Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Mektuplar.. Cici anne.. Nafiz.. Kuşun durumu..

Erdoğan Mühürcüoğlu

Mektuplar.. Cici anne.. Nafiz.. Kuşun durumu..
    6 Mart 2020

         MEKTUPLAR.. CİCİ ANNE.. NAFİZ.. KUŞUN DURUMU..

          Baktım mesaj kutumda bir fotoğraf.. Eski Belediye binasının siyah beyaz fotoğraflarından biri.. Binanın önünde Doktor Adnan bey var, Zabıta Aperis var, topal Şükrü efendi var.. 1950'li yıllar.. Girişte zabıta odasının, üst katta yazı işleri müdürü ile hesap işleri müdürünün olduğu bina..

    * * *

          Bir başka fotoğrafta omuzlarda taşınan bir subay; Albay Salim Akdora..1960 darbesinin olduğu gün çekilmiş.. Basit bir fotoğraf gibi duruyor ama, aslında epey tartışma yaşanmış o fotoğrafla ilgili.. O kadar ki, Uğur Mumcu’nun ‘’İnkilap Mektupları’’ adlı kitabına girmiş.. Hem o fotoğraf girmiş, hem de o subayı omuzlarında taşıyan Bolulular..

    * * *

           Benim en çok Faruk Güventürk’ün Uğur Mumcu’ya yazdığı mektup dikkatimi çekti.. Bolu'ya Garnizon Komutanı Salim Akdora'nın yardımcısı olarak atandığını, Bolu'da Salim Akdora'dan daha üst rütbeye yükselince Adapazarı'na gönderildiğini anlatan mektup..

          * * *

          Mektubunun satırları arasında İhtilal sabahı bir topçu uçağıyla Bolu'ya geldiği, Bolu Valisi ile Garnizon Komutanı Salim Akdora’yı etkisiz hale getirdiği de var.. Daha sonra uçakla havada dolaşarak Ankara'dan haber beklediği, radyodan açıklanan Milli Birlik Komitesi uyeleri arasında ismini göremeyince yaşadığı hayal kırıklığı.. ''İhtilali planlayan, bu uğurda pek çok fedakarlıklara katlanan bizden tek isim bile yoktu listede’’ diyor.. ‘’Şair Esref in dediği gibi ''kalkın ey ehli vatan dediler kalktık, bir de baktık yerimize başkaları oturmuş..’’

    * * *

            Salim Akdora çok bozulmuş olmalı ki, oturmuş bir mektup da o yazmış Uğur Mumcu'ya.. ''Faruk Güventürk’ün 27 Mayıs sabahı Bolu'ya gelip beni tesirsiz hale getirdiği iddiasi tamamen hayal mahsuludür'' diye başlayan ve ''27 Mayıs sabahı saat 5'de alarma geçtiğim, Valilik görevini üstlendiğim ve aynı gün Bolulular tarafından omuzlarda taşındığım herkesin malumudur'' diye devam eden..

    * * *

          Kitabı okurken o gece bizim evde yaşananlar geldi aklıma.. Polis cipinin eve getirdiği telgrafı, babamın, elindeki telgrafla, salon ve mutfak arasındaki gidiş gelişlerini hatırladım.. Her odada unutup bir tane daha yaktığı ''Birinci'' sigaralarını..

    * * *

           Her yer asker kaynıyordu ertesi sabah.. Tutuklamalar vardı.. Sokak aralarında üçlü timler halinde dolaşan askerler.. Şehir Sinemasında her filmden önce izlediğimiz “Düşükler Yassıada'da'' adlı propaganda filmleri.. Ve bataryalı bir radyodan aile boyu dinlediğimiz Yassıada Duruşmaları.. Mahkeme Başkanı Salim Başol'un her duruşma öncesi; “Sanıklar getirildiler, bağlı olmayarak yerlerine oturtuldular'' şeklindeki sözleri..

    * * *

           CİCİ ANNE..

            Geçenlerde Yılmaz Güneyi anlatmıştım.. Kutucuoğlu lokantasında olay çıkardığını aynalara ateş ettiğini falan.. O yazıyı okurken Ordulu Mustafa gelmiş benim estirikli arkadaşımın aklına.. Ordulu Mustafa'nın Kutucuoğlu Lokantasında yediği bir tepsi biber dolması gelmiş.. Hem onu söylemek, hem de beni 4 senede bir kutlayabildiği yaş gününe çağırmak için gelmiş.. 29 Şubat doğumlu olan ve onun gibi doğum gününü 4 senede bir kutlayabilen 35 bin 33 kişi daha varmış Türkiye'de..

       * * *

          ''Madem yazıyorsun, madem konu Şenel Sokak'tan açıldı, insan iki satır da Tahsin amca'dan bahseder’’ diyor.. ''Huri teyzeden söz eder'' diyor.. ''Mahallenin cici annesinden.. Ne bileyim, oğlu İlhami bey vardı der.. Profesör'dü der, Hat sanatçısıydı der.. Yazılmaz mı bunlar Allah aşkına? Bir 'Ekmek Teknesi', bir 'Bizimkiler' tadında hayatların yaşandığı sokaklardı oralar.. Üst sokakta Yandım Ayşe Abla, biraz ötesinde Boduç Arif bey; Lale Ahmet'in damadı.. Sakarya Okulu'nun bahçesinden tüm mahalleye yayılan çocuk sesleri.. Bahçede elindeki zili sallayarak dolaşan Mürvet Hanım''

    * * *

            YANGIN..

             Ordulu Mustafa vesilesiyle Karaçayır yangınının kimbilir kaçıncı versiyonunu dinledim bu arkadaştan.. Alev alev yanan evleri, Her yangına en önde giden ama sadece arsayı kurtarabilen İtfaiye aracını.. Karaçayır muhtarı Bedir ablayı, Bedir ablanın oğluna aldığı arabayı ve o arabanın sanatçı Oya Aydoğan'a hediye edildiği rivayetini.. “Vay anasını” dedim, içimden, ''biz kumda oynarken, millet ne işler beceriyormuş..''

          * * *

          Karaçayır yangını konusu açıldı mı, zillerin,kampanaların çalmaya başladığı geceyi hatırlarım ben.. Açılan bir kapak ve cilalı bir direkten kayarak inen itfaiyecileri.. Bir de ''Alev Kapanı'' (Backdraft) filminin dehşet sahnelerini anımsatan Karacasu yangınını.. Yangın sırasında kazan dairesine düşerek ölen İtfaiyeci Nafiz'i..

         * * *

         Kireç badanalı ağaçları olan çay bahçesi de var anılarımın arasında.. İtfaiyecilerin resmi kıyafetleri ile servis yaptığı İtfaiye Aile Çay Bahçesi.. Ve sayesinde bahçenin ''Aileye Mahsustur'' bölümüne girebildiğim çok eski bir arkadaş.. Ne zaman eski okul fotoğraflarında karşıma çıksa, bir Muhayyer kürdi şarkı dolanır dilime; ''O aşina bakışlar içimi deldi yine.. ''

           * * *

           KAPALI SALONDA..

           Fotoğrafın en sağındakini sordum; kadraja yarım girmiş olanı.. Tatarlar Mahallesinden Cemal’miş.. Cemal Yeler.. Nam-ı diğer Kaleci Turgay.. Yanında da Yanık Hayrı abi ile Koca Şeref.. Bir dönemin en renkli kişileri.. Üçü de Köy Hizmetlerinden.. Belki de o yüzden yanyanalar.. Arka sırada kolyeli, künyeli ve uzun saçlarıyla Gazanfer Arslanyürek..

           * * *

          Onun hemen arkasında Kamil Ağa.. Boluspor maçlarında her golden sonra sahaya attığı şapkasıyla hatırladığımız.. İkinci fotoğrafta da Muttalip Abat, Nejat Eratalar, Emin Palazoğlu, Ayhan Çelen var.. Hakeme bir şeyler anlatmaya çalışan da Akın.. Savcı Ömer Bey'in oğlu.. Bolu Lisesi maçlarında attığı basketlerle ünlü..

          * * *

          Ribauntlar, top sürmeler, bacak arası yapmalar.. Göbek Cengiz'in tribün desteği ve Bandocu Dom Ali'nin davul solo'su eşliğinde tabii.. Dom dom'un yanında Burhan Sümer, Ahmet Aksoy, Naim Öztürk.. Hepsi de rahmetli..

           * * *

           Gülümseten fotoğraflar.. Gülümseten ama, bir yandan da hüzünleniyor insan.. Bir fotoğrafa bakıyor; "aaa bu fotoğraf Ilıcanın bahçesinde çekilmişti'' diyorsun.. Başında arkaya ittiği kasket, ağzında külü uzamış sigarasıyla tenekeci Hulusi.. Belinde fişeklik, omuzdan çapraz asılmış fileli av çantası ile Büzcü Ali Kavas.. Ve yan masada Temel amca.. Bir ev oturmasında ''senin kuş ötüyor mu la?" diye sorunca kulaklarıma kadar kızarıp ne diyeceğimi bilemediğim.. Ne tuhaf, koca koca adamların mahallenin yeni yetmelerine kuşun durumunu sormaları vardı eskiden.. Kıs kıs gülerek sorup utandırmaları.. Sana ne elalemin kuşundan di mi? Tövbe estağfurullah..

          * * *

          BİTERKEN..

           Neyse.. 27 Mayıs, Karaçayır yangını filan derken epey uzattık.. Aslında yazının makbulü kısa olanıymış.. Uzun ve karmaşık cümleler kurulmadan yazılanı.. Bu konuyla ilgili Mark Twain’in bir mektubundan bahsedilir.. Mektubun sonunda, “kusura bakmayın kısa yazacak kadar vaktim yoktu” dediğinden.. Bir de Dostoyevski'nin kardeşine yazdığı mektup var.. O mektupta ''Romanım hazır, bir yazması kaldı!" demesi.. Ee, boşuna Dostoyevski olunmuyor tabii.. Boşuna yüz elli yıldır okunmuyor adamın kitapları..

          * * *

          Neyse, bugünlük bu kadar.. Kendinize iyi bakın.. Her şeyin başı sağlık.. Yalan yok, ben ''Yaşlanduk artuk hemşo'' diyen bir dost mesajından sonra biraz korktum.. ''Vallaha depen aşşa gidivörsün! diye uyaran.. Hoşça kalın ..

            Erdoğan MÜHÜRCÜOĞLU 06.03.2020

     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak