Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Deli Azmi.. Feridun Zaimoğlu.. Hilmi Bey..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    28 Temmuz 2014

     
          Bazen 'ulan! diyorum içimden şu bilgisayara bir girişsem tekme tokat, ekranını mekranını patlatsam.. Büsbütün teslim aldı bizi.. Kale'yi içerden fethetti.. Öyle değil mi Allah aşkına? Dün akşam sitenin ana sayfasında tık mık yapıyorum, yan tarafta "Tanıyor olabileceğin kişiler" diye beş tane isim var.. Üşenmedim hepsine tek tek baktım.. Kimseyle ne ortak arkadaşlığımız var ne de başka bir şey..
    ***
          İşin daha da enteresan tarafı; o tanımadığım kişinin profiline girip "arkadaşı ekle" dediğimde aldığım cevap: "bu kişiyi tanıyor musun? oluyor "Kardeşim o zaman ne diye bana arkadaş ol' diye bu adamları öneriyorsun ki.. Geçenlerde de söylemiştim bizim Paşaköy'lü bir arkadaş vardı çok sinirlendiğinde kendi kolunu ısıran biri.. En sonunda onu yapacam galiba..
          

           DELİ AZMİ..
           Vaktiyle "Deli Azmi" diye birine rastlamıştım gazetenin birinde.. Anadolu'nun ücra köşelerinden birinde, ilk kez gördüğü vitrin mankenine aşık olan Deli Azmi bir vitrinin önünde çömelmiş mini etekli mankenin orasını burasını görmeye çalışıyordu.. Gönül bu işte; ota da konuyor çiçeğe de.. Onun gönlü de vitrin mankenine konmuş.. Bir gece tam oradan geçerken, bakmış ki manken davetkar bakışlar'la onu süzüyor 'ulan! demiş 'yeter be! dalmış dükkana.. Mankeni belinden kaptığı gibi atmış tezgahın üstüne.. Sonrası aşkın zaferi..
    ***
         Ertesi sabah şikayet üzerine dükkana gelen polisler deli Azmi'yi mankenin kolları arasında uyurken bulmuşlar.. Vitrin mankeni de o kadar rahat görünüyormuş ki, sanki deli Azmi'nin kollarında sabahı eden o değil.. Azmi'yi karakola götürmüşler, mankeni de muayeneye.. Hahahaha.. 'Muayene' benim uydurmam tabii.. 'Ver coşkuyu ! hesabı.. Muhabir Bülent Tataroğlu'nun yaptığı eski bir haber bu.. Ben haberin orasıyla burasıyla oynadım biraz.. Bolu'ya uymaz, bizi bozar diye müstehcen bölümler vardı onları çıkarttım.. Tecavüze uğrayan cansız mankenin 'anadan üryan' bir de fotoğrafını koymuş saygısız, terbiyesizler..
    ***
          Vaktiyle ünlü biri "Biz Osmanlıyız, biz de her çeşit insan bulunur.." demiş.. Şimdi anlatacağım olay da bu sefer bizden; Bolu'dan.. Şöyle bir düşündüm de biz de öyle pek sağlam ayakkabı sayılmayız yani.. Ben kendi mahallemden kendi sülalemden biliyorum.. Zaman zaman da anlattım..'Bizim sülalede delilik genetik yolla kuşaktan kuşağa aktarılıyor dedim.. Mahalle desen zaten sabıkalı.. Hatta bütün şehir.. Hahahaha..! Bugün bayram.. Gelen giden olur da fırsat olmaz belki.. En iyisi ben haberi hiç yorum yapmadan koyayım buraya.. Yer Bakırköy akıl hastanesinin mutfağı, yıl 1938, aylardan Nisan..
    ***
           (Cumhuriyet, 07 Nisan 1938, sahife 6)
           Tımarhanede bir vak'a oldu. Bir akıllı, bıçakla bir deliyi ağır yaraladı. Dün tımarhanede bir cerh hâdisesî olmuştur. Son zamanlarda tımarhanede vukua gelen hâdiselerde ekseriyetle deliler akılıları yaralar veya öldürürken, bu defa aksine olarak bir 'akıllı Bolulu' bir deliyi yaralamıştır. Akıl hastalığına duçar olarak Bakırköy asabiye hastanesinde tedavi altına alınmış olan elli yaşlarında İbrahim oğlu Mahmud, 'yardım etsin diye' hastane aşçısının yanına verilmiştir. Fakat Mahmud hastalığı nedeniyle oradaki aşçı çıraklarına sataşmağa başlamıştır. Mahmud'un bu sataşmalarına sinirlenen aşçı 'Bolulu Ahmed' aniden soğan bıçağını alarak deliye saplamıştır. Vak'a, etraftakiler tarafından görülerek deli tedavi altına alınmış Ahmed de yakalanmıştır..'
    ***
            FERİDUN ZAİMOĞLU..
            Tabii bu tür örneklerle içimizi karartmayalım mübarek günde.. Şimdi anlatacağım kişi de bir başka Bolu'lu ve onun başarılarla dolu öyküsü.. Dünyanın yakından tanıdığı yazar Feridun Zaimoğlu bu kişi.. Annesi önce kendini anlatarak başlıyor; "Korkunç baba dayağıyla büyüdüm, dayaktan da beteri, günde yüzlerce kez beddua ederdi babam.. Çok ama çok soğuk bir ev düşünün içinde fareler, örümcekler cirit atıyor olsun.. 'Beş kardeş çok büyük zulüm gördük bu evde.. Annem hiç sesini, çıkaramazdı..'
    ***
           Feridun Zaimoğlu'nun "Leyla" Romanında hikayesini anlattığı Annesi Güler hanım.. Roman 1940'lı yıllarda Güler hanım'ın şiddet ve yoksulluk içinde geçen çocukluğu ile başlıyor, evlenerek Almanya'ya gitmesi ile de son buluyor.. Aile içi şiddet, hatta ensest falan ne ararsanız var.. Güler Hanım, tam iki gün doğum sancısı çektikten sonra 4 Aralık 1963'te Bolu Gerede'de dünyaya getirmiş Feridun'u.. 'Hiçbir çocuğa benzemeyen enteresan bir çocuktu, ne olacak bu çocuğun sonu!" derdik hep..'
    ***
           Dizinin dibinde oturup hep annesinin hikayesini dinlermiş Feridun Zaimoğlu,. Hem dinler hem de dinlediklerini kasete çekermiş.. Sonunda, annesinin ağzından müthiş bir roman çıkmış ortaya.. Biz Türkiye'de onu pek tanınmıyormuşuz ama, daha ilk kitabının yayınlanmasıyla Almanya'yı kasıp kavurmuş, tanımayan kalmamış.. Daha sonra da Dünya tanımış zaten onu.. Bizden biri ya, burada onun başarısını paylaşmak istedim..
           

            KOMŞU..
            Adama; "komşu bak, böyle olmuyor, her sabah senin arabanın sesiyle uyanıyoruz, üstelik arabayı çalıştırıncaya kadar leş gibi de benzin kokusu kaplıyor ortalığı, her sabah seni dinlemek zorunda değiliz ki' dedim 'götür yaptır şunu !" Ters bir şey söylese kararlıyız dövecez adamı, Allah ne verdiyse girişecez.. Komşularda 'Tamam Bolu'lu biz arkandayız' dediler zaten.. Ama adam ukela'nın teki "Kusura bakmayın komşular' dese iş bitecek 'yaptıramadım bi türlü" deyiverse tamam..
    ***
           'Ulan adi, namussuz herif, tövbe estağfurullah ! Hayır ev misafir dolu, balkonda bile yatanlar var.. Üstelik sıcaktan uyku tutmamış, anca sabaha karşı içimiz geçmiş, gözümüzü kapatmışız.. Ne zaman kalktın? Ne ara indin aşağıya? mahsus mu yapıyorsun? "Ama sen de biliyon' diyor 'Site'ye sokmadılar beni ben de buraya çektim mecburen, n'apayım!"
    ***
           Efendim Murat abi arabayı nereye bulursa oraya çekiyor biz ona bişey diyemiyor muşuz.. 'Olabilir, sen koyma! Onu örnek göstermen baştan yanlış bir kere.. Adamın evinin önü.. Bu memlekette kanun var bilmem ne var.. Sonra biz sana arabayı niye buraya koyuyorsun demiyoruz ki.. Senin marşın basmıyor araban çalışıncaya kadar zangır zangır titriyor ama, titreyip kendine gelemiyor., Eksozun patlak.. Sabah sabah yataktan savaş çıktı ! diye fırlıyoruz.. Sorun burda yaren..! Adam bir de kekeme.. Tanımayan biri, nüzul indi de konuşma merkezi devre dışı kaldı zanneder.. Medyum Keto gibi.. Hem suçlu hem güçlü.. Bu böyle çemkirdikçe ayakkabıyı çıkarıp ağzının orta yerine vurasım geliyor.. Mübarek günde tövbe estağfurullah..!
          

            HİLMİ BEY..
           Ayvalık'a çok yakın bir yerde, Şirinkent'teydi yazlığı.. Zeytinliklerin arasından denize inilen yol üzerinde şirin mi şirin bir ev.. Çocuk doktoru olduğu için belki; herkesin tanıdığı sayıp sevdiği işinin düştüğü biriydi.. Duydum ki o da gitmiş.. En son Bolu'da kültür sitesinin önünde karşılaşmıştık.. 'Bolu güzel de çok soğuk be bilader' demişti.. Ankara Çamlıdere'deki ilk doktorluk yıllarından, oradaki komşu ormancı Hamdi Baba' dan, Kıbrıscık'tan bahsetmişti ayrılırken; 'Bir gün uğra da, Gömeçe Kayahan' a götüreyim seni' demişti 'bişeyler tıngırdatır belki bize..' gelmem mi Hilmi abi' demiştim 'Kayahan'a götürecen ya ! gelmem mi hiç..?
           Seni versinler ellere beni vursunlar
           Sana sevdanın yolları bana kurşunlar..
            O'nu kah Tuser Apartmanı'nın, kah Bulvar Eczanesi'nin önünde görür gibiyim şimdi.. Veya içerde lokalde, Uğur Samurkaş, Adnan Çıracı, Eşekçi İsmail gibi arkadaşların masasında oturmuş oyun seyrederken..
    ***
           GEÇEN BAYRAMDA DA YAZMIŞTIK..
           Çıkınlar Mezarlığı'na hiç yolunuz düştü mü? Tatar'lar bayırından, yani Uğur Mumcu Parkı'ndan Akpınar istikametine yürürseniz, yolun sonunda bir mezarlıkla karşılaşırsınız.. Çok kimse bilmez orayı.. Yolu pek düşmediği için bilmez.. Hüzünlü kasvetli bir havası vardır. Gerçi hepsinde öyledir de, orası daha bir başka.. Boğazınıza bir şey düğümlenir, biri bir şey diyecek olsa ağlayıverecek gibi olursunuz.. Hüzünlü mısraların kazındığı mezar taşları, tanıdık mezarlarda hapsolmuş hayatlar.. Gözünüzün önünden film şeridi gibi akıp giden hayatlar.. Duygusallığımız tuttu.. Bayram diye besbelli..
    ***
           Ecevit'in "Karaoğlan" namı ile dağın taşın hatta mezarlık duvarlarının badanalandığı yıllar.. İki mezarın arasında 'çıtırdılar' duyunca irkilmiş, merakla, biraz da korkuyla eğilip bakmıştım.. Bir bayram arifesinde 'taze bir mezar' ve onun başında 7-8 yaşlarında bir kız çocuğu vardı.. Ters çevirdiği bir kavanozun altındaki mumu yakmaya çalışan, ağzına yaklaşan sümüğünü çekerken, üşümüş parmaklarının ucunu 'hoh! layarak ısıtan.. Ters çevrilmiş kavanozdaki bir mumun asla yanmayacağını bilmeden onlarca kibrit harcayan..
    ***
          Bugün Bayram ya, o görüntü şimşek gibi çakıp duruyor gözümün önünde; Çıkınlar Mezarlığı ve anasının mezarı başında bir çocuk fotoğrafı.. Şimşek gibi çakıyor sabahtan beri..
    ***
           Bayram boş geçmesin diye, torunların elinden bilgisayarı kurtarabildiğimiz ölçüde ve aceleyle yazılmış bir yazı bu.. Sürçü lisan etmişsek affola.. Bayramınız mübarek olsun.. Hoşça kalın arkadaşlar..

                                                         

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Masa Sandalye Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak