Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Vişne bahçesi.. Nigar.. Arabacı Kirkor..

Erdoğan Mühürcüoğlu

Vişne bahçesi.. Nigar.. Arabacı Kirkor..
    14 Nisan 2019

    VİŞNE BAHÇESİ.. NİGAR.. ARABACI KİRKOR..

    Aslında yazıma Anton Çehov'un “Vişne Bahçesi” ile başlayacaktım bugün.. Kendi kendime konuşuyor gibi mi başlasam, yoksa karşımda oturan birine anlatıyor gibi mi; onu düşünüyordum..
    * * *
    Anton Çehov garip huyları olan İlginç bir karakter.. En bilindik özelliği de farelere olan düşkünlüğü.. Ben onu bu yönüyle bizim Şemsi abiye benzetiyorum biraz.. Bir farkla; Şemsi abi boynuna zil bağladığı faresini dükkanda besliyor, Çehov ise cebinde.. Onun bir başka özelliği de tıp doktoru olması ve genç yaşta veremden ölmesiymiş..
    * * *
    Verem o yılların en ölümcül hastalığı.. Selami Hitit Hoca'dan dinlemiştim;14 yaşındaki ablası ve 16 yaşındaki ağabeyini kaybetmişti Hoca.. Babasının evlat acısıyla İstanbul'a sığamaz oluşuna şahit olmuştu.. Önce Samsun'un Ulusu Kasabası'na, oradan da Afyon'un Bolvadin ilçesine savrulmuşlardı ailece.. Yetmezmiş gibi, bir de Afyon'a Vali olarak atanan babanın göreve başlayacağı gün vefatı var ..
    * * *
    Verem, Tifo, Veba.. Bir zamanların dünyayı kasıp kavuran hastalıkları.. Yeryüzündeki ilk biyolojik silah kullanımı Veba'dan ölen askerlerin düşman mevzilerine mancınıkla atılmasıyla başlamış. Ölen ya da ölmek üzere olan askerlerin... 
    * * *
    Dedik ya her evden bir can almış verem diye, babamın müşerref ablası da 33 yaşındayken ölmüş aynı hastalıktan.. O günü, 24 Şubat 1944 gününü ''Müşerref ablamın ölümü'' diye not etmiş defterine.. ''Cumartesi günü hastaneye kaldırıldı, 1 Mart Perşembe günü de rahmeti rahmanına kavuştu'' diye yazmış.. O sayfanın fotoğrafını koydum bu yazının altına..
    * * *
    Ama beni en çok veremden ölenlerin mezar taşlarında "müteverrimen vefat'' yazıyormuş, o şaşırttı.. Bolu'ya gittiğimde ilk işim çığırtkanlar mezarlığına gitmek, çocukluğumuzun Dilber teyzesini aramak olacak.. Güzin'in annesini.. Öleceğini anlayınca kenarda köşede zırıl zırıl ağladığımız..
    * * *.
    Konumuz Cehov ve onun 'Vişne Bahçesi' olunca, Bolu Lisesi'nin 1963 yılında bir Ankara gezisi vardı onu konuştuk Ayşe ile.. O gezi sırasında bir kaç öğrenci gizlice tiyatroya gitmiş, 'Vişne Bahçesi' ni izleyip geri dönmüşlerdi.. 
    * * *
    Ben o gezinin neresindeydim tam hatırlamıyorum ama, katılanların çoğunun Lise son sınıf öğrencileri olduğunu biliyorum.. İngilizce Öğretmeni Amerikalı karı koca vardı, Ali Haydar Kutlu vardı.. Mehmet Özkoç, Mustafa Başaran, edebiyatçı Muzaffer Hanım.. 
    * * *
    Ve şimdi bazıları aramızda olmayan arkadaşlar; Kemal Çevik, Akın Kesim, Yılmaz Özgürel, Önder Boztepe, Adnan Çıracı, Dr. Seyfullah, Kemal Aygen, Kadir Gürsoy, Erkan Özler, Selim İnsel, Nurettin Yaman.. 
    * * *
    İnsan gurbette tanıdık bir yüze rastlayınca seviniyor.. Epey oturduk Ayşe bacıyla, eski günleri yad ettik.. Yukarıdaki isimlerin çoğunu da o söyledi zaten.. Çok ilginç şeyler dinledim kendisinden.. 'Yok artık' dedirtecek cinsten şeyler.. 
    * * *
    Panayır bitince dükkanların sökülmesini seyretmeye giderlermiş Karaçayır'a.. ''Aç aç'' çadırları' toplanırken dansözlerden dökülen boncukları toplarlarmış.. Davetiye vermek için gittiği evde; "Burası Piç Ahmet'in evi mi" diye sorduğunu anlatırken çok güldük.. "Koca Kafa Sabri'yi nasıl kızdırdığımızı anlatırken de.. 
    * * *
    Ama konu Nazan'ın kuşu olunca duygulandık.. Milli güvenlik dersine oyuncak bir kuşla gelen, dersin hocası yanından geçerken cebinde sakladığı kuş ötmeye başlayan.. Sesin kimden geldiği anlaşılınca hoca da dahil, hepsi yerlere yatmışlar gülmekten..
    * * *
    İnsanlar yaşlandıkça çocuklaşıyor, çevre etkisi, kim ne der kaygısı kalmıyor.. Bende öyle oluyor en azından.. Akşam olup evlere dağılacağımız zaman onu bizim eve götürmeye zorladığımı anlatıyor.. Kızarıp bozarıyorum.. ''Bıraksana oğlum kızı'' diye bağırıyormuş annem pencereden.. ''Ay bu çocuk beni deli edecek'' diyormuş ''Bıraksana oğlum kızı..! 
    * * *
    Hıfzı Topuz'un ''Bir zamanlar Nişantaşı'nda'' adlı kitabında bir bölüm vardı.. Gülsem mi, ağlasam mı dedirten bir bölüm.. ''Bizim sokakta Nigar adında bir arkadaşım vardı'' diyordu Hıfzı Topuz; ''İkimiz de henüz okula gitmiyor, bütün gün alt katta çamaşırhanenin olduğu yerde oynuyorduk..''
    * * *
    ''Nigar bir gün bana; 'Benim ağabeyimin pipisi var, benim yok! diyor.. “Senin var mı? “Var elbette!” diyorum..“Göster bakalım.. “Önce sen göster” İkimiz de donlarımızı indiriyoruz.. Tam o sırada kapı açılıyor.. Karşımızda annem, teyzem ve anneannem.. İlk tokadı ben yiyorum, sonra da Nigar.. “Kız, sen kötü kadın mı olacaksın'' diyor annem Nigar’a.. Kulağından tuttuğu gibi dışarı atıyor.. Bir daha hiç görmüyorum zavallı Nigar'ı.. ''
    * * * 
    ARABACI KİRKOR..
    Altan Öymen’in 'Bir Dönem Bir Çocuk' adlı kitabında da vardı buna benzer satırlar.. Anne tarafından Bolulu olduklarını söyleyen Altan Öymen, Bolu'ya gittiklerinde şehrin en eski evlerinden birinde kaldıklarını anlatıyordu.. Anneannesi emekli öğretmen Feride hanım'ın serdiği yer yataklarında yattıklarını.. 
    * * *
    Küçük teyzesini konuştuğu oğlanla nasıl yakaladığı bile vardı kitabın satır aralarında..Yakalandıktan sonra kendisine her gun çikolata getiren çocuğun şimdi eniştesi olan Eğitimci - Yazar Kemal Demiray olduğu..
    * * *
    Baktım da hep tanıdık bildik yerlerden bahsedilmiş kitapta.. En çok da Bakırcılar çarşısının olduğu yokuştan.. Numune Fırını, Berber Abdullah Şadi, Çetin Başarslan.. Ve Terzi Mithat Bildik.. Önünden her geçişimde zıplayıp tabelasına dokunmaya çalıştığım yer.. Bitişiğinde zaman zaman okuldan kaçıp langırt oynamaya gittiğimiz yer ''Gençlik Kıraathanesi''..
    *
    Yazımı paylaşmadan önce ''nasıl olmuş'' diye okuttuğum arkadaş, ''Bizim çıktığımız kahvehaneyi tek satırla geçmişsin'' diyor.. ''Olmamış.. Keşke haberim olsaydı da Tevfik abi ile Cıba arasında yaşanan bir kavga vardı onu anlatsaydım sana..Tevfik abi'nin Ciba'yı bir kafa darbesiyle yere serdiği kavgayı.. Ayrıca 1960 ihtilalinde önünde gösteriler yaptığımız yerdi orası.. Belediye reisi Binbaşı Kemal Apaydın'ı, Askeri Vali Tuğgeneral Avni Okyay'ı ''omuzlarımızda taşıdığımız, asker uğurlamalarındaki gibi havalara atıp atıp tuttuğumuz.. 
    * * *
    "Her devrin adamıyız biz, biliyor musun? Bugün Demirkıratız temsil, ertesi gün değil.. Bizim ipimizle kuyuya inilir mi? Evet ya da hayır, inilir mi? ''Havet! diyorum, ne deyim.. riskli sorulara risksiz cevaplar vermek lazım.. Referandumda da ''Evet mi Hayır mı? diye sordular ''Havet ! dedim.. 
    * * *
    Ah benim Tevfik abim' diyor ''Açık tribünün önünde kollarını açıp öyle bir "Bir baba hindi!" çekişi vardı ki.. Ya da Amigo Necati Palay ile ''Van, Tu, Tri, For - Arabaci Kirkor'' la tribunleri ateşlemesi..
    * * *
    'Bir maçtan sonra çok kötü pata-küte olmuştu o kıraathanede.. Omzundan ceketi bir attı; gömleğin kollarını bir sıvadı, ya destur! çekip bir daldı Düzcelilere.. 'Eeee? E'si bu, iyilik güzellik.. 
    * * *
    ''İğde Ömer yok yav.. Ne İğde Ömer'i ! O çok sonra.. O da bizim Necati Palay gibi trafik kazasında vefat etti.. Çok şeker bir adamdı Allah rahmet eylesin.. 
    * * *
    Arabacı Kirkor deyince; O da bizden biriymiş zaten.. Aktaş Mahallesi'nde oturan, evlere at arabasiyla talaş çeken bir amca.. Geçenlerde bazı alıntılar yaptığım kitapta da vardı.. Arkadaşı Şevket'le köylerden hindi topladıklarını, Kirkor'un arabasına yükledikleri hindileri Adapazarına satmaya götürdüklerini anlatıyordu yazar.. 
    * * *
    ''Bir hafta içinde Aktaş'taki evin altında 135 kadar baba hindi topladık.. Tahsildar Mıgırdiç'in oğlu Kirkor'un arabasını kiralayıp üstüne üç katlı kafes yaptırdık.. Atlar acemi, Kirkor acemi, biz desen hepten acemiyiz.. Adapazari'na varıncaya kadar hindilerin çoğunu kaçırdık elimizden..
    * * *
    ''Bir gün de oturup Hasan Duman'ı yazalım senle'' diyor arkadaşım.. Ve onu yakalamak için şehre gelen Üsteğmen Nail Çizmeci'yi.. Belinde iki tabanca.. Eller iki yana açık, tabancaların üzerinde.. Sanki ''Kahraman Şerif'' filminin Gary Cooper'i Hürriyet Caddesi'nde.. Sanki köşeden Hasan Duman görünecek ve silahlar patlamaya başlayacak.. Biz Kuytak'ın önündeyiz.. Güvenli bölgede.. Yanımızda polis kulübesi, içinde ''Yumurta Topuk'' Muammer bey.. 
    * * *
    "Gülme ! diyor.. Gülme lan! Necip'e sor! ..''Yumurta Topuk Muammer bey'' var mıydı yok muydu, Necip'e sor..

         Hoşça kalın..
                                                                  Erdoğan Mühürcüoğlu.. (14.04.2019

     

    • TANER BAŞER19 Nisan 2019 . 20:06

      Yazınızı yine zevkle okudum yaşlandıkça insan eskileri özlüyor. Elinize kuvvet bileğinize sağlık 3 resimdeki takımın sağ başında ki sivil Mengenin spor yüzü ilk akla geleni FAHRİ ÖZDEMİR abimiz di.23 şubat 2019 da kaybettik resimdekilerin hepsini tanırım şu an çoğu benim gibi boluda değil veya rahmetli oldu.Bizde boluda doğduk büyüdük deprem bizleri ayırdı Mengenden yazılarınızı dört gözle bekliyorum. Sağlıcakla kalalım.Bu vesile ile tüm arkadaşlara s
    • Erdoğan Mühürcüoğlu15 Nisan 2019 . 23:33

      Erdoğan Ayata bey teşekkür ederim, anladım.. Bu sıra biraz yoğunduk o yüzden.. Sevgili Yakup İlhan, merak ettim şimdi dönüp tekrar bakacağım o fotoğrafa.. Selamlar..
    • yakup ılhan15 Nisan 2019 . 14:35

      Erdogan kardeş .. anılarınızı zevkle okuyorum. Bayan yanı... paşalar..kalecı adlı eskı yazınızda Boluspor genç takımının bır resmı var.Soldan ıkıncı ben. şimdı sıkı dur.. ayaktakı lerden Zıhnı, Altan. Ersın.. oturanlardan Çetın, karakoç, Yavuz ve yanındakı o zaman yaşı buyuk sahte futbolcular.. ılgını çekebılır.
    • Erdoğan Ayata15 Nisan 2019 . 13:20

      Yazılarına fazla ara verme arayı açma! Özlüyoruz. Selam saygı ve sıhhatle..

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak