Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Mahalle maçları.. Necdet Elmas.. Ziya Abi..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    7 Haziran 2013

          Geç klavyenin başına; aklına ne geliyorsa yaz, salla gitsin, nasıl olsa kimse seni ne görüyor ne de tanıyor. Palavraları, yalanları ekle peş peşe. Hani demezler mi zaten; "çok para haramsız, çok söz yalansız olmaz" diye, işte o hesap. Yazlıklarım var, kışlıklarım var, hanlarım var, hamamlarım var, paşa dedelerim var. Salla gitsin, belki es kaza bir tanıyan eden çıkar diye korkuyorsan, o zaman da 'vardı!' dersin olur biter. Şimdi ben de öyle yaparak iniyorum aşağıya doğru. Karışık kuruşuk bir şeyler yazmaya çalışarak, oradan buradan..
    ***
           Bizim mahallemizde "azizim" lakaplı bir arkadaş vardı.. Bu arkadaşımız nerden öğrenmişse öğrenmiş, her konuşmasının başında veya sonunda 'azizim' demeyi huy haline getirmiş biriydi. Şimdi bizim mahallenin 'has' delikanlıları bu yazıyı okuyorlarsa hemen anlamışlardır kimden bahsettiğimi. Neyse ben daha iyi anlaşılsın diye en çok bilinen lakabıyla yazayım 'Şapti'yi. Arkadaşımız Şapti, Cimbom'un Metin Oktay'ı, Fener'in Lefter'i, Beşiktaş'ın Şenol-Birol'u vardıysa, bizim mahalle takımının da 'Şaptisi' vardı. Onun oynadığı hiçbir maçımızı Allah'ın izniyle kaybetmedik. Hele Akpınar Mahallesi ile yaptığımız maçlarda o mahallenin korkulu rüyası olurdu "Şapti"..
    ***
          O'nun en büyük özelliği on, oniki yaşlarında olmasına rağmen, dedelerin, ninelerin giydiği cinsten 'Mes-lastik' giymesiydi. Maçın sonlarına kadar mağlup götürdüğümüz bir maçta bile Şapti'ye "hadi Şapticim göster maharetini !" der demez rakip kaleye birkaç tane şut atarak durumu hemen bizim lehimize çeviriverirdi.. Valla mübalağa etmiyorum aynen böyleydi..
    ***
        Kaleci, panter çevikliğiyle uçarak topu yakaladığını sandığında; aslında havada Şapti'nin meslastiğinin tekini yakalamış olurdu. Yani o topa vurduğunda top sağ tarafa giderken ayağındaki lastik de sol tarafa fırlardı. Sağa atlayan kaleci lastiği yakaladığında, top çoktan kaleye girmiş olurdu, hem de tam 'doksandan'.. Şapti bunu bilerek yapardı tabi, ne sandınız yani ? Bu durumdan sürekli şikayetçi olan bazı mahalleliler; maçtan önce bizim takımla pazarlık bile ederlerdi; "Şapti lastikleri çıkarsın" diye. Tabi ki kabul etmezdik. Çocuk ayağında lastik olmadan sadece "mes" ile nasıl oynasın ? mes dediğin, deriden yapılmış çorap gibi bir şey zaten..
    ***
          Biz böyle sokak aralarında yalınayak başıkabak gece yarılarına kadar koştururken Gangster İrfan Vural da Sultanahmet Cezaevi'nin duvarından atlayıp kaçıvermesin mi? Herif azılı katil, sırada öldüreceği bir sürü adam daha var.. Bütün memleket onun peşinde. Gazeteler olayların hızına yetişemiyor, Haydii, bütün Bolu sabahın köründe gazeteci Ziya Şenocak vardı, Belediye Meydanı'nda onun dükkanının önündeyiz. Bir de kış geçiyordu ki Bolu'da; ortalık çatır, çatır ayaz. Ellerimizi ovuşturarak ufak, ufak zıplama hoplama hareketleri yaparak ısınmaya çalışıyor, gazetelerin gelişini bekliyoruz..
    ***
         Herkes yönünü Beşkavaklar'a doğru çevirmiş, gazete paketleriyle Ziya Abi'nin görünmesini bekliyor. Zaten gelse bile, hemen gazeteyi elimize verecek hali de yok. Önce küçük çakısı ile gazete paketlerinin iplerini kesecek, onları sayacak edecek, eksik meksik var mı, kazıklandık mı acaba diye bakacak, sonra tek tek gazetelerin üzerine abonelerin isimlerini yazarak onları ayıracak falan filan. Kıyamet gibi iş var yani.. Neyse ki o devirlerde gazetelerin ekleri mekleri, bulmaca ilaveleri, magazin ilaveleri falan yok, en baba gazeteler bile altı yapraklı, bilemedin sekiz..
    ***
          Bütün bu sayfaların arasında dönüyor Türkiye'nin gündemi. Şimdiki gibi elini sallasan sanatçı, şarkıcı, türkücü değil ki. Sanat camiasında hepimizin bildiği bir tek Zeki Müren var. Onun da her gün nesini yazacaklar? zaten o sıralar adam daha şort mort giyip, kanat takıp uçarak falan sahneye inmiş de değil. Ondan biraz daha önceki yıllar yani..
    Bir gönül hikayesi anlatırdı gözlerin
    Uzaklarda olsan da senin kalbimde yerin
    Anlatamam gönlümün macerası çok derin
    Uzaklarda olsan da senin kalbimde yerin..
    Zeki Müren deyince bu şarkıyı hatırlayıverdim hemen. Güzel şarkı ama değil mi? güzel şarkı, güzel vallahi..
    ***
         O gazete bayisinin birde taa o zamandan beridir bir türlü akıl erdiremediğim, hiç unutamadığım bir davranışı vardır. Nedir o biliyor musunuz? 27 Mayıs İhtilali'nin olduğu gün, sokağa çıkma yasağı falan var. Ziya abi dükkanın tabelasının olduğu yere, büyükçe bir kartonun üzerine, herkesin görüp okuyabileceği bir şekilde "ZÜMRÜT GERİ TEPTİ" şeklinde bir şey yazmıştı. O yazı o günlerde orada epey ilgi uyandırdı ve dükkanın önünde toplanan bazı kişilerce bu konuda eğlenceli, hararetli sohbetler yapıldı. O yazı ile ne denmek istendiğini o gün de anlamamıştım bugün de hala anlamadım, çözemedim..
    ***
          Yine aynı dönemlerin en hızlı soyguncusu 59 model kuyruklu Chevrolet'i ile İstanbul sokaklarında dalga geçercesine polisle kovalamaca oynayan Necdet Elmas vardı birde. Siyah gözlüklü, uzun boylu, davudi sesli bu adam güpegündüz banka soyuyor, takım elbisesi ve dönemin modası olan ince Ayhan Işık bıyığıyla soyguncudan çok tıpkı bir aktöre benziyordu. Bankalara dalıyor, soygun sırasında paraları çuvala doldururken kadınlara göz kırpmayı bile ihmal etmiyor. Eski resimlere falan bakarsanız görürsünüz, Ayhan Işık bıyıkları (Dubles bıyık) Bolu'da da o sıralar çok yaygındı. Bolu'da Kime baksanız Ayhan Işık ! Benim yoktu, çünkü daha bıyıklarım çıkmamıştı henüz, çıksa eyvallah yani ..
    ***
         Çocuk aklımla, Borazanlar tarafına gidip İrfan Vural'a rastlarım belki diye, korka korka dolanıyorum oralarda. Belki Bolu'ya Necdet Elmas'la birlikte kaçmışlardır, buralarda bir yerlerde saklanmışlardır diye hayal kurup, usul usul Borazanlar Deresi'nin iç taraflarına, Borazanlar Köprüsü'nün altlarına falan bakıyorum, kimselere çaktırmadan. Belki onları ilk gören ben olurum, İrfan Vural'a, Necdet Elmas'a ilk ben rastlarım diye. Rastlasam bile ne yapacaksam artık..
    ***
         O günlerin en baba gazeteleri Hürriyet, Yeni sabah, Milliyet, Akşam falan var.. Milliyet'te Altan Erbulak karikatürleri, Hürriyet'te Fatoş, Basri, patron tarzı tiplemelerin olduğu, dört gözle beklediğimiz resimli şeyler! var. Yeni Sabah okurlarının merakla bekledikleri ise; pehlivan tefrikaları, Kel Aliço, Kurt Dereli Mehmet gibi pehlivanların bitmek bilmeyen, aylarca yıllarca süren güreş hikayeleri..
    ***
         Bir de o yıllardan aklımda kalmış; Hürriyet Gazetesi'nin üç elamanı habere giderken kara saplanarak arabalarında mahsur kalmışlar, donarak ölmüşlerdi. Şöyle biraz kendimi zorlasam gazetecilerin isimlerini bile hatırlarım herhalde. Bir tanesi Yüksel Kasapbaşıoğlu idi mesela.. Hele bir de kayıp kız "Ayla" olayı vardı. Bak! şimdi hatırladım. Bütün Türkiye nefesini tutmuş ondan gelecek haberi bekliyorduk.. Hatırladığıma göre o devirlerdeki "Ayşecik" filmlerinin filan da esin kaynağı hep bu olay olmuştu. Bir gün kayıp kız ayla rolünde Zeynep Değirmencioğlu oluyorsa, bir başka filmde Parla Şenol du Kayıp kız.. Şehir sinemasında filmlere bakar, sesli, sesli "Höngür, höngür" ağlardık..
    ***
          Zaten de film dediğin de öyle olmalıydı. Adam üzüntüden birkaç gün kendine gelememeli, ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmeliydi. Bütün gün Suzan Avcı'lara, Diclehan Baban'lara, Aliye Rona'lara kafayı takıp sövüp saymalı, gıcık olmalıydık.. Bide Özcan Tekgül, Aysel Tanju falan vardı. Neyse onları karıştırmayalım şimdi. Zaten aklıma gelir gelmez 'helecan!' bastı, kalp atışlarım hızlandı. Dur! ben en iyisi başka şeyler düşüneyim bari, ağaçlar kuşlar falan. Tövbe tövbe estağfurullah..
    ***
          Neyse burada bitirelim en iyisi. Bu arada sevgili arkadaşım Şeref'in de hoşgörüsüne sığınarak bazı anılarımızı paylaştık. 'Yiğit lakabı ile anılır' demişler. Zaten çocukken hangimizin lakabı yoktu ki.. Yine de Sürç-i lisan ettikse affola.. Hoşça kalın..
     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak Bolu Çatı Tamiri Bolu Kamera Sistemleri Tonet Sandalye