Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Anılar.. Boyacı.. Oyun bozan.. Balta.

Erdoğan Mühürcüoğlu

    14 Mart 2018

          Anılar.. Boyacı.. Oyun bozan.. Balta.
           Geçen gün bizim Şuayip aradı Bolu'dan.. 'Panayırda sigaralara halka attınız mı hiç' diye soruyordun ya' diyor.. 'Hani kızına aşık olduğun şalvarlı bir kadını anlatıyordun.. Kadın kaptırdığı sigarayı kurtarabilmek için bir sıra halka daha tutuşturmaya çalışıyordu eline.. Biz de oradaydık biliyor musun? Sen fark etmedin bizi.. 
    ***
          'Hani 'zincirli' de bir adam musallat olmuştu da sana, havada yakalayıp tekmeleyince sen fırıl fırıl dönerek boşluğa uçuyordun çadırların üzerinden.. 'Şimdi seni Heser'e (Hisar) postalayan korkma ağanın' diyordu adam.. 'Seni şimdi Dadıc'a gönderiyan, Çakmaklar'a gönderiyan, Garacasu'ya gönderiyan ! 
    * * *
            Biz de oradaydık biliyor musun? Üç kişiydik biz.. Ruhi abi, ben ve tornacı çocuk.. Ah güzel Erdoğan abim benim.. Ruhi abi'yi yazdın ya, ağlattın beni.. Bir şiir vardı onu hatırlattın bana.. 'Bir mendil niye kanar? diye bir şiir.. 'Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar' diye..
    * * *
            Bir mendil, sahibi veremse kanar Erdoğan abi.. Diş değil, tırnak değil; ama kanar.. Hani Dilber hanımlar vardı sizin sokakta oturan.. Hani Recep Heybeli uğrardı evlerine sık sık.. Yanında Dispanser'in hademesi olurdu.. Elinde ilaç torbası, yiyecek içecek malzemeleri.. Bilmezlikten gelme be Erdoğan Abi.. Peki Ruhi abi'nin annesini hatırladın mı? Beratiye teyzeyi? Yaa, gördün mü bak.. Ah güzel Erdoğan Abim benim..
    * * *
           .Bolu ile ilgili ne kadar önemli ve şaşırtıcı bilgi varsa hep yabancılardan geliyor demiştim bir tarihte.. Yolu bir şekilde bu taraflara düşmüş asker, memur ve onların yakınlarından.. 
    * * *
            'Ölüm hep tül gibi dolaşır benim resimlerimde' diyen bir Utku Varlık söyleşisine rastladım bugün.. Söyleşiye; 'Benim babam Bolu Lisesi'nin müdürüydü' diye başlayan, 'akşam üzerleri radyodan bir 'ince saz faslı' kaplardı şehrin sokaklarını' diye devam eden.. 
    * * *
            Yıkılmak üzere olan bir minareden zayıf, veremli bir müezzinin 'Tanrı Uludur, Tanrı Uludur! diye ezan okuması da var Utku beyin anılarında; 'O kadar güçsüzdü ki müezzin' diyor, 'sesini rüzgar alıp götürür, hiç kimse bir şey duymazdı.. Babaannem 'Yahu bu çocuk hasta' derdi; 'Bunu minareye çıkartmasalar keşke..!'
    * * *
           Anlattıklarından Leylekler camisinden bahsettiği sonucunu çıkarıyorum ben.. Günümüze kadar gelemeyen, nerede olduğunu bile çoğumuzun bilmediği.. Kocabey Sokak'ta kayıp Turşucuoğlu hamamı gibi..
    * * *
           BOYACI..
           İnternet gibisi var mı yav.. Gazete, magazin, oyun, ne istersen var.. Çok duygusal bir günümdeysem, şevkat'e, ilgiye ihtiyacım varsa; 'An itibari ile falanca hastanedeyim' diye yazıyorum.. Bitişik daireden de, Avustralya'dan da aynı anda geliyor geçmiş olsun dilekleri.. Müthiş bir şey.. Geçen gün bizim arkadaşa çorba geldi yan komşusundan.. İstanbul'da oturuyor kendisi.. Üsküdar'da, Selimiye'de..
    * * *
          Belediye Fen İşleri Müdürü Kirkor Bilalyan'ı aradım mesela.. Gavurlar mahallesindeki kilisenin Çan'ını soracam, nereye kaldırdınız diye.. Bir tıkladım 'şak' diye geldi.. İsim benzerliği mi acaba dedim, bi daha tıkladım; Vallaha o, Kirkor Bilalyan.. Bi daha tıkladım oğlu Herman Bilalyan..Ve onun Bolu Lisesi 4-B sınıfıyla çekilen fotoğrafı.. Mürvet Merdan var, Orhan Bahri Ersoy var, Fatma Helvacı, Hikmet Balcıoğlu, Ertuğrul Sağlam, Arif Başbuğu Nilgün Sadıkoğlu..
    * * *
          Omzunda taşıdığı kargasıyla 'Kargalı boyacı' bile geldi bir tıklamayla... Islık çalıp parmağıyla gösterdiği omzuna konan kargasıyla.. İstanbul'da yıllarca süren bitirim hayatından sonra memlekete dönüp boyacılık yapmaya başlayan.. Yelek cebinde köstekli saati, yumurta topuk ayakkabısı ve omzunda ceketiyle.. Cıba dayı gibi aynı.. Bir tek cebinde Zaza marka usturası eksik..
    * * *
           Cıba dayı da cebinde Zaza marka usturası ile omuzlarını düşürüp can çekişiyormuş gibi bir yürüdü mü; gören Korelileri uyku tutmazmış.. Kore'de Kanije'yi, Kunuri'yi önce Allah'a sonra Mustafa abiye emanet etmişler.. Tahsin Yazıcı paşa 'Cıba'cım' demiş 'Bak ben gidiyorum, gözüm arkada kalmasın..! 
    * * *
            Yazıyı 'nasıl olmuş? diye telefonda okuduğum arkadaş Bursa'da Alzhaymer'li kargaların bakıldığı düşkünler yurdu var' dedi; 'Ondan da bahsetseydin keşke' Amanın.. Alzheimerli karga nasıl olur yav? Valla çok şaşırdım.. Bursa'da yaşayan arkadaşlar biliyordur belki..
    * * *
             OYUN BOZAN..
           Adam Eski zaman otobüslerini anlatıyor.. Jet Turizm, Mengenli, Emniyet, İtimat vesaire.. Bir de bilmem kaçıncı kez dinlediğim, Balıkesir gezisini.. Yolda kaza yapan otobüsü.. Peşlerinden gelen ikinci otobüsün kara saplandığını.. 'İkinci otobüsün kara saplandığı haberi gelince şafak attı bizde' diyor.. 'Muzaffer Işın, Turgut Hitit, Foto Tevfik otobüsü aramaya çıktılar.. 'Ulan' diyoruz nedir bu başımıza gelenler.. Tatile çıkalım dedik daha yarı yolda çanak çömlek patladı.. Balıkesir'de 'Çömlek Otel'de sona erdi hayallerimiz..' 
    * * *
          Arkadaş 'çanak çömlek patladı' dedi ya, peşinden de 'Çömlek Otel' dedi; zor tutuyorum kendimi.. Otobüs şoförü için de 'Oyunbozan götü borazan' demesin mi !. Jet Turizm'i anlatırken, Miki abi dediği kişiyi sordum; Şerafettin Şenyüz'müş.. Altıokka'nın Hacı Mehmet Efendi'nin oğlu.. 
    * * *
            KORO....
           Ağrı'da iş yok güç yok vakit nasıl geçecek? Cumartesi geceleri eski belediyenin bodrum katında koro çalışmaları olurdu, onu andık.. 20'nci Piyade Alayı'ndan 'Gecenin matemini' okuyan asteğmeni hatırlamaya çalıştık.. Faik Sığıncı, İlhan Şerbetci, emekli Metoroloji Müdürü Muslihittin Bey, PTT Müdürü İsmail Uslu, Necdet Tolgay, Ömer Gümüş, İsmail Unutma ve Şükrü Kaya Yaşar..
    * * *
           Şükrü Kaya Yaşar ile 1992'de Şehremini Lisesi müdürüyken görüşmüştük.. Bir yıl sonra da Ergani'de şehit olan oğlu Emre'nin cenazesinde.. Bizim Erol'un 'gidişinden' bir yıl önce yani.. Evlat acısı zor zanaat be usta.. Ha şartolsun zor zanaat..!
    * * *
            Düşünsene; Yaşam ile ölüm arasındaki ince çizgiyi izliyorsun hastane monitöründe.. Kalp vuruşlarını gösteren zik zak ların 'Dıııııt' diyerek uzadığı ana şahit oluyorsun... Mücadelelerin, isteklerin, planların bir anda boşa çıkıp 'Bir varmış, bir yokmuş' moduna geçildiği an'a..
    * * *
           BİZ ESKİDEN İYİYDİK BE..
           Ne 'taciz' vardı ne de 'sapık' hikayeleri.. Sabahtan akşama kadar sokaklardaydık.. Ayaklarımızda en pratik ve en fonksiyonel naylon ayakkabılar.. Eczacı Hilmi Bey ambardan gelen ilaç sandıklarını açıyorsa elinde keser; Şerafettin Şenyüz maket bıçağı ile gazete paketlerinin iplerini kesiyor, abonelerin isimlerini yazıp ayırıyorsa.. Meyhaneci Çavuş kapısını süpürüyor, Kütüphaneci Fadıl Bey kepenklerini kaldırıyorsa dükkanının, 'Kargalı Boyacı' omzunda kargasıyla müşteri bekliyorsa her zamanki yerinde.. Velhasılı kelam herkes yerli yerindeyse; güvendeydik.. 
    * * *
           Ne polis gelirdi mahalleye, ne Candarma.. Bir tek çatıya çıkan Deli Şevket için gelmişti polisler.. 'Hulusi abi, Muzaffer abi, Abaza Nuri abi.. Ve aralarında Hilkat hanım bayan polis olarak.. Rahmetli Ergun Kulakoglu'nun annesi.. Şevket amcanın gelen ekibi kiremit yağmuruna tutarak bozguna uğrattığı gündü.. Kiremitler azalıp Mühimmat sıkıntısı baş gösterince teslim olmak zorunda kalmıştı garibim ..
    * * *
             BALTA..
             Hilkat Hanım dendi mi; Ergun ve oğlu Serkan gelir benim aklıma.. Bir de Fahri bey gelir.. Fahri Belen.. Her ikisinin de aynı yerde ve aynı yaşlarda vefat eden oğulları gelir.. Fahri Paşa'nın Çanakkale cehennemine dayanabilen kalbinin evlat acısına sadece bir kaç gün dayanabildiği..
    * * *
            Fahri Belen.. Her biri tuğla kalınlığında onlarca kitabın yazarı.. Eski Bayındırlık Bakanı.. Eski 2. Kolordu Komutanı.. İki dönem Bolu Milletvekili.. Kurtuluş savaşının efsane komutanlarından.. Tümeniyle Yunan ordusunun önünü keserek, Baskomutan Trikopis'i esir alan Bolulu..
    * * *
          Geçenlerde Mesçiler Köyü'ne bir akraba ziyaretine gittiğini anlatmışlardı.. Dönüşünde kendisini kapıda bekleyen taksicinin; "Hadi be babalık, amma beklettin ha! demesiyle gözlerinin dolduğunu, yeğeni'ne dönüp; 'Kurt kocadı artık Nafiz!" diye mırıldandığını.. Ne diyelim? 'Balta' desek sapı bizden..
    Hoşça kalın.. 
                                      Erdoğan Mühürcüoğlu 
     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Koltukları Cafe Sandalyeleri Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak