Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Erik ağacı.. Tahsin Abi.. Yangın.. Hamit Çavuş...

Erdoğan Mühürcüoğlu

    30 Mart 2015

          Erik ağacı.. Tahsin Abi.. Yangın.. Hamit Çavuş...

          Sen dün ne yediğini hatırlayamıyorsun, ama senin bahçedeki Erik hiç bir şeyi atlamıyor.. Geceyi biliyor gündüzü biliyor, dört mevsimi biliyor.. Hesap makinası falan da yok elinde.. Önce çiçekleniyor, sonra yapraklanıyor, meyva veriyor.. Sonra bir bakıyor ki, yaz bitmiş..! Hani şarkıda da var ya; 'konfeti gibi' dökmeye başlıyor yapraklarını.. Her şey ezberinde yani.. Nedense Erik ağacı dendi mi; Kerime Nadir'in 'Erikler çiçek açtı' romanını hatırlarım hep.. Kitabın kapağındaki bol çiçekli erik ağacı resmini..
    ***
          Hani çaresiz kaldığınız zamanlar vardır ya, birden bütün sözcüklerin kayboluverdiği, ne diyeceğinizi bilemediğiniz zamanlar.. Hani ne yapsam olmuyor diye düşündüğünüz.. Yüreğim yangın yeri bugün.. (abi'min böyle bir şarkı sözü var oradan arakladım) "La İntahar mı edecen yoksam..!" diyor İsmail abim.. 'Öyne bi niyetin varsa; palto benim..' Böyle şaka mı olur? Biz ince ruhlu adamlarız.. Biz de bir insan evladıyız sonuçta.. "
    ***
         'Yüreğim yangın yeri' 1963 Tabaklar Mahallesi yangınını hatırlattı bize, onu konuştuk.. 4-5 evin yandığı; mahalle sakinlerinin pijamalarıyla sokaklara döküldüğü yangın.. Abaza Kudret'in o gece şahlanarak, alevlerin arasına daldığı; ellerinin ayaklarının yanması pahasına komşularının eşyalarını kurtardığı; ve bir komşu kapısı önünde yanık yerlerine zeytin yağı falan sürülmeye çalışıldığı..
    ***
         TAHSİN ABİ..
         Durmadan avuçlarım terliyor
         İnildiyor ardımdan,
         Girdiğim çıktığım kapılar.
         Ne zaman bir dosta gitsem,
         Evde yoklar..
    *
         Anahtarım güç dönüyor kilidinde,
         Nemli aldığım sigaralar..
         Ne zaman bir dosta gitsem
         Evde yoklar.
    *
          İşittik ki, çok kalabalık bir Cemaatle yolcu edilmiş Tahsin Abi de.. Şehrin renkli simaları, şehrin vitrinine koyduğu evlatları bir bir ayrılıyorlar aramızdan.. Tahsin abi de öyle.. Gençliğinde lakabı 'Puşkaş Tahsin'di.. Puşkaş çok ünlü bir Macar futbolcu.. Zaten Tahsin Abi gidişiyle herkese öğretti Puşkaş'ın kim olduğunu.. Real Madrid'te uzun yıllar top oynamış bir efsaneydi.. O kadar efsane ki, (ismini unuttum) bir ülke'de albaylık rütbesi bile verdiler.. Ben ilk defa Cahit Hoca'dan duymuştum.. Cahit Hoca çalım atmak için bizi başına toplar, kimimize Puşkaş derdi, kimimize Hamrin, kimimize de Rusların ünlü kalecisi Yaşin.. Bir de Tahsin Abi'yle ilgili yazacaklarımız vardı, yazamadık.. Bilemedik onun acelesi olduğunu, anlayamadık.. Hem onu yazacaktık, hem de abisi Atilla Abi'yi.. Atilla Abi ile Sezen Aksu arkadaşlığını, dostluğunu..
    ***
          Tahsin Abi'nin rahatsızlığı neydi bilmiyorum ama; Tevfik Abi geldi aklıma.. O da basit bir anjiyoda hem de Koşuyolu gibi ünlü bir hastanede vefat etmişti.. Tevfik Abi'nin Abant Gölü'nü, Göl Gazinosu'ndan Abant Palace Oteli'ne doğru yüzerek geçtiğini anlatırlar.. Bir de Adnan Çıracı geçmiş o noktadan.. Adamın lakabı 'Ördek' o geçer.. Tevfik Abi Abant'ta Vasfi Bey'in ahşap villası'nın yakınlarında çadır kuran, gündüzleri Bolu'da Taksici, akşamları da Abant'ta çadırının başında bir keyf adamı.. Akşamları çadırının önünde yaktığı kamp ateşi hala anlatılır.. Yerli yabancı tüm kamp sakinlerinin onun başında olduğu.. Hatta Orman İşletmesi'nin 'Abant'a mukayyet olmakla görevli' kişisi 'Cavlak Hakkı'nın bile..
    ***

           BÜROKRASİ..
           Vatandaşın her işine zorluk çıkartmak, bizim Bürokrasinin hastalığı.. Daha kapıdan adımını attığında sana duman attıracaklarmış gibi bir duyguya kapılıyorsun.. Adam mührünü çıkarıp ıstampaya, sonra da evrağa basıncaya kadar rahat değilsin.. O kadar gözün korkmuş ki; Mühürden sonra sabit kalemi diline dokundurup bir de imza çakıverse' diye geçiyor içinden..
    ***
          Bizdeki bürokrasi ile ilgili bir yazı okumuştum.. Adam öyle yazmış ki; öldüm.. Bir yerinde şöyle diyor; 'Bizde bazı ünvanlar var ki, iki kelimenin birleştirilmesiyle oluşmuş.. 'Baş hekim' gibi 'Usta başı' gibi, 'Nahiye müdürü' gibi.. Bunların içinde bölündüğü zaman nükleer sarsıntı yaratacak kadar etkili olanı "Kaymakam" sözcüğüdür.. Mazallah ikiye bölünmesi halinde umumi adaba mugayır bir durum çıkar ki, kimse altından kalkamaz..' Ne kadar güldüm ya.. Nerden bulursun böyle orijinal şeyleri.. İyi ki varsın Selahattin Duman abi..
    ***
            "Aklımda tek bir kare kaldı artık; senin, Özbolu'nun hareket etmesiyle gülümseyerek el sallayışın, benim ertesi günü ne olacağından habersiz, gidişini seyredişim.. Çok garip, bir gün önce yanımdasın, bir gün sonra yalnızca, bir fotoğraf.. Her şey senin artık hissedemeyeceğin kadar kötü.. Ohooo kimleri gönderdik senden sonra.. En son da Puşkaş Abi'yi.. Kusura bakma biz devam ediyoruz.. Hani demiş ya, Nazım; 'Ben, sensiz yaşayamam diyenlerden değilim.. Sensiz de yaşarım; ama seninle bir başka yaşarım' öyle işte..
    ***
          Bolu'da sanıldığı gibi Ilıca falan yok' dedi Hafız.. 'Bolu'da olan sadece Kaplıca.. 'Yapma be hafız dedim bizim gittiğimiz yer ılıca değil mi şimdi ? 'Etten beri seyirtip doncak mıydı, doblak mıydı? Bönete' dalıverdiğimiz yer.. Ilıca değil mi..? Yapma allah aşkına hafız.. Bugün öğrendim Nazım Hikmet bile ılcadan çıkmazmış Bolu'dayken.. Havuz başında paşa pilavı yemeden kalkmazlarmış arkadaşlarıyla.. 'Ben anlamam' diyor laf anlamaz hafız; 'Kaplıca, kapalı Ilıca' nın kısaltılmışı, Ilıca'nın duvarı, çatısı matısı olmaz.. nokta..!
    ***
           Hafız inanmadı pek ama; gerçekten Nazım'ın Bolu'da geçen çok renkli günleri var.. Bi defa kestirme olsun diye Bolu'ya yaya gelmiş adamlar.. Dağ yolundan, Kızılcahamam, Gerede üzerinden.. "İlk kez gördüm Bolu'yu' diyor Nazım.. Güzel bir yer ama bakımsız.. Bir de okulun müdürü favorileri kesmen, bıyık bırakman lazım demedi mi..! Sabahları okuldayız, öğlenleri aşçı Hafız'ın dükkanında, akşamları da Beyler kahvesinde.. Pazar günleri de arkadaşlarla kaplıcada olurduk. 'Nazım ve Vala Nurettin'in anlattığı çok şey var Bolu ile ilgili.. Fırsat buldukça yazarız.. Oturduğu ev, ev sahibi, uzak köylerden şiirlerini dinlemeye gelenler.. Hatta bağıra bağıra şiir okuyan Nazım'a 'Ne bağırıyan ! sağır mı va senin garşında ! diyen adam.. Nazım'ın tabiriyle 'memleketimin güzel insanları..
    ***
          Bu gün de hep gidenlerden bahsettik.. Kaplıca'dan açıldı ya mevzu; rahmetli Fahrettin Tanyar'ı da hatırladım, ve onun üniversiteye giderken bir türlü ayrılamadığı köpeği Toni'yi..
    ***

           HAMİT ÇAVUŞ.
           Şimdi işler değişti, işler bi başka oldu şimdi.. Adam toplamış başına kıraathanede 8- 10 kişiyi; anlatıyor da anlatıyor.. Öyle bir askerlik yapmış ki; öf, öf, öf.. Siper kazmış, tüfek çatmış, nöbet tutmuş; anlata anlata bitiremiyor.. Adam Burdur'da bir kaç ay paralı askerlik yapmış ama sanki Yunanı İzmir'de denize döken kendisi..
    ***
           Hatırlar mısınız? Bolu'lu bir Hamit Çavuş vardı, On dokuz yaşında Çanakkale'de İngilizler'e esir düşen, 'Burma' (myammar) daki esir kampından kaçarak kurtulan.. Esir kampından kaçtıktan sonra, ha orası, ha burası derken kendini Çin'de bulan.. Bilmem kaç milyarlık memlekette elleri cebinde bir garip Bolu'lu.. Hamit Çavuş'a; 'sen' demişlerdi 'hiç buralarda oyalanma, şu gördüğün sınırlar Türkmenistan'a ait, oraya geç, dilinden anlarlar, bi çare bulurlar sana..' Geçiş o geçiş..Tam 46 yıl sürmüştü buradaki yaşamı.. Evlenmiş çoluk çocuk sahibi olmuştu..
    ***
           Çocuklarından biri; Büyükelçi olanı Hamit Çavuş'a pasaport çıkartmış; 'hep anlatıp dururdun, ben Bolu'luyum derdin, Hadi al bu pasaportu, git memleketine hasret gider.. Pasaportu kaptığı gibi, atlamıştı Hamit Çavuş teyyarenin birine..
    ***
          Hani, Alpağut Köyü'nde evinin önünde dolaşan yabancı birini görünce ev sahibi bayan kapıya çıkmış 'Hayırdır! demişti, birine mi bakmıştınız? 'Evet' demişti yabancı 'Bir zamanlar burada Hamit diye biri oturuyordu ona bakmıştım..'
    ***
          Ohoooo ! demişti ev sahibi 'Hamit öleli yıllar oldu.. Benden başka kimse kalmadı onlardan..' Ee, demişti yabancı; 'bir kız çocuğu vardı bu evde, ismi Hacer, şu ceviz'in altında abisiyle oyun oynarlardı, o da mı yok, o da mı gitti..? Kadın bakakalmıştı yabancının gözlerine, sendelemiş ve 'Abii ! diye bir çığlık atmıştı 'Abi sen misin? Hamit abi sen mi geldinnn..! Çanakkale Savaşı'nı da anlatan bir belgesel yapmış Taha Akyol.. İzlerken hep bunlar geldi aklıma.. 19 yaşındayken Bolu'dan askere diye çıkan 46 yıl sonra anca dönebilen Hamit Çavuş.. (Asker fotoğrafında soldaki kişi rahmetli gazcı 'Küçük Hüseyin' amca.. Niyetimiz onu da yazmaktı, olmadı.. Haftaya artık..)
         Hoşça kalın..

                                                                

     

     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak Bolu Çatı Tamiri Bolu Kamera Sistemleri Tonet Sandalye