Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

EYLÜL.. RAHMİ ABİ.. KANLI NİKOLAY..

Erdoğan Mühürcüoğlu

EYLÜL.. RAHMİ ABİ.. KANLI NİKOLAY..
    21 Ekim 2019

         EYLÜL.. RAHMİ ABİ.. KANLI NİKOLAY..
         Eylül ayını da geride bıraktık hayırlısıyla.. Hatta Ekim ayını.. Hayırlısıyla diyorum, çünkü eylül en çok sorun yaşadığım aydır benim.. Ayların en kafası karışık olanı diye düşündüğüm.. Tek ben de değilim bu aydan muzdarip olan; ''Eylül geldi mi, ayağımın altından sehpalar çekilir'' diyen var.. ''Eylül geldi mi; yüreğim yangın yeri'' diyen..
    * * *
          Alpay da ''Eylül'de gel diye diye nefes tüketti biliyorsunuz.. Sonra baktı gelen giden yok; "Orda kal'' diye bir şarkı daha yaptı.. ''Artık çok geç sevgilim'' dedi, ''on sekiz eylül önce dönmeliydin.."
    * * *
          Zaman mı hızlı geçiyor, yoksa yaşlandık da bize mi öyle geliyor? Genelde her yaz aynı şeyi hissederim ama, bu yaz sanki biraz daha hızlı geçti.. Alışveriş merkezlerindeki kırtasiye reyonlarından anladım sonbaharın geldiğini, "İndirim günleri" nin başlamasıyla farkettim.. Sezon finali yapan dizilerin geri dönmesiyle.. Ömürler de mevsimler gibi.. Aydı, yıldı, mevsimdi derken bir bakıyorsun sonuna gelivermişsin yaşamın.. İnsan yaşamı da zaten bir parantez değil mi sonsuzluğun içinde..
    * * *
           SİYAH BEYAZ FİLM GİBİ BİRAZ..
           Bu siyah beyaz fotoğrafların inanılmaz bir büyüsü var.. Bir de insanı içine çeken bir sihir.. Bilgisayarın Ekranında 1956 yılında Haşim Lokantası'nın üst katında çekilmiş bir fotograf.. Arkasında da Şerafettin Şenyüz abinin notları.. Masadakilerin isimlerini yazmış Şeref abi.. İnşaat Taşeron'u Nazım, Tornacı Nazif Mutluer, Selahattin Danışman, Alaattin Eratalar, Mehmet Yalçın, Şoför Ali Civan.. İki tane de garson var masadakilere servis yapan.. Biri garson Durmuş olarak işaretlenmiş, diğeri de ''İntihar eden garson'' diye..
    * * *
           İntihar eden garsonu konuştuk arkadaşla.. Kimbilir neler yaşadı dedik.. Kim bilir kaç uykusuz gece geçirdi bu kararı verirken.. Kafasında neler vardı, canını ne yakmıştı? Neyle başetmeye çalışıyordu da yenik düştü..? Nurten Yalçın'dan bahsettik biraz, Yavuz Kınacı abi'den..
    * * *
          Rahmi Abi'yi de arkadaş hatırlattı.. En son Gölyüzü'ndeki dükkanında görüşmüştüm Rahmi abiyle.. Terziler derneği başkanıydı.. Şehrin eski terzilerini ve benim pötikareli paltoyu konuşmuştuk.. Her tersyüz edildiğinde cebi yer değiştiren.. Önce soldan sağa, sonra sağdan sola, tekrar soldan sağa geçen.. Yumurta pazarındaki meslektaşı Sadık abiyi de.. Köşe başındaki evinin ikinci katında, boynunda mezurası, elinde makası ve penceresinde hiç kapanmayan radyosu ile.. Radyosunda şarkıların en divanesi, en şahanesi..
    * * *
           RUŞEN ABLA..
           Bir başka fotoğraf ise daha önce yazdığım bir konu ile ilgili.. Belediye meydanında gece çekilmiş.. Davulcu Mahir ile Halil var ortada.. Omuzda 'asma davul'lar.. Mahir'in sağ elinde tokmak, sol elinde çırpı.. Halil sekerek yürürken, çırpı ile ritim tutuyor Mahir.. Arada bir de kasnağa tıklatıyor.. Klarnetçi Cemal, avurtlar şişmiş.. Yanında kemaneci Sadettin..
    * * *
           Davullar aynı anda kalkıyor havaya.. Sonra aşağıya indirip yere doğru çalıyorlar gümbür gümbür.. Tokmağı davulun kasnağına vurarak bir kaç adım gidip geri dönmeler.. Sonra hızla seyircilerin etrafında dönmeye başlıyor Mahirle Halil..
    * * *
           Fotoğrafın alt köşesinde Deli Refik'in şekerci dükkanı.. ''Erkek Ruşen'' ablanın babasının.. Ona neden erkek Ruşen derlerdi hala merak ederim.. Çocukluğumun üçte birlik bölümü onu düşünmekle geçti.. Galiba ''erkek gibi kız'' anlamındaydı.. ''Harbi kız'', ''delikanlı kız'' anlamında..
    * * *
           Dükkanın önünde, Refik amca, yanında Şükrü Şenocak, Hikmet Kesim, Kazım Boztepe, Salih Gürbüz.. Polis noktasının yanında Ragıp Hatipoğlu, biraz ötesinde Belediye Tellal'ı Hüsnü efendi.. Tellal Hüsnü efendi önemli biri.. Medyatik.. Şehirde ne olup bittiğini Belediye Tellalınden öğreniyor ahali.. Halka duyurulması gereken bişey mi var? Hüsnü efendi çıkıyor çarşıya, atıyor elini kulağına 'Ey ahaliii ! diye başlıyor 'duyduk duymadık demeyinn..!
    * * *
          Onun yanındakini soruyorum arkadaşa.. Arasta'dan ''Çekci Deli Mehmet''miş.. Gazete kağıtlarını kesip banknot haline getiren, ihtiyacı olduğunu düşündüğü kişilere sayarak teslim eden.. Subaymış eskiden.. Abantspor'da top kosturmuş.. ''Hımmm'' diyorum.. ''Aklımız fikrimiz Allaha emanet..'' Fotoğraftakilerin çoğu fotör şapkalı.. Herkesin başında var bir tane.. İsmini tam söyleyemesek de var.. Kimimiz Fötr diyorduk, kimimiz Foter, kimimiz Fötür..
    * * *
           ''Şapkasız çıkmam abi ! zamanları yani.. Aktaş'ta minibus durağındaki Kahya'yı hatırlarım ben.. Ayağında altı kabaralı, asker postalları, başında eski bir trafik polisi şapkası.. Polis şapkası uzaktan farkedilsin diyeydi muhtemelen..
    * * *
          Ben Fötr Şapka dendi mi en çok Hakim Cevat bey'i hatırlarım nedense.. Yanından geçen birini selamlamak için üç parmağını birleştirip şapkasının ucuna götürürken, ya da fötr şapkasını çıkartır gibi yapıp tekrar yerine koyarken.. Yanında Vedia Hanım ile kızları; Nilgün, Sevgin..
    * * *
          Benim ''zerhoş'' dedemin bile vardı fotörü .. Hem de ne fotör.. Zati Sungurunki gibi silindir şeklinde.. Belinde yün kuşak, ayağında dombay derisinden yemeniler ve başında silindir sapka.. Eşşek çüküne kelebek konmuş gibi.. Rahmetli dayım yanlışlıkla üzerine oturunca maalesef çökmüş o muhteşem şapka safari şapkasına dönmüş.. Neyse çok uzattık bu konuyu.. Rus Çarı 2nci Nikolay ve onun meşhur arabasını yazacaz daha..
    * * *
           ERHAN BENER..
           "Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk / Hiçbir yere gitmiyor" demiş ya bir yazar.. Erhan Bener'in ''Ortadakiler'' adlı kitabını okurken bir kez daha hatırladım bu sözü.. İlkokulun 4. ve 5. sınıfları ile ortaokul 1. sınıfını Bolu'da okuduğunu anlatıyor Erhan Bener.. İlkokulda, bayan ögretmenlerin,sık sık yanlarına çağırıp gözlerini kapattırdıklarını "ne kadar uzun kirpiklerin var!" diyerek kirpiklerini seyrettiklerini..
    * * *
           Arkadaşı Sinan'la bir manda tarafından kovalanmaları da var anılarında.. Kendilerini Fırka'da sığınak olarak kazılan bir çukura atarak kurtuldukları.. Ankara cinayeti sanıklarından Haşmet Orbay ve mahkum arkadaşlarının kazdığı çukurlardı onlar.. Ankara'da işlenen ve o yılların en çok konuşulan cinayetin failinin.. Zamanın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kazım Orbay'ın oğlunun yani.. Bolu'da 17 Aralık 1946 günü idam cezasına çarptırılan, 1950 yılındaki af ile cezaevinden çıkan, 1983 yılında kendi icat ettiği "deniz ayakkabılarıyla" Boğaz'da yürüyüş yaparak ülke gündemine ikinci kez oturan..
    * * *
            Aslında ben yukarıda da bahsettiğim gibi Rus Çarı 2nci Nikolay ve onun meşhur arabası ile başlayacaktım bugün.. Lenin’in talimatı ile bir evin bodrum katında kurşuna dizilerek öldürülen 'Kanlı Nikolay'ın arabasıyla.. Arabanın fotoğrafını paylaşacak ve ''Görmüş olduğunuz Taşhancılar ailesinin Bolu'ya getirdiği ilk arabalardan biri'' sayın okur..! diyecektim.. Sonra ''Taşhancılar ailesinin sahipliğinde dört dönüyormuş şehrin sokaklarında'' diye ekleyecektim.. ''Eksozundan dumanlar püskürte püskürte hemi de..!
    * * *
           Neyse; Bir dahaki sefere.. Kendinize iyi bakın.. Kafaya fazla yüklenmeyin.. Ne demiş şair; ''Uyuyalım, hiç bişey olmazsa sabah olur..''

         Hoşça kalın..
                                                             Erdoğan Mühürcüoğlu (21.10.2019)

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak