Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Sultan Hamamı.. Cıba Dayı.. Göbek taşı..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    25 Haziran 2013


          Anneannemin bir tarihte Bolu'da Hamam çalıştırdığını anlatmıştım. O yüzden biz hamam konusu duyduk mu hemen kulak kabartırız. Bugün de öyle oldu, böyle bir sohbete denk geldim. 'Kırklanma' konusunu konuştuk arkadaşlarla. Siz hiç hamamda adına 'Kırklanma' denen bu uygulamaya, bu ritüele rastladınız mı? (konuya 'pat' diye girdik ama, artık acemiliğimize verin.) Ben birkaç defa kadınlar hamamında buna şahit olmuştum. Hamam sefasının sonuna gelindiğinde son kez yıkanıp çıkmak isteyen kişi, musluğun altına tuttuğu hamam tasına diğer eliyle kırk defa vurur ve sonra da tastaki suyu başından aşağı döküverirdi. Kırklanma böyle bir şey. Bu kırklanmaya benzer bir şeyi de 'gavurlar mahallesinde oturan gayrimüslim kadınlar ılıcaya gittiklerinde yaparlarmış..
    ***
         Harharlıktaki küçük havuzu ılık suyla doldurup havuza bir defa girip çıkarlarmış. Su dolu havuza girip çıkma işine de "gulleytin" derlermiş. Eskiden rahmetli babaannem 'Şeref hanım' anlatırdı bunları. Daha neler neler anlatırdı sigarasını 'püfür püfür' tüttürürken. Günün birinde bunları size anlatacağımı bilseydim can kulağı ile dinlerdim kadıncağızı. Ama, konumuz şimdi o değil. Bir de bu 'Gulleytin'i yanlış telaffuz etmiş olabilirim, ona benzer bir sözdü anlayacağınız. Hemen 'Mahna'bulmayın yanlış yazdım diye..
    ***
         Benim toplumda ayrımcılık yapıldığını ilk fark ettiğim yer Sultan Hamamı olmuştur.. Orada görüp anlamıştım bu tür yanlışlıkları. Hatırlayanlar olacaktır mutlaka; hamamın içinde küçük küçük soyunma odaları vardı. Giriş yerine en yakın olan birkaç odayı içeri girip çıkarken üşümesinler diye itibarlı müşterilere verirlerdi. Hatta o bölümleri sonradan tanıdık biri gelir diye boş olarak bekletirler bir bahane uydurarak kimselere vermek istemezlerdi..
    ***
         Siz hiç göbek taşında başınızın altına hamam tasını koyarak yattınız mı? Ben yattım. Soğukluktan geçerek yıkanma bölümüne girdiğinizde ortada mermerden bir göbek taşı vardır ya, işte orada. Gerçi bizim gibi yeni yetmelere orayı kaptırmazlardı ama ben yine de yattım. Hamamda benden başka hiç kimsenin olmadığını anladıktan sonra uzanıverdim hemen..
    ***
         Bir seferinde de Bolu'nun ünlü simalarından 'Cıba dayı' ve o sıralar Boluspor'a yeni transfer olan 'Gediz' isimli biri vardı, üçümüz kalmıştık hamamda. Öyle bir sohbete dalmıştık ki, hala unutmam.'Cıba' nın anlattığı Kore anılarını da şaşkınlıkla dinlemiştik hamamda. En sonunda da "Lan!" demişti, "taa dünyanın bir ucuna savaşa gittik, Kore gazisi olduk, bi madalya ile işi bağladılar, ondan sonra da unutulduk gittik! Hiç kimse çıkıp da Mustafa halin nedir, ne yapıyorsun nasıl geçiniyorsun? diye bir sefer bile olsun sormadı; ben böle kaderin ta bilmem neresine!." diye sitem etmişti.. Hatta bir ara coşmuş 'Gizli aşk bu' şarkısını bağıra, bağıra söylemiştik koro halinde..
    ***
        Haksız da değildi yani. Cıba, aşağı yukarı hepimizin tanıdığı bir adamdı. Ne iş yaptığını pek bilmiyorum ama, gıcırdaklı yumurta topuklu, ökçesine basılmış ayakkabıları ile ana caddede ceket omzunda ve bir omzunu da hafifçe öne eğerek yürürdü. Elinde şıkır şıkır çevirdiği tesbihi de mutlaka olurdu. Bir sabah bu yaşlı Kore gazisini şehrin tam göbeğindeki barakasında, yoksulluk ve sefalet içinde yaşarken, yatağında soğuktan donmuş olarak buldular. Yastığının altındaki madalyası ile birlikte..
    ***
         Bazen sizin de 'heyhey' leriniz gelir "çekip gitsem bir yerlere!" dediğiniz anlar olur mu?. Ama bildiğimiz gitmelerden değil benim bahsettiğim. Hiç arkanıza dönüp bakmadan, 'şarkıdaki gibi' en küçük bir şey, bir çöp dahi almadan yanınıza. Sadece belki bir defter bir kurşun kalem alıp da mesela, belki de çoktan ölmüş babanızın gözlüğünü, 'muhtar çakmağı' nı alarak hatıra olarak.. Bir tek onları alarak yanınıza.. Yok yok, birkaç fotoğraf, bir küçük tespih de olsa.. Alsak ve gitsek..
    ***
         Issız da bir yer ayarlasak kendimize.. Kimsenin ayak basmadığı, kimsenin bizi bulamayacağı. Olmaz ya, hayal işte benimkisi. Etraf yemyeşil olsa, birde yağmurdan sonra toprak bir tuhaf kokar ya, öyle koksa her taraf.. kıkır kıkır gülsek. Sonra kendimizi tutamayıp kahkahalara dönüşse kıkırdamalarımız. Yalınayak başı kabak olsak. Birden okuma yazmayı, hesap yapmayı da unutuversek. Nasıl?..
    ***
         Televizyonda bu akşam bir belgesel izlerken aklıma geldi, şöyle bir düşündüm. Mesela bir gün ansızın yok oluversek? 'Pat'diye bir ses duyulsa ve biz dünyaya hiç gelmemiş gibi olsak, yani varken birden yok oluversek, insanlar acaba fark ederler miydi bizim yokluğumuzu?
    ***
         Evet gerçekten ne olurdu dersiniz? Vay anasını Tüh be! Derler miydi? çevremizi etkiler miydi ortadan kayboluşumuz.. 'Kökez içmişler Grubu' arar mıydı acaba nereye kayboldu bu herif ? diye. Böyle de soru mu olur canım! tabii ki en yakın çevrenizden başlayarak herkes etkilenirdi. Ağlayanlar yas tutanlar olurdu. Yokluğunuzun yedinci ve kırkıncı günlerinde bir araya gelip Kur'an okuyanlar, mevlit okutanlar, resmi işlemler, defin ruhsatı, veraset ilamı falan filan bir sürü iş.. Veraset ilamı, vekaletname deyince de hemen aklıma Çanakkale geliyor. Ne alaka?..
    ***
        Ama ben onu demiyorum ki yaren! Beni de şaşırttınız! Ben başka bir şeyden bahsediyorum.. Ben diyorum ki, bizim ortadan birden yok oluşumuzu şahıslar değil, "Evren' hisseder miydi ? onu diyorum, 'Evren' bizim ortadan kayboluşumuzun farkına varır mıydı?
    ***
         Ne Kenan Evren'i be kardeşim ! İki Dakka bi ciddi olun ya ! hemen işi sulandırmayın.. Ben Evren derken 'Kainat' diyorum yani. Sizin kaybolup gidişinizi yok oluşunuzu hisseder miydi? Daha doğrusu benim izlediğim belgeselde 'hiç var olmasaydık ne olurdu'? diye bir soru soruluyor ve cevap olarak 'hiçbir şey! Hayat insansız da devam eder giderdi! deniyor..
    ***
         Milyarlarca insan, milyarlarca hayat yaşadı ve çekti gitti bu dünyadan deniyor, bazısı fark edildi bazısı ise fark edilmedi.. Kimi sefalet içinde yaşadı, kimi ise Sibel Can'ın şarkısındaki gibi şah oldu padişah oldu. Padişah deyince de hemen Bolu'da 'Padişah lakaplı biri vardı o geldi aklıma..Borazanlar mahallesinden. Bir dahaki sefere onu anlatayım bari, zaten konu bulmakta sıkıntı çekiyordum, iyi oldu bu..
    ***
    Evet ne diyorduk? Kimi şah oldu kimi padişah oldu ama bizim yaşlı dünyamız bunu hiç hissetmedi, fark bile etmedi.. Her şey otomatiğe bağlanmış gibi, ay, güneş, yıldızlar, sistemler, galaksiler falan filan, herşey işinde gücünde oldular hep. Bugün bir yerde gördüm, şöyle diyor yazar; 'Bahçemde birkaç gündür bir kuş ötüyor, cinsi nedir bilemiyorum. İnsana yaşama sevinci veren, "hayat ne güzel şey be kardeşim" dedirten bir sesi var. Herhalde dakikalarca hiç usanmadan dinleyebilirim! ve devam ediyor 'Ama ben tam böyle düşünürken şeytan dürttü, aklıma bir yerde gördüğüm karikatür geldi, ben "kuş sesleri ne güzel" falan derken, bu güzel kuş kendi dilinde bana ana avrat dümdüz gidiyor olmasın?. Olur mu olur..'
    ***
        Siz 'bütün bunlar deli saçması! deyin bakalım.. 'Zaten kendisi de söylemişti, mahallesinin yüzde bilmem kaçı 'terelelli' imiş! deyin durun. Yok! biz bu konuyu kapatalım en iyisi. Biraz önce kahve içmeye çağırdığım 11 numarada oturan Yılmaz abi de öyle dedi. Ben içeri girip çıktıkça, açık duran bilgisayardan yazdıklarıma göz atmış 'Bu konudan bi şey çıkmaz komşu! dedi. Yazdıklarını okuyan bir kaç kişi toplamışın başına, bari onların kafasını karıştırıp kaçırma !..

                                                           

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Masa Sandalye Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak