köylünün oradan geçmekte olduğunu görünce, adamlarına emir vererek, Baba ile oğlu'nu 39. ve 40. sehpalarda astırmış.. sadece odun yüklü eşek kalmış orta yerde..
    ***
           Başta dedim ya duymuşsunuzdur diye, ama duymadıysanız google'a girin bakın, karşınıza 'şak' diye çıkar.. Olayı mahkeme başkanı Osman bey bizzat kendisi anlatıyor zaten, masal falan değil yani.. Adam; '39. ve 40 ncı sehpalara asacak adam yoktu. İhtiyar bir köylü, yanında oğlu önünde odun yüklü merkebi ile geliyordu, emrettim 'asın! dedim, ikisini de astılar..' diyor.. İsterseniz 'Cumhuriyet ve Diktatörlük' kitabının ikinci bölüm, yirmi yedinci sayfa'sında da bulabilirsiniz bu hikayeyi.. Bakın sizin için nerelerden neler bulup çıkartıyorum, artık ortaya çıkıp "bu toplum okumuyor da bilmem ne de" diye dilinize dolamazsınız..
    ***
          Son bir iki satır daha yazdıktan sonra kapatacam bu konuyu; Bu idamlar sırasında devletin kadrolu celladı olmadığından çevreden birileri (roman) idam başına 'yevmiye' alarak yaparlarmış bu işi. O sıralar cellatlar arasında en ünlüsü de Ali isimli bir cellat 'ulan biz bu memlekete hizmet etmiyor muyuz?" diyerek kendisine maaş bağlanması için çok uğraşmış ama isteğini bir türlü kabul ettirememiş.. Cellat Ali, 9 Mart 1965 de ölüp karısı da geçim sıkıntısına düşünce kocasından kalan idam iplerini metresi 5 liradan satışa çıkarmış.. İpler havada kapışılmış adeta, Cellat Ali'nin kapısında 'ip'kuyruğuna girenlerin gerekçesi güya bu iplerin Sara hastalığına iyi gelmesiymiş..
    ***
           Lütfü Hoca..
           Eğer küçük bebeğinizin yattığı odada duvarlar sarı renge boyanmışsa; demedi demeyin; bebeğin sabahlara kadar ciyak ciyak ağlamasına engel olamazmışsınız.. Mavi renk ise doğal bir iştah kapatıcı. Kilo problemi olanlar evlerini mavi'ye boyatırlarsa bu onların zayıflamalarına neden olabilirmiş.. Demek ki neymiş? özellikle 'tombiş' hanımlar mutfaklarının rengini maviye boyatacaklar.. Bu çok etkili bir yöntem, öyle yazıyor, aklınızda bulunsun.. Gelelim benim rengime, benim rengim mor, asaletin rengi.. Neymiş efendim..?
    ***
           Bu renkler menkler hepsi aslında tıpta çok bilinen 'Plasebo' etkisinden oluyor. Bu yüzden üretilen rengarenk haplar varmış doktor reçetesiyle satılan. Mesela böbrek ağrısından duvarlara tırmanıyorsun "bak yaren şimdi sana bir hap verecem ağrın şipirtdek ! kesilecek" deyip sana renkli bir 'bonibon' içirirlerse bir şeyciğin kalmıyormuş.. 'Herşey kafada bitiyor' yani, bu onun kısaca ispatı..
    ***
          Doktora gidip "cır cır olmuşum evladım, yellendim zannettim değilmiş, her zamanki ilaçtan yine yaz" diyen nineye ilaç yerine vitamin hapı verince iyileşmesi.. Alkollü bir şey içmemesine rağmen dünyanın en sert içkisini içtiğini zanneden, adamın zurna gibi sarhoş olması.. Yapılan bir deneyde bir sürü içki içirilen adamlar 'zurna gibi' sarhoş olup yalpalamaya, gelene geçene 'öpecem abi ! gibi laflar etmeye başlamışlar. Aslında adamlara bir damla bile alkol verilmemiş. İçtikleri sadece alkolsüz bira, o kadar..
    ***
           Sarhoş olduğuna inanan beyin'in bu yanılgısına 'Plasebo etkisi' deniyor.. En son yazdığım satır çok hoş ama değil mi? 'Alkolsüz bira içiyorsun; sana 'simirnof votka' içtin gibi geliyor.. 'Entarisi dım dım yaaar'.. Yani tayyare gibisin.. Hem de rakı fiyatları şu kadar olmuşken.. 'Simirnof votka' da nereden aklıma geldiyse? Kendime de gülesim geliyor bazen, 'Entarisi dım dım yar..'
    ***
          'Başta kalecimize;
    karşıdan gelen bütün topları bir panter misali uçarak yakalamayı,
    defans oyuncularımıza gelen bütün topları kesmeyi,
    kendi arkadaşlarına isabetli pas atmayı,
    ve sağ sol açıklarımıza fırtına gibi esmeyi,
    santraforumuza güzel ortayı yapmayı,
    golcülerimize doksandan kaleye topu takmayı nasip eyle ya rabbel alemin'
    ***
          Lütfü Hoca bir maç öncesi Boluspor'lular için böyle dua ediyordu değil mi? Sadece dua ile falan oluyor mu dersiniz bu işler? Futbol hakemleri ile ilgili ilginç bir yazı okudum. Viyana Üniversitesi'ne çağrılan hakemlere bir futbol maçında faul yapılan elli iki pozisyon izletilmiş. Hani, bizde de spor programlarında yapıyorlar ya; Erman Toroğlu ile Şansal Büyüka, ekranın başına geçiyor, faul yapan bir futbolcunun görüntüsünü bir başa bir sona alarak yorum yapıyorlar.. Erman Toroğlu "Oynat Uğurcum, al geri, al geri' diyor, aynen öyle..
    ***
          Yapılan testlerde hakemler bir faul pozisyonunda kırmızı forma giyen futbolcuyu oyundan atarken, aynı pozisyonda forma mavi ile değiştirildiğinde devam kararı veriyorlar. Kırmızı dışındaki bütün formalarda sonuç hep aynı, ya uyarı , ya da en fazla sarı kart.. Hakemleri yanıltmak için deney tekrarlanıyorsa da değişen bir şey olmuyor. Kırmızı forma giydirilen futbolcu her defasında oyundan atılıyor.. Dr. Bjoern Krenn bu durumu, renklerin insan psikolojisi üzerindeki etkilerine bağlamış. İnanılacak gibi değil ama yine başka bir üniversitedeki araştırmalarda da en çok kırmızı renkli arabaların çalındığı kesin olarak kanıtlanmış..
    ***
           İş bu kadarla bitse gene iyi, formalardaki kırmızının kışkırtıcı etkisinden dolayı, rakip futbolcular acaip hırçınlaşıyor sert ve daha kırıcı oynuyorlarmış..Yani Boluspor gibi formasının rengi kırmızı olanlar her zaman karşılarında çok faullu oynayan bir rakip buluyormuş.. Burada tek olumlu olan şey, Boluspor'a karşı oynayan takımların bu aşırı saldırganlıkları yüzünden kırmızı kart görme ihtimalinin yüksek olması.. Şimdi anladınız mı muhteremler ne kadar ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu..?
              Hoşça kalın.. Kandiliniz mübarek olsun..
     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak