Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Namık Kemal.. Cahit Hoca.. Kazım Usta..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    7 Temmuz 2014


         Valla ben bu milletin işine akıl sır erdiremedim arkadaş! Her gün yeni bi şey duyup yeni bir şey öğreniyorum.. Adam üzerine eşofmanını çekmiş, başında bir kapşon, balkonda koşar gibi yapıyor 'yerinde saaay ! gibi.. Arada bir ayağını balkon demirine değdirip indiriyor,  sağa sola hopluyor.. Gören ünvan maçına falan çıkacak zanneder.. Ne işin var senin milletin tepesinde; git sahilde tepin.. Git benim gibi 'düz koşu' yap .. Gerçi ben de pek inemiyorum artık erken saatlerde.. En son köpekler peşime takıldığında inmiştim.. İleride bir kahveye sığınıncaya kadar 100 metrede dünya rekoru kıracaktım az kalsın..
    ***
         Ben her şeyi çok geç öğreniyorum böyle bi sıkıntım var.. Bir şarkı dinliyordum, güzel bir şarkı.. Çocuklara 'kim bu çocuk, yeni mi çıktı ? diye sordum, gülüştüler.. Meğer adam sahne hayatını tamamlamak üzereymiş nerdeyse.. Bugün de Beşinci Murat var onu duydum.. Beşinci Murat çok içki içermiş.. Bırak çok içmeyi, ne bulursa onu içermiş.. Onu içkiye alıştırıp baştan çıkaran da Namık Kemal.. Hahahaha ! Namık Kemal'in Londra'da fötr şapkasıyla kuş yakalaması vardı hatırladınız mı? Sultan Abdülhamid çevresindekilere; "bizim biraderi içkiye alıştıran bu Namık Kemal' 'bilmemnesi ! dermiş her fırsatta..
    ***
          Paris'te kaldıkları bir gece sabaha karşı kapı çalınca Abdülhamid açmış bakmış ki; Namık Kemal ile kardeşi Murat Efendi.. İkisi de zil zurna sarhoş.. "İçkimiz bitti!" demişler "senin odada olacaktı yarım şişe onu içecez.." Abdülhamit itiraz mitiraz ettiyse de dinlemeyip onun bir kez denediği, bir daha da elini sürmediği şişeyi bulup bir kaç 'fırt' ta bitirmişler.. Ertesi gün Namık Kemal'i bir köşeye çeken Abdülhamit. "Namık Bey!" demiş "Bizim biraderin iradesi zayıftır, bak! sen onu içki masalarında delirteceksin.."

            CAHİT HOCA..
            Almanya'dan tanışıp, yıllar önce izini kaybettiğim, sesini, yüzünü bile unuttuğum bir abimiz vardı Düzce'den, o arıyor.. "Dinle bak enişte!" diye başladı 'eski zamanlara dair bir şeyler yazıyorsun ya! bizim de karınca kararınca bir katkımız olabilir mi diye aradım, 'Ooo iyi o zaman' dedim 'Kimbilir bilmediğimiz ne orijinal şeyler  vardır... 'Var, var' dedi 'zaten o yüzden aradım..' Biraz havadan su'dan konuştuk çocukları falan sordu.. 'Bi şeyler anlatsaydın' dedim ama 'Yok! dedi 'şimdi müsait değilim, ben seni tekrar arıyacam..!
    ***
         Almanya'da iken böyle bir özelliği olduğunu bilmiyordum..  Düzce'de yıllarca amatör kümede futbol oynamış.. Bolu ile taa stadyumun çevresindeki sokaklara kadar taşan kavgalı maçlar yapmışlar.. 'Bir çoğunu unuttum 'Bir Bursalı vardı' diyor ' onunla İstanbul'da arabalı vapur'da karşılaşmıştık.. Bir de Kabaklı Ahmet, komisyoncu olan.. Daha da var ama isimleri pek çıkartamıyorum' diyor. 'Ee n'olacak kocadık artık..
    ***
          'Ama! diyor 'sen bakma! yine de acil durumlarda bir haber uçurur yardım isterdik birbirimizden.. O zamanlar 'takviye almak' diye bir yöntem vardı.. Diyelim ki Düzceliler kendilerinden çok güçlü bir takımla maç yapacaklar hemen Bolu'ya bir haber yollar birkaç topçu isterlerdi takviye olarak.. Bolu'dan gelen ve kimseye çaktırmadan Düzce formasıyla sahaya çıkan çok futbolcu oldu..'Senin tevellüt kaç? belki de yetişemedin o zamanlara..'
    ***
         'Sen Cahit'e sor' diyor 'sor da Cahit Sinan anlatsın sana Düzceli'yi.. Bir kaç saniye sessizlikten sonra hemen anladı 'hadi be! dedi 'sıra bize mi geldi yani..? Gazi Eğitim'den tanırmış.. Yedek subay olarak da beraberlermiş 'Harp Okulu'nda da 'bedenci' imiş Cahit bey.. Bir haber görmüş derginin birinde, onu anlatacaktı, 'dur ya! dedi 'bu böyle olmayacak, ben sana link'ini vereyim derginin; sen oradan bakarsın..'
    ***
        Caner bey isimli biriyle yapılan söyleşi var dergide.. 'Bir arkadaş vardı Düzce'de' diyor Caner bey 'pek konuşmazdık, biz Hamidiye'nin çocuklarıydık o ise Kültür Mahallesi'nin.. Bu arkadaşla beni 'Bolu karması'na çağırdılar.. Çankırı'da bir turnuva varmış oraya gidilecek.. Cumartesi günü Bolu'da olmamız gerekiyor ama o gün hava öyle soğuk ki.. Üstelik ertesi gün de nüfus sayımından dolayı, sokağa çıkma yasağı var.. Arkadaşıma 'ben kampa katılmıyorum' dedim.. O da, "valla çok soğuk ben de gidemem herhalde" dedi.. Ama o 'söz verdik ayıp olur' diyerek bir kamyonun kasasına atlayıp o ayazda tek başına gitmiş Bolu'ya'
    ***
          Bu konu aslında çok uzun ama biz burada keselim.. Ara sıra belki tekrar döneriz.. O gün Bolu'ya 'Bolu karmasına çağrıldığı için kamyon kasasında giden delikanlının kim olduğunu merak ediyor musunuz? Fenerbahçe'nin bugünkü başkanı Aziz Yıldırım.. Vay anasını be! dedim kendi kendime 'nasıl duymadım ben bunu? Önden çevrilerek çalıştırılan bir külüstür kamyon ve onun kasasında Aziz Yıldırım.. Elinde çanta, içinde kramponları..

            KAZIM USTA..
          Yok Nobel ödülü kazanmış, yok Altın Portakal, yok Altın Ayı.. Ee kazanmış da ne olmuş yani? Bu sene Orhan Pamuk kazanıyor seneye başka biri.. Veya bu sene Cannes Film Festivali'nde Nuri Bilge Ceylan 'Altın Palmiye' kazandı.. Tamam, güzel, tebrik ederiz, helal olsun ama ödül kazanacaksan 'fevkaladenin fevkinde' kazanacaksın.. Kimse bi daha senin rekorunu elinden alamayacak.. Kazım Abi gibi olacaksın yani.. Kazım Abi İngiltere'de  ödül kazanınca öyle bir 'paye' vermişler ki kendisine; akıllara zarar.. "Freedom of The City London" ödülünü Dünyada Türk olarak kazanan sadece üç kişi bunlar.. 18 temmuz 1867 Sultan Abdülaziz, Kazım Abi ve bir de Kastamonu'lu Remzi Gür..
    ***
           Kazım Akkuş kazandığı bu paye ile Londra sokaklarında elinde 'kılıç' ile dolaşabilecek, idam cezasına çarptırılırsa ipek ip tercih etme hakkı olacak ve şehirde ne zaman canı isterse atıyla ve elinde kılıcı ile sarhoş olarak dolaşabilecek.. Kimse ona tek bir kelime bile edemeyecek.. Ünlü şef Kazım Akkuş Bolu'nun Sazak Şeyhler Köyü'nden.. 1972 yılında gelmiş Londra'ya..
    ***. 
         Delirtirler adamı' deyince aklıma geldi.. Şehir sinemasında Ahmet abi vardı, soyadı Karagöz mü Açıkgöz mü öyle bir şey.. Nuri Sesigüzel'in konseri var ve o konserde seyirciler bir kağıda yazdıkları şarkı ismini sahnedeki sanatçıya göndererek istekte bulunuyorlar.. Sahneye yakın bir yerde bekliyorum.. Birinin şarkı isteğini Ahmet abiye ulaştırmak için fırsat kolluyorum..
    ***
          Hiç unutmam Nuri Sesigüzel türküsünü okurken birden deliriverdi. Mikrofonu bırakıp sahne arkasına öyle bir hamle yaptı ki zaptedilmiyor.. Kalıplı da bi adam. iki kişi beline sarılmış o halde tutuyorlar.. Sonradan onları turne boyunca takip eden bir gazeteciden bahsedildi.. Nuri Sesigüzel'e arkadan sürekli bir şeyler söyleyerek ya da sorarak tepesini attıran.. Nerelere gittim birden ! Sanırım Adnan hatırlar bu olayı.. Sinemayı o yıllarda Sabahattin abi (Koçlu) işletiyordu....
    ***
         Ne günlerdi; be! diyerek bitirelim bari.. Top atılmasına da az bir vakit kalmış.. Bugün biraz geç başladık. Külahda mevlüt şekeri de ister mi adamın canı yahu?  Üstünde  bi tane de lokum olanlardan.. Rızkımı mı topluyorum nedir...
    Hoşça kalın..
                                                                 

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Koltukları Cafe Sandalyeleri Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak