Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Market.. Üç kağıtçı.. Belediye Reisi..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    15 Temmuz 2014
          Size de öyle oluyor mu? Mesela şampuan almak için girdiğiniz marketten bir sürü şey alıp eve geliyorsunuz, evde bir bakıyorsunuz ki şampuan yok? Peki nasıl oluyor da şampuan reyonuna doğru yürürken birden kontrolden çıkıp elinize ne geçerse atıyorsunuz sepete? Bugün rastladım; çok büyük 'üç kağat' varmış işin içinde, onu öğrendim....Süpermarketlerde 'giriş' dışında hiç bir yerde pencere olmazmış mesela.. Nedeni de dış dünya ile olan bağlantınızı kesmek ve kendinizi alışverişe vermenizi sağlamak..
    ***
          İkincisi; aynı rafta bulunan iki üründen sağ da olanı müşterilerin sağdaki nesnelere yönelmeler nedeniyle biraz daha pahalı olurmuş.. Bir başkası; Ürünlerle olan kontağınız kesilmesin diye hiç bir koridor boşluğa açılmaz her koridorun sonunda mutlaka bir başka ürün reyonu olurmuş.. 'En karlı ve pahalı ürünlerin yaklaşık 'bir metre altmış santim' yüksekte olduğunu biliyorduk zaten.. Yani onları görmeden geçmeyelim diye gözümüze soktuklarını daha önce de duymuştuk..
    ***
         Ama asıl ilginç olanı, eğer bir reyonun zeminindeki karolar küçük desenli ise müşteri daha hızlı alış veriş yapıyor, büyük şekilli olanlarda ise alışveriş yavaşlıyormuş.. 'Kumpas'a bakar mısınız.. Hani Tavukları çok güçlü bir lamba ile sabah oldu diye kandırıyorlar, zavallı hayvan şaşırıp günde bir kaç kez yumurtluyor ya; bu da onun gibi bir şey.. 'iyi bir dolandırıcı aslında çok güçlü sezgileri olan kişidir' diyor bu konunun anlatıldığı yerde yorum yapan bir uzman.. Tıpkı sihirbazlar gibi, insan aklının nasıl çalıştığını çok iyi bilirler.. 'Dikkat belli bir noktaya odaklandığında o nokta dışındakiler artık görünmez olur.. 'üç kağıtçılar' da hilelerinde buna benzer bir dikkat dağıtma yöntemi kullanırlar.. Böyle diyor bu işin uzmanı
    ***
          'Sen cin'sen biz de kuyruğuyuz' anasını satayım.. Her hafta Abant'ta, Gölcük'e, Gölköy'e gidemiyoruz.. Ne yapacaz? çoluğu çocuğu toplayıp atıyoruz kapağı alış veriş merkezlerine.. Pikniğe gider gibi aynı.. Ben hafta sonlarını Migros'ta, Becikoğlu'nda geçiren bir sürü aile tanırım, yoruldukça 'Mobilya' bölümünde çoluk çocuk istirahat eden.. Bıraksan Hamak'ta bile sallanacak, şekerleme yapacak.. O kadar rahat.. Hepimiz aynı oranda kurnaz olduğumuzdan belki; 'püfür püfür' klima serinliğinde ben de 'Doğan Avcıoğlu'nun üç ciltlik kitabını bitirdim orada.. Her gün bir kaç sayfa okuyarak..
    ***
         Siz de gidin! yaz sıcaklarında serinleyin, kışın da ısınırsınız.. Ürünlere bakar gibi yapın.. Fiyat sorun, ceketleri pantolonları giyip çıkartın.. Çağırın elemanı sorun; 'nasıl durdu? Bu ceket gitti mi bana..? Bizim emekli gümrükçü var burada,' Lefter'in Büyükada'dan komşusuymuş.. Her gün gider gazetelerini orada okur.. Yanından gelip geçen olmasa belki bulmacaları da çözecek.. Aşmış kendini, 'rahat ol sıkma kendini Bolu'lu! diyor bana 'kasma kendini..!
    ***
          Yanlız Kitap okumayı kafaya koyduysanız bir plan dahilinde yapacaksınız bunu.. Ben okuyacağım kitabı seçerken önce aynı kitabın başka alışveriş merkezlerinde de olmasına dikkat ederim, Migros'ta, Correfour'da, Tansaş'ta da mesela.. Otuz kırk sayfalık bir bölümü Migros'ta okuduysam, oradan çıkar Correfour'a geçerim, oradan da Tansaş'a.. Hahahahaha, denenmis ve başarılı olmuş bir yöntemdir.. Şu sıralar Tutunamayanlar'ı okuyorum.. Zaten kim kime tum tuma.. 'Org'un başına oturmuş Kahtalı Mıçı'dan 'damımıza, damımıza kar yağdı !' parçasıyla deneme yapan adamı bile gördüm orada.. Org alacağından da değil ha..!
         ÜÇ KAĞITÇI..
    Yeni nesil, bizim zamanımızdaki üç kağıtçıları pek bilmez!.. Tombalacılar, ve üç kağıtçılar.. Panayırda tombalacıları değil ama 'üç kağıtçılar'ı görürdük, gelirlerdi..
          Kemal Sunal filmlerindeki gibi el çabukluğuyla iskambil kağıtlarını karıştırıp önündeki tezgaha koyar, vatandaşa "bul karayı al parayı" derlerdi.. Salatalık, kabak soyan aletleri tanıtan adamlar vardır ya; başında da boş gezenin boş kalfası bir sürü insan olan.. Aynı onun gibi.. Adam kartları hızla karıştırıp tezgaha yayar, benim de aralarında olduğum enayi tayfası da 'karo' yu bulmaya çalışır..
    ***
          Biraz dikkatlice bakarsanız kalabalıktan en az 4-5 kişinin üçkağıtçının adamı olduğunu anlarsınız.. Uzaktan gördüğü biri için 'bu kerhaneci borç para da ister şimdi' diye yolunu değiştiren sonra gidip paraları oraya kaptıran bi sürü insan tanırım.. Neyse; 'fıldır fıldır' gözlerle takip edip içinizden "ulan bassam mı şuraya bi on kağat?" dediyseniz.. 'vallaha gördüm' deyip 'cooomm! diye atladıysanız, geçmiş olsun.. Gitti para.. 'Hık mık etsen de faydası yok.. Bir arkadaşımla ortak olarak kaptırdığımız parayı, yukarı çarsı karakolunda bir bayan komiser vardı, Hilkat hanım; o kurtarmıştı 'Bi daha görünme gözüme buralarda' diye azarlayarak geri almıştı parayı.. Burada arkadaşım Ergun'u da rahmetle anmak isterim.. Lise yokuşundaki karakolda görevli Komiser Hilkat hanım onun annesiydi.. Çok acı şeyler yaşadı o aile maalesef..
    ***
           'İki oyuna bir bilet ! sesleri arasında bir tekeri hep yalpalayan dondurma arabasıyla 'töperlek' de olurdu oralarda. Yaşlıydı; ya da biz küçüktük bize yaşlı gibi görünürdü..Töperlek de simitçi Hakkı dayı' da.. Ağır adımlarla yürürlerdi hep.. Arabaları mı ağırdı? Kendileri mi yorgundu? Yoksa 'Müşteri çıkar belki' diye, sokağı yavaşça geçmek için mi öyle yürürlerdi? Simitçiler hala var da, dondurmacılar yok artık.. Sokaklarda oynayan çocuklar da kalmadı, belki de ondan..
    ***
          BELEDİYE REİSİ..
          Sen tut, milli korunma yasasına aykırı davrandı diye koskoca Bolu Belediye Reisi Reşad Aker'i hapise at.. Belediye encümeninden Mehmet Bey ile Müteahhit İzzet Bey'e de 'Napalım kör mü gözünüz siz de meclis üyesi olmasaydınız' de! onları da tık kodese.. Suçları da 24 kuruşa satılması icab eden ekmeğin 31 kuruşa satılması.. İki gün önce hem Ticaret hem de Ziraat Bakanı Bolu'ya gelip konuyu enine boyuna inceliyorlar ve sonunda 'sen! diyorlar Reşat Bey; 'eğer buğdayı Belediye marifetiyle ekmeklik un haline getirseydin' Eeee? ' O zaman ekmeği 24 kuruşa satılabilecektin..'
    ***
          Reşat Bey deneyimli Belediyeci, üstüne üstlük şarkılarla türkülerle falan da ilgili bir müzik adamı, işe biraz mizah tarafından bakıyor 'yapmayın, etmeyin' diyor 'bilip bilmeden konuşmayın, bizim 'asri' değmenin un'undan yapılan ekmeği aziz ve necip Bolu'lular bir türlü sevemedi, yiyemiyorlar.. Eski usul değmene götürüp öğüttüğümüz buğdayda ise fiyat oynasa oynasa birkaç kuruş oynar, nedir yani?. 'yoookk! diyor Ankara'dan gelenler 'biz gafaya goduk! 'Ee,? 'Seni hapise atacaz! Hem de atıyorlar.. Hem onu, hem de Belediye meclis üyelerinden bazılarını.. Mehmet İnan, Müteahhit İzzet İnan ve bir kaç kişiyi daha.. Bu karar o tarihte öylesine eğlenceli bir hal alıyor ki, zamanın gazeteleri 'Bolu'da garip bir dava' şeklinde veriyorlar olayı manşetten..
    ***
           Bu gazete haberi çağrışım yaptı 'Kibarlar' lakabıyla Şefik usta ile Emine Hanım vardı.. Bir de oğulları 'Baldudak' Hayrettin abi.. Baldudak Hayrettin abilerin eşi 'iğneci Meliha hanım' ve iki oğlu Şefik ve Nazım'ın oturduğu ev bizim mahallede Bahar sinemasının tam karşısındaydı.. Şefik benim yaşıtımdı galiba, Nazım ise onun küçüğü.. Ne mahalleydi ama! Çınar'ın eviyle saçak saçağaydılar.. Neyse o mevzuya hiç girmeyelim, hayatta bitiremeyiz..
    ***
           Ben pek o kadarını hatırlamıyorum ama Hayrettin abi kamyon ve otobüs şoförüymüş eskiden.. Benim Hatırladığım; evlerinin altındaki tamirhane,, Daha sonra oğlu Şefik ile sanayi çarşısına taşımışlar o tamirhaneyi.. O değil de iğneci Meliha hanımın üzerimizdeki hakkını herhalde hiç ödeyemeyiz.. Akpınar ve Semerkant Mahallesi'nde kimin işi düşer çağırırsa hemen gider iğnelerini yapar ve bir kuruş para almazdı karşılığında.. Ya da zorla verirdiniz belki..
    ***
           Neyse, Sabahattin Ali ile bitirelim bugün.. Sabahattin Ali 15.4.1935 günkü mektubunun girişinde, büyük aşkı Bolu'lu Ayşe İlhan'a, "Sevgili Ayşe, Tabiatla baş başa kalmanın tadını çıkarıyorsun.. Bolu ormanlarından yazdığın mektupta tabiatı pek duyarak anlatıyorsun.. Tam şair olacak kızsın ha!.." diyor.. Tadını çıkartın Bolu'nun.. Hoşça kalın arkadaşlar..
                                                

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Masa Sandalye Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak