Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Bolu'da köleler.. Medyum.. ve diğerleri..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    13 Eylül 2013


         Şunu öğrendim bu hayattan, daha doğrusu bir sürü şey öğrendim de, şunları daha çok öğrendim; her şeyi oluruna, akışına bırakacaksın kardeşim, ama ne olursa olsun.. Hiç bir şey için düşünmeyecek kafa yormayacaksın, kimseyi çok fazla sevmeyecek, eğer olmuyorsa sevdiğini belli etmeyeceksin.. Sevmek birilerini, birşeyleri, fazla önemsemek ciddiye almak seni üzer, yıpranır yorulursun.. Ne kadar aptal ayaklarına yatar kimseyi umursamaz, değer vermez gibi görünürsen o kadar güçlüsün sağlamsın.. Ve duygularını zafiyetlerini ne kadar saklar, 'yumuşak karnını' ne kadar belli etmezsen, o kadar kıymetlisin o kadar ulaşılmazsın..
    ***
          Sen dosdoğru bir adamsın diyelim, kimin umurunda? Bir sefer, ama tek bir sefer hata yap, yanlış yap, gör o zaman nasıl 'cas cavlak' ortada kalıyorsun, nasıl Çetin Altan'ın hep dediği gibi 'iğneli fıçılarda yuvarlanıyorsun'.. Derinliği olan bir adamsın sen öylemi? Geç onları.. 'Sığ' adam olacaksın 'sığ! ayak bileğini geçmeyecek derinliğin. Üzüntülerini, hayal kırıklıklarını; gülümsemelerinin, tebessümlerinin içinde kızılcık şerbeti örneğindeki gibi saklayacaksın. Hatta saf saf sırıtacaksın çevrene bakarak.. soranlara, ' İyiyim! diyeceksin, hatta 'bomba gibiyim! herşey yolunda!..
    ***
          Bu sabah ne oldu? Evde bu sıralar yalnızım ya! Kahvaltı için bir kaç apartman ilerideki fırından simit poğaça gibi şeyler alayım diye düşündüm  "kendime bir ziyafet çekeyim!" çöpü de atmak için aldım yanıma, çektim kapıyı çıktım. "Allah kahretsin!.." Ne olduğunu tahmin ettiniz mi? Anahtarı içerde kapıda unuttum.. Delirecem! Aç karnına sabah sabah bu olur mu? Kimseden de yardım isteyememe gibi bir durumum vardır benim.. Alt katta oturan bir amca var; Benim ona 'amca' deyişimden yaşını tahmin etmişsinizdir belki; en az 90 yaşında 'pörsük' amca.. Ama yüzüne demiyoruz tabii 'pörsük' diye.. 'Pörsük' ismini komşular levent Kırca'nın bir tiplemesinden dolayı takmışlar..
    ***
           Ona rastladım ve anlattım durumu. Belki yardımı olabilir diye. Adam diş teknisyeni ve hala bu yaşında bile evinde dişçilik yapıyor. Onda alet edavat çoktur, kapıyı açmama yardımcı olabilir falan diye düşündüm. Pörsük bırak bana yardım etmeyi, anca akıl veriyor "Küçük notlar yazıp göreceğin yere asacaksın! Evden çıkmadan önce sokak kapısının koluna havlu mavlu gibi bir şey asacaksın ki, gördüğünde şak diye hatırlayasın! Veya saati ters koluna tak çocuğum!" diyor bana. Ben yaştaki adama, 'çocuğum' diyor adam, gülermisin ağlarmısın.. 'El, elin eşeğini ıslık çalarak ararmış' diye bir atasözü var ya; Pörsük amca o atasözünü anımsatırcasına bir de fıkra sıkıştırıyor araya..
    ***
          Gökdelenin asansörü bozulmuş. İki arkadaş ellinci kata kadar merdivenleri çıkmak zorunda kalmışlar, her katta vakit güzel geçsin diye çok komik bir fıkra anlatalım demişler. Tam kırkdokuzuncu kata gelmişler ki, bir tanesi "Şimdi aklıma geldi demiş, fıkraların en kralını anlatacağım sana! Kapının anahtarı aşağıda arabada kaldı!"
    ***
          Osmanlı dönemindeki Bolu ve yine o dönemdeki gündelik yaşam herkesin çok iyi bildiği bir konu değil galiba, onu anladım bugün.. Adamın birisi bir laf etmiş Benjamin Franklin; 'Bir kölenin en fazla arzuladığı şey, köleliğinden kurtulmak değil, kendisine ait bir köleye sahibi olmaktır' demiş. Buna benzer bir şey demiş.. Ulan dedim bi bakayım bakalım ne demek istemiş bu adam. Başladım karıştırmaya bir uçtan daldım öbür uçtan çıktım. Çıka çıka nereden çıksam beğenirsiniz? Bizim şanlı Bolu'dan.. Anonim bir deyişe de rastladım, bütün Anadolu'da yaygın olarak söylenen ve ne yazık ki galiba bir tek benim duymadığım..
    Şalvarı şaltak osmanlı
    Eğeri kaltak osmanlı
    Ekende yok biçende yok
    yiyende ortak Osmanlı ..
    (Burada "kaltak" kelimesinin orta kalınlıktaki semer demek olduğunu 'şalvarı şaltak'ın anlamının da 'şalvarı bol, geniş' demek olduğunu yazalım da yanlış anlamalara meydan vermeyelim)
    ***
          Vay anam vay! vallahi yeni duydum.. Osmanlı dönemindeki köleleri ve kölelik sistemini araştırırken karşıma Bolu'da 1699-1718 yılları arasında ölen insanların kalan mirasları ve malların paylaştırılması sırasında tutulan kayıtlar çıktı.. Bu kayıtlarda 'miras' içinde en fazla yekün teşkil eden de inanmayacaksınız ama köleler.. Bolu'da çok sayıda var bu köleler'den..
    ***
         Şimdi nasıl trafik tescil dairesine arabanızın kaydını yaptırıyorsunuz ve arabanızın fiyatı üzerinden vergi ödüyorsunuz; Köleler de benzer şekilde kayıtlı ve hepsinin kaç para ettikleri yazılı bir yerlerde.. Adamın biri öldü farzet, malları taksim edilirken bir kilim 5 kuruş, bir sürahi 3 kuruş, bir köle (atıyorum) 10 kuruş diye mirasçılarına taksim ediliyor..
    ***
         İlk rastladığım kayıt; Akpınar mahallesinden Hacı Mehmedi'ye ait, bıraktığı mirasta 80 kuruş değerinde 'Eyvan' adında bir de sağır köle'si var. Bu kişinin bıraktığı miras toplamı 400 kuruş, önemli bir para.. Köle sağır olduğu için fiat biraz düşük. Yine Hoca Bey mahallesinde ölen Ömer Çelebi'nin 'Kenan' isminde kayıtlı bir kölesi var, o da 60 kuruş değerinde. Bu kişinin bıraktığı miras toplamı da 453 kuruş..
    ***
             Ama Kasaplar Köyü'nde bir abi var vallahi adam futbol takımı kurmuş gibi.. Hacı Mustafa abimin iki tane Şahin isminde kölesinin yanında bir de Vasıl, Şahbaz, 'Yusuf' isimli köleleri var. Ayrıca bir de 'Gülistan' adında cariyesi, yani kadın kölesi var.. Erkek kölelerin toplam fiatı 120 kuruş iken, Gülistan'ın değeri tek başına 90 kuruş.. Artık siz düşünün Gülistan'ı, hayalinizde bir canlandırın.. Mirasın toplam değeri 1491 kuruş ve bunun 560 kuruş'luk dilimi bu kölelerin fiyatı olarak belirlenmiş. O gün için aynı köyde, iki odalı, üç ambar, iki aded ahır ve iki adet samanlığı olan bir evin fiatı 100 kuruş.. Artık Gülistan'ı siz bence bi daha düşünün..
    ***
          Size hep, 'bu Karaçayırlılar'a dikkat edecen arkadaş demiyormuyum? Sen bak şimdi ! Karaçayır Mahallesi'nden Berber Kör Ahmed'in bile mirasında ellişer kuruş değerinde Yusuf ve Davud adlı köleleri var. Berber kör Ahmet'in miras toplamı da 505 kuruş olarak geçiyor kayıtlarda.. Bu kör berbere de kim traş olurdu o zamanlar merak ettim doğrusu.. Şimdi ismini yazacağım bir köle var, ben ona çok acıdım gerçekten. Bu köle 'Müslim amca' çok yaşlı olduğu için değeri beş kuruş, o da Karaçayır'daki evlerden birinde..
    ***
          Karaköy'lülerin o kadar çok köleleri var ki, ben bile yazarken karıştırıyorum. Bu köyde ikamet eden Seyyid Ahmed Bey'in oğlu Mehmed Bey diye biri var, bu ailenin 130 kuruş değerinde Yusuf ve Semen ile 50 kuruş değerinde İvaz, 90 kuruş değerinde Hüseyin ve 60 kuruş değerinde Maksud adlarında erkek köleler ile 60 kuruş değerinde Şakire, 130 kuruş değerinde Kahraman ve 100 kuruş değerinde Demirhan, 150 kuruş değerinde Gülistan adlı cariyeleri ayrıca 50 kuruş değerinde bir de Arab köleleri var. Buradaki miras toplamı 4207 kuruş olurken, kölelerin toplam değeri 960 kuruş'a tekabül ediyor..
    ***
          Eee her yerde varda Tabaklar Mahallesi'nde köle yokmu? Orada da var tabii ki, hem de çok. Hepsini buraya bu yazının içine sığdıramayacağım için özet geçiyorum. Bir tane örnek olarak gösterecek olursak; Tabaklar Mahallesi'nde ölen Hacı Mehmed Ağanın bıraktığı mirasta 143 kuruş değerinde bir köle'yi ve 80 kuruş değerinde Hasan isminde bir başka köleyi görüyoruz..
    **
           Bu çalışma 1699-1718 yılları arasında Bolu'da yaşayan insanların, ekonomik durumları ve hangi yatırım araçlarına yöneldiklerine dair fikir vermesi için yapılmış bir çalışma.. Yani lafı eğip bükmeden söyleyecek olursak, dörtyüz yıl önce Bolu'da ve bütün Anadolu'da kölelerin yatırım aracı gibi görüldüğünü gösteren bir çalışma..
    ***
           Şimdi geçmişe yolculuk yapmak mümkün olsa en az dört yüz yıl önce Bolu'da yaşamış bu insanları gidip görmek, onlarla sohbet etmek istemez miydiniz? Acaba bugün konuştuğumuz dil ile anlaşabilir miydik onlarla? Şöyle bir hayal etsenize; gitmişsiniz yanlarına, soruyorsunuz onlara, eskiden ne yerdiniz ne içerdiniz. Ovmaç çorbası biliyorlarmı, keşli cevüzlü! makarna yerlermiymiş mesela? Geçenlerde anlattıydım; Benim burada Bolu'lu bir hemşerim vardı ya hani; Şinasi, o diyor ki; ohoo ölme eşşeğim ölme! diyor 'sen zaman makinasi icad edilecek diye bekleyeceksin, sonra dörtyüz sene önceye gidip Bolu'luları ziyaret edecez! Çok alem adamsın be abi ! diyor..
    ***
          'Ne gerek var! diyor bırak onlar bizim ayağımıza gelsinler! "Nasıl olacak?" dedim, "nasıl gelecek adamlar?" "Gideriz bir Medyum'a, onlar ruh çağırma seansları falan yapıyorlar. Ne makinaya gerek var ne de başka bir şeye." Vallaha ne yalan söyleyeyim kafam yatmadı değil. Sonunda Marilyn Monroe' yi de getirtiriz deyince dalga geçtiğini anladım sulu herif'in.. Medyum deyince de ne aklıma geldi biliyor musunuz? onuda anlatayım bari oldu olacak..
    ***
          Ben Bolu'dayken, Düzce'de 'Şakuş' diye bir yer, ve orada çok meşhur bir Medyum abla vardı. Bu abla ruh çağırıyormuş. Bu tip şeylere pek inanmam.. Pek inanmam ama yine de biraz tedbirli davranırım. Her yerde uluorta "böyle şeylere inanmıyorum" demem. Ne olur ne olmaz, cin min işi pek şakaya gelmez. Fakat bu abla çok ünlü, üniversiteli çocuklar mı dersin, milletvekili adaylarımı dersin, sınavları olanlar, evde kalmış kızlar mı dersin hepsi orada kuyrukta bekliyorlar..
    ***
          Bolu'da fotoğraf stüdyosu olan bir arkadaşım vardı; Neco!.. Kendisi karanlık odada film banyo ederken dükkana gelen biri onun çok değerli kamerası'nı 'yürütmüş'. Bizim Neco kafaya takmış illa "Şakuş'a medyum'a gidelim bulsun benim kamerayı diyor." Akıla bak! yuvarlak kafada sivri zeka.. Belki bir saat nutuk çektim "lan kerizlik yapma oğlum! Bi sürü yol gidecez, para verecez" filan diye. "Bana mani olma Erdoğan, sen gelmesen de ben kendim gidecem" diyor.. Kırarmıyım onu hiç! Fizan'a dese giderim..
    ***
           O da beni kırmaktan çekindi herhalde, çok hassas biridir zaten (Bolu'daki fotoğrafçı esnafı tanır) istersen burada böyle zaman kaybetmeyelim çıkalım hemen! diyor ve ekliyor "vizitesi kaç para acaba? rezil olmayalım!." Sen yandın lan! falan dedim ama, arkadaş belası işte, gittik. Aslında adını da biliyordum kadının, şimdi aklıma gelmedi. Oradaki bekleyenleri görünce düşündüm de "Ulan bunlar hepsi üniversiteli insanlar, içlerinde iş adamları, bürokratlar falan da var, bunlar bunu yaparsa, 'yuh!..'" Bir zamanlar kadının kapısına Deniz Gezmiş'in ruhuyla konuşmaya gelen delikanlılar bile olmuş, orada anlattılar..
    ***
         Bu medyumluk da iyi bir sektör ha, vergisi yok, algısı yok. Bizim millet de yasak masak dinlemiyor arkadaş, ben devlet olsam var ya; atarım oraya bir yazar kasa "öde lan vergisini!" derim, madem çok meraklısın.. Hatırlamıyorum, geçmiş gün; kadın yüz istediydi arkadaşım elli'ye bağladıydı işi galiba.. Kadınla hemşeri çıktılar biraz da ondan herhalde.. Neyse Bolu'daki kölelerden başladık 'Şakuş' Köyü'ndeki medyuma kadar geldik.. Sonuç olarak medyum kaybolan bu çok değerli kamerayı kimin çaldığını söyledi.. Sonra? "Sonrasını söyler miyim! Sonrası çok karışık!.. Çadır sonradan çok karıştı! Yani.."
           Burada artık bitirelim bari, uzattık gittik yine.. Hadi hoşça kalın.

                                                                    
    KAYNAKÇA
    Bolu Şer'iye Sicilleri (BŞS) 
    842  1111-1114 (1699-1702) 
    843  1114-1116 (1702-1704) 
    844  1116-1119 (1704-1707) 
    845  1119-1122 (1707-1710) 
    846  1129-1130 (1717-1718) 
    848 1145-1146 (1732-1733)
    Boludaki esirler ile ilgili konunun kaynakçası..

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak