Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

BABAM.. ÇANTA.. EŞREF..

Erdoğan Mühürcüoğlu

BABAM.. ÇANTA.. EŞREF..
    4 Kasım 2018

    Babamın tavan arasında bulduğum körüklü tahsildar çantasından bahsetmiştim bir yazımda, hatırladınız mı? İçinden 1946 yılına ait bir de mektup çıkmıştı hani.. "Bahçe içinde evimiz; içinde boy boy çocuklarımız olacak" türünden bir mektup..

    * * *

    "Tavan araları" demiştim; "Gizemli yerler.. Hemen çıkarım diye girdiğin, ama bir türlü çıkamadığın sürprizlerle dolu karanlık ve tozlu mekanlar.. Eski kıyafetler, nuh nebi'den kalma oyuncaklar; sararmış, solmuş mektuplar.."

    * * *

    1946 yılında Adapazarından gönderdiği mektupta "Eşref'i gördüm" diyordu babam.. "Bolu'dan ayrıldığım gündü, Hendek'te iki Jandarma ile bizim posta arabasına bindirdiler Eşref'i" diyordu.. "Akıl hastahanesine götürüyorlarmış.. Bir görsen; duruşunda, bakışlarında, bir gayri tabii'lik.. O kadar da sakin bir insandı biliyorsun.. İnanılır gibi değil.. Hani konuştuğu bir kız vardı.. Hani evleneceklerdi diye biliyorduk.. Bir müddet nişanlı da kalmışlardı.. Sonunda ayrılık olmuş.. Bu ayrılık hayatını mahvetmiş Eşref'in.. İçim parçalandı.. Çok yazık ! Ordumuz bir kahramanını kaybetti.. Sakın bu yazdıklarım seni ürkütmesin Sabahat ! Hayat bu.. Bazen bu tür yaşanmışlıklar böylesi büyük felaketlere yol açabiliyor.." 

    * * * 

    Vay anasını..! demiştim mektubu okuduktan sonra.. Ordumuz kahraman bir elamanını kaybetmiş ! "Bugün Eşrefi gördüm" dediğine göre annem de tanıyor olmalı Eşref'i.. Hatta bütün şehir tanıyor olmalı.. Az buz değil ordumuz kahraman bir elamanını kaybetmiş.. Belki Düldül Mevlüt "hediyesi yimbeş kuruştan" destanını bile satmıştır pazar yerinde.. Nezihi Başçavuş koltuğunun altındaki Abant gazeteleri ile "Yazıyoooorr !" diye dolaşmıştır şehrin kıraathanelerini.. Kendisi de askeri kanattan biri olarak "Eşref'i yazıyoooorr !" diye dolaşmıştır Nezihi Başçavuş.. 

    * * *

    "Napacan yaşı başı" demiştim o yazıyı kapatırken.. Ruhun ne kadar genç, sağlığın ne kadar yerinde sen ondan haber ver? Şöyle ceketi omuzuna atıp ayakkabıların topuğuna basabiliyor musun yolda yürürken.. Parmaklarının arasında tesbih, tıkır tıkır, şıkır şıkır.. 

    * * 

    Ne hayatlar yaşandı fark edemediğimiz.. Öyle günler oldu; binlerce deli kırlangıcın bağıra çağıra, çığlık çığlığa yer değiştirdiği günlere uyandık.. Yavuz abi'lere, Nurten Yalçın'lara, Sedat Turgay'lara.. Ah benim Yavuz abim..! Aycan'ın eczanesinde uzun uzun sohbet edip gülme krizlerine girdiğimiz.. Çukur mahallenin yakışıklısı, Hoca İsmail'in kankası..

    * * *

    Fizik Tedavi'nin Baş Hekimi Sedat.. Her gittiğimizde çayını, kahvesini içtiğimiz.. Kırmızı bir motosikletin tepesinde görüp; "Binme şuna yaw, düşecen müşecen de bizim tatil de zehir olacak" dediğimiz.. İki zibidinin, iki insan müsveddesi müfettişin ölümüne sebep olduğu..

    * * * 

    Neredeler şimdi? Avlacıoğlu nerde?, Hamamcılar? Arıcan abi? Ördekçiler.. Kimse kalmadı.. Balıkçı Yılmaz'lar, Kibarlar.. Kadriye Ablalar, Şıhların Ayşa'nımlar? Ragıp Abi? Nerede lale'li sümbüllü bahçeler.. Hercaili, menekşeli ara sokaklar..? Erguvanların terkedilmiş bir 'Anadol'un içinde dallanıp budaklandığı sokaklar.. Fırka'da bankta otururken yanımıza gelen "cürmümeşhut halinde yakaladım sizi" diye korkutup ağlatan deli Hamide.. Nerede? Skodacı Ömer usta, Cevat usta, Kaynakçı Ali usta..

    * * * 

    BABAM 

    Arkadaşları anlatırdı; 'Kız enisdüsü' (enstitü) dağılacağı vakit aralarında babamın da olduğu bir gurup pencere kenarında bir yer kapar 
    okuldan çıkan kızların geçmesini beklerlermiş.. Bütün babalar 25'inde o sıralar, bilemedin 30'undalar, şaşılacak bir durum yok yani.. Geçen gün bir yerde rastladım; 'Baban giderse bilmem ne olur' falan diye başlayan bir şiir.. Onları hatırladım.. Yüksek kahvenin penceresinde 'Enisdü'nün dağılma saatini bekleyen babaları.. 

    * * *

    Havuzlu kahve de derdik biz oraya.. Nedense bir kare fotoğraf bile yok oraya ait.. Belki var da ben rastlamadım.. Halbuki şehrin en önemli yerlerinden biriydi orası.. Hiç değilse tek bir fotoğrafta olsun oyun oynayan, sohbet eden bir kaç tanıdığı görebilseydik.. Veya Orta Hamam'ın üzerindeki kahvede omuzunda peşkir elinde askı ile 'çaylaaaarrr ! diyerek servis yapan 'Cıba dayı'yı, Mustafa Patırdı'yı..

    * * *

    Trakya'da Süloğlu'nda yapmış babam askerliğini.. "Atlardan anlar mısın? demişler ilk gittiğinde.. Babam "ohooo!" demiş.. Aslında hayatında eşeğe bile binmiş adam değil.. İki defa düşüp kaburga kemiklerini kırmış orada.. At'ın solundan yaklaşıp üzengiye de sol ayağını koyarak sıçrayacakmışsın üzerine.. Kural buymuş.. Babam ata sağdan yaklaşıp üzengiye de sol ayağını koyup sıçrayınca; hooop ! Nasrettin Hoca gibi ters oturmuş atın üzerine.. Yerlere yatmış herkes gülmekten.. Kendisiyle dalga geçmeyi severdi rahmetli..

    * * *

    Ne bypass vardı o yıllarda, ne de kalbe stent takma gibi zamazingolar.. Komşumuz Dr. Aynur Hanım (Göksel) "Bir de benim hocama gösterseniz" demişti kulağımıza eğilip.. "Bir de İskender Bey görseydi amca'yı.." Kısmet değilmiş Randevu da aldık ama olmadı.. Zaman yetmedi maalesef..

    * * *

    Çiçek Sineması'nda Sadri Alışık'ın, esprilerine o da gülüyor mu diye gözümün ucuyla baktığım adam.. Ya da Ayşecik filminde 'herkes ağlarken o ne yapıyor' diye kontrol ettiğim.. Kıbrıs Çıkarması'nda çatıdaki anteni eliyle ayarlayıp; "Şimdi nasıl? Çıktı mı Ecevit? diye seslenen.. Bana; "Aloo, Almanyalı ! çıktı mı Ecevit !" diye seslenen.. Hep o gurur duysun diye bir şeyler yapmaya çalıştığım, bir türlü başaramadığım.. 

    Hoşça kalın..

    Erdoğan Mühürcüoğlu.. 03.11.2018

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak