Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Suzan Suzi..

Erdoğan Mühürcüoğlu

Suzan Suzi..
    15 Eylül 2019

          SUZAN SUZİ..
          (Suzan abla'nın anısına sevgiyle, saygıyla)

    * * *
           Bir yaz akşamı.. Kendi halinde bir dost meclisi.. Ağaçların altında oturuyoruz.. Havada erguvan kokulu, hafif ılık bir rüzgar.. Bolu 'fıstık gibi' yine; süslenmiş püslenmiş.. Kim bilir ne canlar yakacak, kim bilir ne umutlar, ne hayal kırıklıkları yaşatacak sokaklarında.. Suzan abla ortamızda.. Her zamanki gibi enerjik, kahkahası yüksek perdeden.. Gözlerinin içi parlıyor.. Öyle tatlı anlatıyor ki, ağzının içine düşeceğiz nerdeyse..
    * * *
           Bolu öğretmen Okulu'nu sınavla kazandığında 11 yaşındaymış Suzan Suzi.. 'Annemle kapalı çarşı'dan bir bavul aldık' diyor 'Pijama takımı, banyo havlusu vesaire.. Bir de kırmızı leğen vardı alınacaklar listesinde.. 'Ertesi gün Bolu'ya giden otobüslerden birindeydik.. O zamanlar her yerinden rüzgar ala ala giden otobüsler vardı.. Bolu dağında mutlaka arıza yapan, öksürüklü, sıracalı..''
    * * *
           'Şehrin taa Elmalık'tan görünmeye başlayan, ışıkları, hala rüyalarımı süsler benim.. Okul bahçesindeki cins horozlar, tavuklar.. Peşlerinde ''geh bili bili bili ! tadında koşturmacalar.. Bahçe duvarlarında mahallenin röntgenci oğlanları.. Aralarında belki de sen..!. 'Tövbe de Suzan abla! diyorum ''günahımı alıyosun.. Biz Lise'nin önündeyiz o sıralar, amele pazarındayız.. Yerimiz belli..!
    * * *
          'Samsun Oteli vardı' diyor 'bir gece kaldıkdı babamla.. Duruyor mu o otel hala? Üst tarafında Baykan vardı, bitişiğinde 'bakkal dükkanı gibi' bir postahane.. Karşıda kaya tuzu öğütülen dükkan.. Ve babamın bir saat içinde keşfettiği salaş meyhane.. Çıkartmak için otelci amca ile yarım saat dil döktüğümüz..
    * * *
           Otelin penceresinden izlediği bir kavgayı anlatıyor sonra.. ''Kovboy filmlerindeki gibiydi'' diyor.. Önce biri fırladı meyhaneden dışarı, peşinden paltosu, sonra şapkası.. Bir kaç saniye sonra da içerde kalan ayakkabının teki..'' Adam fotör şapkalıydı demese Köfteci Atilla abiydi diyecem.. Ya da Ciba dayı.. Mustafa Patırdı yani.. Kore kaplanı..
    * * *
           Altmış'lı yıllarmış.. 'Baş tarafında kimliklerin asılı olduğu ranzaları olan yatakhane.. Yarı kasvetli, yarı hüzünlü duvarlar, koridorlar.. Hocaların, derslerin; daha üst sınıflarda ise oğlanların konuşulduğu ranzalar arası fısıldaşmalar, kikirdeşmeler.. Arka tarafta İsminden dolayı ürktüğümüz Çığırtkanlar Mezarlığı.. Öğrenciler arasında, mezarlık sakinlerinin, geceleri çığlık atarak dolaştığı rivayetleri dolaşan.. Karşı ranzada Giresunlu kız 'Gina Lollobrigida..! 'Hadi bee! demişim boş bulunup..!
    * * *
           Okulun ders aralarını bildiren kampanasını anlatıyor.. Müzik hocası Cemil beyi, ve onun piyanosu eşliğinde söyledikleri 'Yüzbaşılar' türküsünü..
    *
        Yüzbaşılar, yüzbaşılar
        Tabur tabura karşılar
        Yağmur yağıp gün değişin
        Yatan şehitler ışılar
    *
           Okulu müdürü Osman Kırbaş'ın kurduğu orkestrayı, şehirde fırtına gibi estiklerini, müzikçi Tanju Hanım'ı Edebiyatçı Duygu Köse'yi..
    * * *
          ''Bizim Haydar'ların orkestrası da iyiydi'' diyorum çekine çekine.. ''Onlar da fırtına gibi eserlerdi Bolu'da..! Hatta Akçakoca'da, Erdekte Saip Garipoğlu'nun kampinginde.. Tevfik'ler, Cengiz'ler falan..! ''Cahil cahil konuşma! diyor ''1962 den bahsediyorum ben.. Daha ne Tevfik var, ne Cengiz, ne de Çat Çat Haydar..''

          Haydar Reis'in lakabının ''Çat Çat Haydar'' olduğunu da ilk defa ondan duyuyorum.. Geçen yıl bir yangın sonucu kaybettiğimiz sevgili arkadaşımızın..
    * * *
          Vedat Albayrak abi ile okula davlumbaz takmaya gittiğimiz gün geliyor aklıma.. Yüzlerce kız öğrencinin arasında, gözüne ışık tutulmuş tavşan gibi olduğum.. Kulağımda Vedat Abi'nin 'işine bak oğlum!' uyarısı, dilimde Cem Karaca.. 'işçisin sen işçi kal..!'
    *
          Gözümde tomurcuk yaşlar,
          ağır ağır doğruldum
          ustam geldi sırtıma vurdu, 'unut' dedi romanları
          'işçisin sen işçi kal giy' dedi tulumları..
    * * *
           Suzan Suzi; 'Okulun çam kokan, çıra kokan bahçesinde arı kovanları, tavuk kümesleri vardı' diyor.. 'Açılışını iple çektiğin panayırın, kapanması gibiydi okuldan ayrılmak.. Çadırların, dükkanların, oyuncakların sökülmesini seyreder gibi hüzünlü.. Suzan Abla'nın hafızası şaşırttı beni; '3 tane zincirli vardı panayırda' diyor.. 'Biri normal, ikincisi çok açılan, üçüncüsü kule gibi yüksek.. Üçünün üzerinde de Türk Bayrakları..
    * * *
           'Raylar üzerinde hareket eden ütü şeklinde bir cisim vardı'' diyor ''hatırlıyor musun Erduş? Onu ileri geri sürterek hızla ileri doğru fırlatıyordun.. Bir çemberden dönerek çıkan ütü, en tepedeki noktaya çarparak patlıyordu.. Hatırladın mı?' ''Hatırladım Suzan abla'' diyorum.. ''Hatırlamasına hatırladım da şu kadar insanın içinde ''Erduş'' demeseydin keşke..!
    * * *
         (Uğurlar olsun Suzan abla.. Uğurlar olsun Suzan suzi..)

                                                Erdoğan Mühürcüoğlu (15.09.2019)

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak