Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Nazım ve Tamer Hoca'lar.. Leğende banyo yapmak..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    21 Ekim 2013


          Bu sene ne kadar da çok cenaze kaldırdık Büyük Cami'nin önünden.. Birinin acısını unutamadan diğerini koyduk musalla taşına. En son 'Nazım Aytugar' Hoca'nın 'Tamer Dolapçı' Hoca'nın.. ve tanıdığımız, tanımadığımız sadece hemşehrimiz olmalarını bilmekten gurur duyduğumuz bir çok insanın arkasından hüzünle bakakaldık giderlerken.. Sanki yoklama yapılıyormuş gibi sınıfta, sanki isimleri okunmuş da çağırılıyorlarmış gibi 'yukardan'; birer birer çekti gittiler.. Uğurlar olsun ! Ne diyelim? Uğurlar olsun !..
    ***
          "Herkesin baktığı bir fotoğrafa bakacan, ama kimsenin göremediği şeyi görecen Erdovan abi !" diyor Şinasi.. Bugün bizim Şinasi coştu.. Pazar ya bugün; Zeytinlispor-Altınova maçına gittik. Bi yandan çekirdek çitliyoruz bi yandan da konuşuyoruz. Daha doğrusu o konuşuyor ben dinliyorum. "Bir de biz deneyecektik bu yağlı güreş sporunu be abi, hiç aklımıza getiremedik, basiretimiz bağlandı!" Tesis'e mesise de gerek yoktu, Allah herşeyi vermiş. Ilıcanın havuzunda antrenmanları yapacan; yapıyoduk da zaten, havuzun içinde karşı karşıya geçip suyu tokatlaya tokatlaya güüüm güüüm 'ettirmiyo muyduk abi ?' ettiriyoduk ! En kral kim gümletiyordu havuzda suyu? Şerafettin Mızrak gümletiyordu.. Rahmetli tekniğini biliyordu işin..
    ***
          'Karaçayır var, Gölyüzü, Çayırpınarı var. Hatta panayır zamanına falan denk gelirse, yer yokluğunda 'Çavuşlar tarlası' bile var Sakarya Okulu'nun arkasında. Git oraya adamakıllı çalış, antrenman yap. Bizde bu sporu yapabilmek için her şey var, boy pos.. Yani kalıplı adamlarız hepimiz, ayı bile dayanamaz karşımızda.. Ayı yı bile yıkarız sırt üstü. Tuş edemesek bile arkadan dolanır iki puanı kaparız yine de be abi ..!
    ***
         'Bak abi ! diyor; 'Hayal ya bu! çıkmış 'Cazgır' ortaya bağırıyor "At yaylası yağlı güreş şenliklerine hoş geldiniz !" şimdi karşınıza 'kocaaa Ases' pehlivanı, 'adalı Halil' pehlivana karşı güreşmek üzere ortaya davet ediyoruz.. Peşinden 'Koca Şükrü' pehlivan Düzceli Bilmem kim pehlivanla yarışacaaak ! Alta düştüm diye yerinme, üste çıktım diye sevinmeee, 'Ya allahh, bismillaaah!.. Düşünsene be abi ! Beşkavaklardan 'Şinasi pehlivan' yani ben; atmışım elimi rakip güreşçinin kispetinin içine, adam can havliyle 'ciyak, ciyak bağırmakta, yandım anaaammmm ! diye çayırın ortasında..' hahhaaaaytt !..
    ***
         'Elin Hüsmen dayısı 'Kırkpınar'ı dünyaya tanıttı, biz Futbol diye tutturduk. Bizde de Kıspet, zembil dikecek bir sürü usta var, saraç'larımız falan var yani. Bizim neyimiz eksik? Gittiğimiz yerlerde 'Karşınıza şimdi yedi cihana duman attırmış, ayrıca gönüllerimizi fethetmiş 'Altın makas Fadıl Pehlivaann geliyoorr ! dedirtseydik mesela'..
    ***
         Güreş başlamadan önce de, cazgır'ın yanında çıkartacaktık çayırın ortasına bizim Hoca efendi'yi, Lütfü Hoca'yı; şifalı dualarını okuyup üfleyi, üfleyiverecekti bizim pehlivanların yüzüne.. Yanlarında da elinde yağ ibriği ile bizim 'deli Ali'.. Sen o zaman görecektin alacağımız madalyaları dimi abi ! Şöyle bakacan bi etrafına, her bir imkan var, bizdeki adamların boyları bosları desen şey gibi! 'Ne gibi Şinasi?' Şey gibi yani abi, ee, kapı gibi !..
    ***
          'Sen hep olmayacak işlerle uğraştırıyorsun memleket evlatlarını.. Olmayınca olmuyor be abi ! Topu dikiyor adam penaltı noktasına, şöyle gerilip gerilip topa doğru bir gelişi var ki, zannedersin kaleciyle beraber topu takacak doksana.. Adam bir tekmeliyor topu, hoooopp top orta sahanın oralardan taç'a çıkmış.. Sonra da hakeme itiraz ediyor "galeci gımıldadı da ondan oldu !" diye..
    ***
         'Tamam Şinasi, lütfen kes artık! bırak da şu maçı izleyelim adam gibi!.. Bak! yanımızdaki adam da uyuz olmaya başladı, saati sorar gibi yapıp 'ama artık çok oldunuz ha !' demeye getirdi lafı. "Şu çekirdeklerinin kabuklarını da suratıma, suratıma tükürüp durma konuşurken!.."
    ***
          Geçenlerde İnkilap İlkokulu'na giden yolu anlatırken o yolun ismini bir türlü hatırlayamamıştım. "öğrenir yazarım!" demiştim size.. Şimdi öğrendim; sordum soruşturdum öğrendim. İsmail Kemal Caddesi'ymiş oranın ismi. Eski Bolu Mutasarrıfı (Valisi) İsmail Kemal Bey yaptırmış bu yolu. Zaten o yüzden onun ismini vermişler caddeye.. Bu bilgiyi de burada paylaşalım dedim, belki birinin işine yarar. İsmail Kemal Bey 16 Mayıs1884 tarihinden 13 mart 1890 tarihine kadar Bolu'da görev yapmış. Hisar Mektebi, İmaret mektebi, Memleket hastanesi (eski Sanat Okulu), Düzce ve Karacasu Yolu O'nun zamanında yapılmış..
    ***
          Arnavut kökenliymiş. Bolu'dan ayrıldıktan sonra da Arnavutluk'ta büyük mücadeleler vererek Arnavutluk'un kurucuları arasında yer almış. Neyse tarih dersi verip kafa ütülemeyelim. Yok, şaka da lazım ama, doğrusu Bolu'ya hizmet etmiş şahsiyetleri unutmamak da lazım. Mesela bir zamanlar Baytar Reşat diye biri var Bolu'da. Benim belediye başkanlığı yapmış kişilerin içinde ismini en çok duyduğum kişilerden birisidir. Baytar Reşat olarak anılan kişi Reşat Aker.. Rahmetli Reşat Aker 1933-1945 yılları arasındaki Bolu Belediye başkanlığı sırasında Fırka Tepesi düzenlemesi, yıkılan eski Hâl binası inşası gibi işleri yaptırmış..
    ***
          Atatürk'ü 17 Temmuz 1934 de Bolu'da karşılayan ekibinde başında yine onun olduğunu görüyoruz.. Tabaklar Mahallesi'nde şimdiki Becikoğlu alış veriş merkezinin arkasındaki sokakta oturan Reşat Bey Şen şakrak çok güler yüzlü biri olarak anlatılıyor bütün kaynaklarda.. Belediye başkanlığından sonra emekli oluncaya kadar memur olarak çalışacağı Baytar dairesindeki işine geri dönmüş. Bir sürü Bolu türküsünün derlemesini yapmış. 'Estireyimmi, kestireyimmi' bunlardan birisiymiş. Kapalı hal binası da yine onun zamanında yapılmış..
    ***
         Rahmetli İzzet Baysal bile bu kapalı pazar yerinde sergi açar, yağ, yoğurt, keş falan gibi şeyler satarmış. Hiç duymadıydım bunu. Keşke zaman tüneli denen şey gerçekten olabilseydi de geçmişe dönüp, İzzet amcadan keş, yoğurt artık ne satıyorsa ondan alsaydım. Önündeki yoğurt kabına parmağımı daldırıp 'mmmm çok güzelmiş İzzet'cim be ! Kaçtan veriyan bakambi yoğurdu ?' "İki lira vesem gurtarmaya mı? tart bakalım şundan bir kilo !" diyebilseydim. Peşinden de ekleseydim 'Nasıl gidiya bakam okul işleri? Mühendis çıkacıymışsın aslı va mı?.."
    ***
          Masal gibi ama dimi.. Yine eski başkanlarımızdan Fakı Cemil ismini de şimdiye kadar hiç duymamıştım. Fakı Cemil diye bir belediye başkanımız olduğunu inanın yeni duydum. Ne kadar ayıp değil mi ? Cemil Özbilen, yani Fakı Cemil hakim emeklisiymiş. 1950 den evvelki belediye başkanlığı sırasında Bolu'ya Kökez Suyu'nu getiren başkan olarak tarihe geçmiş..
    Sen 'lıkır lıkır' Kökez suyunu iç, Kökez suyunun faziletleri hakkında ahkam kes, ama Fakı Cemil isminden haberin olmasın. Ne kadar ayıp.. "Size içirdiğim kökez suları haram zıkkım olsun ! elinize yüzünüze dursun' dese; 'utanmaz, arlanmaz, namkör şeyler!" dese haksız mı olur?.. Hiç değilse bir çeşmenin alnına da onun ismini yazabilseydik bari..
    ***
           Bugün de yine tarihi muhabbetlere daldık. Bu tarz mevzular pek hoş karşılanmıyor. Geçen sefer de bahsetmiştik bundan. Neyse, yukarıda anlattığım İsmail Kemal Caddesi lafı yarım kaldı, bari müsaade edin de onu tamamlayayım. Nerede kaldıydık? Ha Gavurlar Mahallesi'nden sonra o yol nereye gider? Orada kaldıydık.. O yol nereye gider onu bende pek bilmiyorum, galiba 'Okçular Köyü' tarafına gidiyordu o yol.. Oralarda yıkık değirmen diye bir yer vardı, çocukken oralardaki tarlalardan taze nohut çalar, yerdik. Öyle anımsıyorum. Yine oralarda bir yerde bir atölye vardı; oraya evinizde kullanılmayan kazak, gömlek, halı, kilim gibi eften püften ne varsa (çul,çaput) götürüyordunuz, orada bir makinayla didik didik edilen bu eşyalar 'pala kilimi' haline dönüştürülüp küçük bir ücret karşılığında size tekrar geri veriliyordu..
    ***
          Bolu'da çok kar yağardı eskiden. Kışın pencereden ne zaman dışarı baksak sokağımızın karla kaplı halini görür; sanki dünyadan tecrit edilmişiz gibi bir duyguya kapılırdık. Evlerde sadece oturma odasında kocaman bir 'talaş' sobası yanar, diğer bölümler buz keserdi. Sobaların üzerine konan, üstü kapaklı, arkası soba borusuna geçecek şekilde 'oyuk' olarak tasarlanmış bakır kazanlar vardı birde. Sobanın üzerinde su ısıtmak için kullanılan, dışı kalaylanmayan, bakır renginde olan..
    ***
          Hani hep anlatırlar ya; rahmetli Kepekçi Mustafa dayı acıkmış, gecenin bir saatinde yataktan fırlayıp kalkmış, uykusundan kaldırdığı hanımına 'Hanım!" demiş 'şöyle keşli cevizli bi makarna yapsan da yesek!' "Delirdin mi adam sen?" demiş hanımı 'bu saatte olacak şeymi?' yat! zaten neredeyse sabah oldu, kahvaltı yaparız!.. Mustafa dayı içerlemiş bu cevaba, ama sesini de çıkartamamış.. "Ne yapsam, ne etsem?" diye düşünürken aklına pratik bir çözüm gelmiş, dolaptan çıkarttığı iki avuç makarnayı salmış sobanın üzerindeki fokur fokur kaynayan kazanın içersine..
    ***
          Kepekçi Mustafa Dayı'nın soba kazanındaki suya makarna salarak gecenin bir vaktinde keşli cevizli makarna yemesi, o zamandan bu zamana dilden dile, nesilden nesile anlatılarak gelmiş Bolu'da..Talaş sobaları, ördek sobalar.. Hele talaş sobası unutulur mu hiç ? gece boyunca için için yanan, arada bir 'pof'! layan ve o pofladıkça korkudan yataktan fırladığımız..
    ***
          Ailenin banyo gününde, soba yanan bir odada 'galvaniz' bir leğenin içindesin. Bir elinle adem baba gibi önünü kapatmaya çalışıyor, bi yandan da kafana inecek hamam tası darbelerinden nasıl kurtulurum onu düşünüyorsun.. "Hayır efendim ! legenle meğenle uğraşamam ben, götür sen bunları hamama !" diyen annenin itirazları.. Sonra da sizi yıkarken 'bunalan' annenin o kızgınlıkla "dön lan sırtını ! Çek bakalım elini oradan !" derken başına "tak! tak! tak" inen yarım kiloluk meşhur 'kerpetenli' marka sabun darbeleri.. Banyodan sonra, el öpmek gibi bir adet de var mıydı? yanlış mı hatırlıyorum?..
    ***
          O değilde; ben de dahil ne çok meraklısı varmış bilader bu sobaların. Yani kimse de çıkıp demiyor ki, tüm aile sobanın bulunduğu odada yatardık, evin sadece bir odası sıcak olur diğer bölümleri buz keserdi, girmesi ayrı dert çıkması ayrı dert.. Kül dökmesi var, boruların silkelenmesi, temizlenmesi var, değil mi? Soba denir denmez hemen atlıyoruz 'nar gibi kestaneler, patlayan mısırlar, yılbaşlarında sıcacık odalarda tombala oynamalar.. Dışarıda kış manzarası, içerde 'gürül, gürül' yanan soba..! "Yok ya ! öyle miydi hakkaten?.. Güleyim bari..!"
    ***
          Size bir şey soyleyeyim mi? "böyle uçmakla, kaçmakla olmuyor bu işler; tamam nostalji de yapalım kabul, ama o kadar da değil yani.. Yok ördek sobaydı, yok talaş sobasıydı, ebesinin nikahıydı, deli gibi konuş babam konuş, radyoda 'acans, radyo tiyatrosu' sıcak ev sohbetleri falan, 'öyle mi?" Valla bu palavraları duysa var ya..! çeker 'piiçaa' gelir Baaddin yanınıza. 'Piiçaa' takmaya bi yerlerinize.. Alaaddin demedik! Baaddin dedik.. Hemen de hazırsınız yani ..!
            Hoşça kalın, geçmiş bayramınız mübarek olsun..

                                                                

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak Bolu Çatı Tamiri Bolu Kamera Sistemleri Tonet Sandalye