Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Kaz adımı.. Majör.. Meclis.. Hayat budur..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    3 Mart 2016

         Kaz adımı.. Majör.. Meclis.. Hayat budur..
          Hep en keyifli yerinde kopar film nedense.. En olmayacak zamanda ve en olmayacak yerinden.. 
    * * *
         Fantom uzuv sendromu.. İnsan bedeninin en çok merak edilen sırlarından biri.. Kaybedilen bir kolun, ya da bacağın 'varmış gibi' ağrımaya devam etmesi hali.. Bir kolunuzu kaybetmişsiniz ama, olmayan o kolunuz hala ağrımaya devam ediyor.. Bugün okudum, 'eli kulağında' diyor doktorlar.. 'Çalışmaların sonuna geldik, yakında bu sorunu kökünden çözmüş olacağız..
    * * *
          Pekii.. kaybedilen bir dost, bir evlat ya da bir eşin yürek sancısı n'olacak? Bir gün buna da çare bulabilecek misiniz? Unutturabilecek misiniz onların acısını? Sağ kalanları, hayatta olanları koyabilecek miyiz gidenlerin yerine? Teselli bulacak mı yüreklerimiz..?
    * * *
          Allah'a isyan gibi olmasın da valla geldi mi peş peşe geliyor.. Ülke olarak yaşadıklarımız yetmezmiş gibi bir de her gün bir tanıdığı kaybediyoruz.. Remzi, Kenan falan derken en son Nadir Abi'nin haberi geldi.. Bu yazıyı yazmaya başlarken de Necip Bey'in eşinin.. Araştırmacılar, hiçbir acının bir kişinin 'eşini kaybettiğinde yaşadığı acı kadar' ağır olamayacağını söylüyor.. Geride kalan eşin keder, yalnızlık ve belki de suçluluk duygularıyla boğuşmak zorunda kalabileceğini..
    * * *
          Okul bandosu ile ilgili bir yazımdan sonra tanışmıştık Nadir Abi'yle.. 'Cahit Sinan, Saip Garipoğlu ve Zekai Bey' diye başlamıştım o yazıya.. Milli bayramlar dendiğinde onların merasim yürüyüşleri gelirdi akla diye.. Özellikle de protokol tribününün önünden 'kaz adımı' ile geçişleri.. İnsan doğasına aykırı, akıllara zarar bir yürüyüş şeklidir kaz adımı.. İki dakika yürür: ama bir haftada kendine gelemez insan.. 
    * * * 
          'Düşünün' demiştim 'Bando'nun önünde Saip Hoca var.. Bacaklar kalçadan havaya kalkarken, ayak tabanları yere 'şap, şap, şap' vuruyor.. Karın içeri çekilmiş, göğüs ilerde.. Tam Valinin hizasında başını 'tak' diye çevirip protokolü selamlıyor Saip Hoca.. Bir kaç adım sonra yine başını tak diye çevirip 'uygun adım'la devam ediyor.. Hele İlkokul öğretmenlerine ne demeli? Takım elbise giyilmiş, kravat takılmış, kan-ter içinde.. Asker tamam, yürüsün ama; binlerce insanın önünde öğretmen biraz garip kaçıyor..
    * * *
           Bu yazıdan hemen sonra arayınca, tamam dedim, herhalde kızdırdık Nadir Abi'yi; sitem edecek.. Yanılmışım.. Kim olduğumu, kimlerden olduğumu merak etmiş, öğrenmek istemiş.. En son aradığında da 'Dostum' demişti 'Saip Abim sağlığına kavuştu, sana da selamı var..! Düşündüm de; şu hayat bilgisi ne ağır dersmiş be hocam..!
    *
          Şu hayat bilgisi ne ağır dersmiş be hocam 
          Düşündüm, kararlıyım; 
          Ben adam olamıcam! 
          Düşlerimden geçenleri kitaplarda bulamıcam.. 

            MAJÖR.. 
           'Ben de Bando'daydım' diyen bir arkadaşla buluştuk. 'Bizim Majör Dom Ali'ydi' diyen bir arkadaşla.. Daha sonra Majör'lüğü kimseye kaptırmamış Dom Ali.. Her yeri sahiplenmiş.. 'Bu Bondo'yu ben kurdum bile demiş zaman zaman.. 'Merasimlerde elindeki asa'yı sağa sola sallıyor, arada bir havaya atıp, bir kaç takla attırdıktan sonra tekrar yakalıyor.. Kalıplı da bi adam.. Kızların gözü üzerinde.. 6 Edebiyat'ın özellikle.. Seninki yok aralarında merak etme.. Seninki erkenden kocaya gitti..'
    * * *
           'Yalan yok havaya fırlattığı asa bi daha geri gelmese diyoruz içimizden, ağaca mağaca takılsa.. Ya da 'avucunda çevirirken' elinden düşürüp rezil olsa.. O bando'da Remzi Evren'in Abi'si Mustafa vardı, İbrahim vardı, Basri, vardı, Mürşit vardı.. Ahmet Uslu, Sabri Fırat, rahmetli Keçi Taner vardı.. Haluk Günceoğlu, Naim Öztürk.. Sonra; Deve Erkan, Tingilli Uygur, Selim İnsel, Necip Yirmili, Erdal Ortaç.. Kıbrısçıklı çocuk; burnuyla kaval çalan.. Hasan Fehmi miydi neydi..? 
    * * *
           'Hiç unutamadım' diyor bu arkadaş 'son gittiğimde o kızlardan birinin cenazesine rastlamıştım.. Arkadaşları ve kalabalık bir cemaat vardı Cami'nin önünde.. Ve tabutuna kapanıp dakikalarca ağlayan bir çocuk; kardeşiymiş.. Lefter bile vardı o gün..Ya Lefter ya Naci Özkaya.. Yalan olmasın..
    * * *
          Ve Mehmet Ağar.. İlkokulu Gölyüzü'nde okumuş 'mahalleden tanırım onu da' diyor.. Fırkada donmuş havuzun üzerinde az mı kaydık arkadaşlarla, az mı yuvarlanmadık havuza hep birlikte.. Bacaklarımızın arasında çomaktan atlar, belimizde mantar tabancası.. Ayağımızda havuza daldırıp yürüdüğümüzde 'gorç gorç gorç' sesler çıkartan o zamanların en fonksiyonel ayakkabıları.. Havuzları, anıtsal merdivenleri, akasya ağaçlarıyla Fırka..
    * * *
           'Hatırladın mı? diyor 'senin odanda Esen Püsküllü'nün, benimkinde Özcan Tekgül'ün posteri vardı.. Yeni Sinema'dan gece yürüttüğümüz afişlerden.. 'Hatırlamaz mıyım' dedim.. 'Güdükler'in oradaydı eviniz.. Vahap Tuncer'in, Eczacı Hilmi beylerin arka sokağında.. 

           MECLİS..
           Düşünüyorum da; İnsanlık tarihinde az rastlanır bir belanın içine düştük biz galiba.. Akşam kim bilir hangi haberlerle yüreklerimiz dağlanacak yine.. Hangi şehit haberlerinde gözlerimizi kaçıracağız gözlerimizden.. Bir kaç gündür bütçe görüşmelerini izliyorum.. Kavga, döğüş, ne ararsan var.. Hele bir kaç vekil var, onlar çıkınca yan komşu 'seninki çıktı' diye duvara vuruyor.. Dizi mizi yok artık, boş verdik.. Rahmetli Nuran'ın oğluna bakıyoruz ara sıra.. Sarp'a..
    * * *
           Aslında mecliste kavgalı gürültülü oturumlar her dönemde vardı.. Bir yerde okumuştum; rahmetli Kadir Kocaeli; kavga çıkarda yetişemem diye, hep ön sıralarda otururmuş.. Hatta onun Isparta milletvekili İsmail İlhan'ı dövmesi var.. Sağ sol kroşe ve aparkatlar dan sonra uzun süre kendine gelememiş İsmail İlhan.. 
    * * *
           Bir arkadaşım aradı.. Baktım Erkan; Lütfi Erkan Gökce.. Sohbet ettik biraz.. Havadan sudan konuştuk, Bolu'da yeni yapılan Termal kasaba'yı anlattı.. Gözlerine inanamazsın' diyor 'Bildiğin bi tatil köyü..' Yener Abi'yi sordum..'İyi' dedi 'biraz rahatsızdı ama; şimdi daha iyi..'
    * * *
           Yener Abi...'Benim en sevdiğim şarkı 'Gönlümün ezhar içinde gül gibi dildarı var' diye başlayan şarkıdır' diyordu bir yazısında.. ve o şarkıyı Bolu Türk sanat müziği korosu bir konser sırasında 'jest olsun' diye okumuş Yener Abi'ye . Sonra o şarkının ve onun gibi yüzlercesinin bestekarı Fehmi Tokay geldi aklıma.. 'Benzemez kimse sana- Geçti bahar hazan erdi bu yerde- Tutam yar elinden tutam' şarkılarının bestekarı..
    * * *
           Bolu'da Nafia Müdürlüğü'nde çalıştığı 1920'li yıllar.. Kendisi gibi Bolu'da görevli Saray'ın Mızıka-i Hümayun hocası Hafız Sadık Bey'le olan arkadaşlıkları.. Arasta esnafıyla kurduğu dostluklar.. Onlara şarkı söylemeyi, ilahi okumayı öğrettikleri Bolu geceleri.. Cılız ışıkların aydınlattığı arasta sokaklarından yükselen 'düm teka, düm tek' sesleri, 'Failatün failatün failün' ler.. 
    * * * 
         Hayat budur iç iç kudur 
         Giy kefeni ser malını.. 
         Gör ebenin vietnamını.. 
    *
          'Yapma be İsmail abi' dedim 'tam kapatırken bari yapma şunu.. Bak, pisikolocilerimi bozdun.. 'Ne var bunda? diyor 'hayatla ilgili bu da.. benim hiç mi katkım olmayacak? Sen yaz..! Bişey olmaz..! 
              Hoşça kalın..

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak