Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Kapalı Salon.. Öğretmen.. Rıfat Ilgaz.. Kayakçılar..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    24 Eylül 2015

           Kapalı Salon.. Öğretmen.. Rıfat Ilgaz.. Kayakçılar..
           Ya biz anlatamadık kendimizi, ya da iyi anlaşılamadık.. Hem anlatamadan, hem de anlaşılamadan, yazdık durduk.. Ölçüp, biçmeden, eteğimizde ne varsa döktük.. Suya yazıyormuş gibi yazdık, rüzgara fısıldıyormuş gibi fısıldadık.. Sandık ki, su üzerine yazılmış yazı silinir, rüzgara fısıldanan sözler uçar gider.. Akıllanmadık.. Hastanede cam kenarında yatan hasta misali 'tuğla bir duvar'a bakıp park'ı, ördekleri, kuğuları anlattık.. Yoldan geçen 'hayali' Bando'yu, Gazcı Şükrü Amca'yı anlattık.. Kah kulağına, kah burnuna konan sineği.. Yakışır diye Uğur Mumcu'ya Ihlamur ağacı kondurduk.. İnsan söylediklerinin, yazdıklarının boyasıyla boyanırmış..
    * * *
           Balıkesir gezisini anlatmıştım ya, olmamış.. Olmuş da yarım yamalak olmuş.. Keşke ona da bir sorsaymışım.. 'Tamam tarihte bir sıkıntı yok' diyor 'ama bazı önemli ayrıntıları atlamışsın.. Yazmadıklarımın içinde Emine Eratalar, Güzide Işın, Necla Ersoy, Asuman Akcakoca, Nesibe Eratalar, Aysel Önal ile Gülsen Orlu hanımlar falan varmış.. Erkeklerden de Haluk Işın, Tarık Işın, Hayrettin Yalçın, Raşit Akçakoca ve Hasan Bandakçıoğlu.. 'Paytar dairesi müdürüyle ile eşini de görememiş.. 'Paytar derken? 'Veteriner ciğerim..'
    * * *
          Arka tekerleklerden biri uçurum kenarında..Otobos ha kaydı ha kayacak.. Hava soğuk diye motoru da çalıştırdık ya, benzin de bitti tabii.. Askeriye yetişmese; yandık.. 'Askeriye de mi geldi abi? 'Ayıpsın, onlar da geldi.. Kısa boylu uzatmalı bir çavuş vardı o kurtardı bizi.. 'Tank çekicisi' ile çekti aldı uçurumun kenarından.. Ama ne manevralar yaptırdı o devasa çekiciye; görsen şaşardın..
    * * *
           Bak burayı iyi dinle; Senin yapamadığın final burada.. Bu olaydan bir kaç yıl sonra; kapalı spor salonunda yapılan voleybol turnuvasını izliyoruz .. Esasen kızların maçı olduğunda gideriz biz.. Tuna Kahvesi'nden topluca çıkar ön sıralarından birinde konuşlanırız.. Maksat; bayan sporları da ilgi görsün; derdimiz o..
    * * *
          Takımlardan birinde bir çocuk var; yarım porsiyon.. Ama bir smaçlar var oğlanda görmen lazım.. Çok da sempatik kerata.. Biz alkışladıkça o da öpücük atıyor bize.. Avucunu öpüp bizden yana üflüyor.. Ulan! diyoruz, biz bu adamı bir yerden tanıyoruz ama nerden? Maçtan sonra omzunda bir havlu ile çıktı geldi yanımıza.. Kim olsa beğenirsin? 'Kim? 'Hani bizi Balıkesir'de uçurumun kenarından çekip alan bir araç vardı, 'Eeeee ! 'onun şoförü..! 'inanmıyorum..! İnanmıyorsan gider Uygur'a sorarsın; Hahahahaha 'Tingili Uygur'a.. Tingili Uğur kim laa..? Ayy ölecem gülmekten, sinirlerim bozuldu.. (Uğur hocam kusura bakma)
    * * *

           KAPALI SALON..
           Eskiden kapalı spor salonunda Liseler arası maçlar yapılırdı.. Bolu Lisesi, Erkek Sanat, Erkek Öğretmen.. Şimdinin derbi maçları gibi.. Bolu Lisesi'nde Deve Erkan, Muttalip Abat, Nejat Eratalar, Emin Palazoğlu, Ayhan Çelen, Savcı Ömer Bey'in oğlu Akın, Orhan Armutçuoğlu, İbrahim Akkurt, Rıza Küntür, Necip Yirmili.. Tribünde ise Kör Saip, Sabri Fırat, Basri Fırat, Cengiz Güney.. 'Kör Saip' dediğim 'Fırıncı Şükrü Özakman'ın oğlu.. ki, zamanında İstanbul'da öğrenci liderliği de yapmış biri.. Toraman'ın meyhanesinin rahle-i tedrisinden geçmiş.. Cambazlar kıraathanesinin bıçkın delikanlılarından feyz almış..
    * * *
          Tribünde erken yaşta kaybettiklerimiz de var; 'Oluk Hüseyin, Salça kemal, Fayans Kenan, Profesör Adnan, deretor Kemal, Tos Ahmet, Keçi Taner.. Bir de Hasan Fehmi diye bir çocuk var Kıbrıscıklı; kaval, boru, borazan aklına ne gelirse çalar.. Yanında da elinde asa'sıyla bandonun majörü Dom Ali.. Sonra Elmalıklı Gazanfer Aslanyürek; doğuştan tribün lideri.. Kibrit kutusunda ölü yarasa taşıyor adam uğur getirsin diye.. O kadar da karizmatik.. Su dökmeye bile alkışla gidiyor..
    * * *
           Boluspor- Balıkesir maçı galiba.. Yanık Hayri abi nefes nefese çıkmış tribünlere.. Amigo Tevfik abi şapkaydı, bayraktı, kaşkoldu verdikten sonra 'sağ taraf senin bölge Hayri abi' demiş 'kapalı'da 'göbek Cengiz' pısınca siz ayağa fırlayıp -kırmızı şimşekler- diyeceniz..! Hayri Abi 'tamam Tevfik' demiş 'ama hangisi bizim takım..?
    * * *
           Biz anlatıyoruz ya; Arkadaş gaza geldi 'Ah benim Şişko Cengiz abim' diyor 'Bir maçtan sonra çok kötü pata-küte olmuştu aşşa çarşıda.. Omzundan ceketi bir attı; gömleğin kollarını bir sıvadı, ya destur! çekip bir daldı Düzcelilere..'eeee?' Ayağına da çekmiş sarı çizmeleri..! 'Yalaaaaann' İnanmadım.. Ama rahmetli'nin o tür çıkışları da vardı gerçekten..!
    * * *

            ÖĞRETMEN..
            İnsan hayatı bir çiçeğin yaprakları gibi.. Pıtır pıtır, teker teker dökülüyor.. Sararmış fotoğraflarda, belli belirsiz gülümseyen hayatlar.. Dünya telaşından hatırlamaya bile vaktimizin olmadığı arkadaşlar.. Bir şarkı sözü ya da bir film repliğiydi. 'Bazen bir şarkı çalar sen binlerce şey hissedersin.."
    * * *
           Düzce'de bir köy okulunun bahçesinde görüyordum onu.. Elinde bazen çekiç, bazen kerpeten, bazen de bir fırça.. Kah kapı, kah pencere kah bayrak direğiyle uğraşıyor.. Oradan her geçişimde 'vallahi bu sensin' diyorum içimden..Tek katlı iki odalı bir lojman, yanında eşi.. İkisi de yirmili yaşlarda.. Ben de öyle.. Rahmetli kayınvalide bir kaç kez konuşmuş; melek gibi bi adammış.. Hanımı Mengen'den kendisi Bolu'lu.. Hah işte! dedim 'ta kendisi..'
    * * *
           Bir bahane uydurup kapıyı çaldığımda Ayten açtı kapıyı.. Sonra da o geldi.. Çok şaşırdı beni görünce.. Oturduk konuştuk..'Gurbet her yerde aynı be arkadaşım' diyordu.. 'mesafeler pek önemli değil.. Güneşin batmasıyla bir hüzün çöküyor.. Yönünü memlekete çeviriyorsun; karşında Kaynaşlı, Bakacak, Varan turizm.. Ardında; Anan, baban, evin, sokağın..'
    * * *
          Dağların arkasında yar
          Önündeyse ayrılıklar..
           Dağlar, dağlar..
    *
           Ölüm haberi geldiğinde 'hey gidi Abdullah' dedim içimden, 'hey gidi Nalıncı! Hesapladım da; o sıralar oğlun Savaş'tan bile küçükmüşüz.. Yalan dünya be, herşey bomboş..
    *

           RIFAT ILGAZ..
           Sezon bitti ya, deniz kenarı toplanmayı bekleyen deniz malzemeleri ile dolu.. Deniz bisikletleri, şişme bot, Jet sky, Banane.. Arkadaş kurulmuş bedavadan bir deniz bisikletine, dilinde de;'fış fış kayıkçı' dolanıp duruyor kenarlarda.. Başında da bandana.. Bir de yakışsa..! Bolu'ya dönse ne yapar bu adam merak ediyorum.. Geçen gün 'Abantspor'u yazmışlar diye bir dergi getirdi.. Baktık doğru, İlk fotoğrafta Rıfat Ilgaz var, Akçakoca'da öğretmeni olduğu bir sınıfta çekilmiş..
    * * *
          Asıl ilginç olan fotoğraf ikincisi.. O da Rıfat Ilgaz'a ait ve Akçakocaspor'u çalıştırdığı bir döneme ait.. İlginç..! Fotoğrafın üzerinde de bir not; 'Rahmetli Hüseyin Horoz'un başkanlığında Rıfat Ilgaz'ın çalıştırdığı futbol takımı Abant- Bolu maçında.. Tarih,18 Temmuz 1937'
    * * *
           Hayal bu ya; Akçakoca Abant'ta Abant'sporla oynuyor ve aralarında Hababam Sınıfı'nın beden'cisi Badi Ekrem.. Tarihi hatırlamıyorum ama, Rıfat Ilgaz'ın bu filmi 10 üzerinden 8.5 alarak dünyanın en iyi üçüncü komedi filmi seçilmişti.. Ve onun öleceğine yakın yazdığı bir kaç satır var aklıma gelen..
    *
         Elim birine değsin,
         Isıtayım üşüdüyse.
         Boşa gitmesin son sıcaklığım.. (son şiir)
    *

        
            KAYAKÇILAR..
            Bolu'da İlk kayak kampı 1942 de Halit Timuçin'in nezaretinde Kaplıca'da yapılmış.. Kamptan sonra kayakçılardan Şeref Ertem, Seyfettin Erman, Taki Çayır, Hulusi Aras acaip yarışlar çıkartmışlar.. 12 km mukavemette Hayrettin Demiralp, 3 km süratte Necmi Ulaş, Hulusi Arat, Sabri Arabacı, Özcan Yolaç ayakta alkışlanmış.. Ilıca, hamam gibi mekanlar nedense iyi geliyor bizim sporculara.. Bir tarihte Tabaklar hamamında 'tek kollu boksör Cihat Vurucu'ya rastlamıştım deli gibi ip atlıyordu talebeleriyle..
    * * *
           1944 yılında kayakçılar kamp için para bulamayınca A.Rıza Gökçesu oturmuş bir mektup yazmış Ankara'ya 'Acele 500 lira gönderin' demiş, 'yanında da 20 tane rüzgar ceketi ile bir kaç tane de eldiven olsun..! Hiç ses çıkmamış merkez'den.. Ali Rıza Gökçesu bir daha yazmış; 'tamam' demiş' eskileri biz burada tamir ettirelim bari, yamatalım.. Siz iki çift ayakkabı ile dört ceket olsun gönderin.. Bakın bu ikinci yazışım ve siz bana ikidir cevap vermiyorsunuz.. Tekrar tekrar söyletmen beni, eyletmen beni.. Aynalar..! Hahahahaha..
    * * *
          18 Ocak 1945'te 15 günlük kamp için 400 lira para gelmiş merkezden.. Sporcuların sadece kahvaltı öğle ve akşam yemeği 750 lira tutuyor.. Ulaşım için, ıvır zıvır için de 150 lira daha desek, etti 900.. Dereceye giren sporculara ödül diye sahan kapağı verecek halleri yok.. Sonra 'foto Cevat Kızıltan'ın çekeceği fotoğraflar var; 100 kağat da ona.. Etti bin lira.. (Kapı çaldı misafir geldi galiba.. Burada kesiyorum).. Herkese iyi bayramlar.. Hoşça kalın..
                                                     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak