Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Hamam.. Fatma Hanım.. Seben yolunda.. Cantıklı..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    11 Ağustos 2015

          Hamam.. Fatma Hanım.. Seben yolunda.. Cantıklı..

           Biz hep kendimizi suçluyoruz eski eser falan değeri bilmediğimizi her şeyi hoyratça yakıp yıktığımızı söylüyoruz.. ya eskiler?.. Onlar çok mu iyiler? Fatih Sultan Mehmet ölünce Topkapı Sarayının bir köşesinde unutulmuş.. Allah'tan, Kahya Kasım efendi ceset kokmaya başlayınca farketmiş de cesedin tamamen çürümesinin önüne geçilmiş.. Kasım efendi ve iki doktor alelacele elbiselerini çıkartıp ilaçlayıp kefenleyip, defnetmişler padişahı.. Ölümünden tam 19 gün sonra.. Ne dersiniz şimdi buna allah aşkına..

    * * *

           Biz ne Alimizi ne Hasanımızı, ne ispirtocu Sadığımızı velhasılı kelam garibimizi meczubumuzu, yersiz yurtsuzumuzu bu duruma düşürmedik.. Misler gibi defnettik.. Hatta kalabalık cemaatlerle.. En azından benim hatırladıklarım.. Bir tek emekli yarbay Bedri Bey ölümünden bir kaç gün sonra bulunmuştu evinde.. O da yalnız yaşadığından, yakınlarının haberdar olamayışından.. Zaten ertesi gün askeri törenle kaldırdılar Bedri Bey'i.. Tavlada kapı alırken kırdığı taşı 'al bunu perdüsene düğme yaparsın' diye uzatan adamdı o.. Zarları 'işkodra selanik! diye başının üzerinde çevirip öyle sallayan..

    * * *

           Şeş-cihar (altı-dört) ile Zeki Müren Kapısı, şeşü- se (6-3) ile Süleyman Demirel Kapısı alındığını öğrendiğimiz adam..

    * * *

           Onun ölümünden sonra ne kapılar icat etti tavlacılar; 5-3 ile Yıldo Kapısı, 4-2 geldiğinde Mahmut Tuncer Kapısı, 6-1 ya da 3-1 ile Kadir İnanır Kapısı, 5-3 ile Fatih Ürek Kapısı, 4-2 ile Kuşum Aydın Kapısı.. Eskiden iyiydi be.. Şimdi durmadan morali bozulan bir adam olduk çıktık..

    * * *

     

            HAMAM..

            Ne kadar eski Bolu fotoğrafı varsa arka planında hep o muhteşem saat kulesi.. 'Biz eski eser değeri falan bilmiyor, her şeyi hoyratça yakıp yıkıyoruz' dedik en başta.. 1944 yılına kadar yerinde duruyormuş o kule .. Hem de çalar saatli olanından ha.. çok enteresan.. Tepesinde aydınlatma feneri; kafasında şapka.. Sen elinde hamam tası, havlu, yeşil sabun ile tam 'Turşucuoğlu Hamamı'na giriyorsun, saat kulesinden başını uzatan bir kuş 'guguuk, guguuk' diye sesleniyor..

    *

         Hamam tası gümüşten

         Şimdi geldim o işten

         Bunu bana öğreten

         Senin terzi enişten.. hahahaha.. sen var ya sen İsmail abi.. az değilsin haa..!

    * * *

           Sultan Hamamı, Orta Hamam, Tabaklar Hamamı, Kızılay Hamamı.. Bir de

    -şimdi yerinde yeller esen-Turşucuoğlu Hamamı varmış Kocabey Mahallesi'nde (Es-kop'un tam arkası).. Nevzat Hoca da bir zamanlar yazmıştı bu hamamı.. Hayal bu ya; giriyorsun hamamın tahta kapısından.. İçerde odun kokusu ile sabun kokusu.. Çevrede bir sürü kurna ve her kurnanın başında peştamallara sarılmış bir kaç tanıdık.. Etrafta tekli çiftli takunyalar..

    * * *

          Bir kurna başında sayacı Tahir ile Mahir Usta Akpınar'dan.. Kama Talat da göbek taşının kenarında.. İyi keman çalar, iyi saz çalar kama Talat.. Koca İlyas'ın tamburi kardeşi İncebey Mustafa? O da olsun tabii.. İnce Beyin İlyas Ağa da olsun hatta.. Şöför Tatar Cavit Buğdaylı da olsun.. İsmail abi 'ben de olayım mı? diyor 'sen de ol anasını satayım, gazeteci 'cık cık Hüseyin abi' de olsun..

    ***

     

           FATMA HANIM..

           Bir arkadaş anlatmıştı.. Küçük Ilıca'da gayrimüslim hanımların sahiplendiği sıcaklığa bizimkiler pek yanaşamazmış.. Boyacıların Fatma'nım koşarak gider 'commmm' diye atarmış kendini havuza.. Onun ılıcada olduğunu gören gayrimüslim hanımlar 'amanınnnn' derlermiş 'bu deli garı gene buralarda' çabucak yıkanıp palas pandıras kaçarlarmış ılıcadan.. Fatma'nım 'hepsini govaladım gızlar' diye seslenirmiş arkadaşlarına.. 'alın gelin tencereyi, tavayı, sürahiyi bu tarafa..!

    * * *

     

           SEBEN YOLUNDA....

           Seben.. Dağların ardında bir şirin nahiye.. Ülkenin savaştan yeni çıktığı yıllar.. Bolu'da cadde üzerinde bir evden yaylı bir araba çıkıyor Karacasu'ya doğru.. İstikamet Seben.. Yaylı araba.. O zamanların en çok kullanılan ulaşım aracı.. Kenarları ağaç, çiçek, böcek gibi resimlerle süslü.. En çok dikkat çeken özelliği; taa uzaklardan duyulan zil sesleri.. Zil seslerinden arabanın hangi ustanın elinden çıktığını bile anlayabiliyor yöre halkı..

    * * *

           Başında arkaya ittiği kasket, kulağının kenarında sigara.. Atların dizginlerini sımsıkı kavramış arabacı 'yolda kalmasak bari beyim' diyor yolcuya.. 'Her taraf adam boyu kar..' Nal sesleri, zil sesleri arasında Seben'e doğru yol alıyorlar.. Arada bir köstekli saatine bakıp 'bi deeeeh de şunlara İsmailağa..! diyor yolcu 'vallaha açılışa yetişemeyecez..! Kıvrıla kıvrıla çıkılan yolda giderek zorlaşıyor yolculuk.. Bir kaç kez kara saplanıp donma tehlikesi atlatıyorlar.. Durum Evliya Çelebi'nin abartılı anlatımlarındaki gibi 'uçan kuş bile donup kalıyor havada..'

    * * *

           Sonra uyku bastırıyor yolcuyu.. Bir daha uyanmamacasına hatta.. Arabacı yüzüne bakıyor, ellerine, ayaklarına.. Panik içinde gerisin geri çeviriyor arabayı 'deeehh..! diyor atlara 'hadi gızım deeehh..! Yol bitmek bilmiyor.. Uzaktan kaplıca görününce hızla o tarafa sürüyor.. Ilıcada herkez oxsfort mezunu herkes master'ını oturduğu yerden Lordlar kamarasında yapmış, şehir kulübünde yapmış, Akhoca'nın kıraathanesinde yapmış.. Hata üstüne hata yapıyor herkes.. Donmak üzere olan adamı 'iyi gelir' diye sıcak suya daldırıp, çıkarıyorlar, harharlıkta masaj yapıyorlar ovalayarak..

    * * *

            Evden parti açmaya diye çıkan Cezmi Bey Seben'e varamadan yarı yolda donarak ölüyor.. Selami Hitit'in amcası, Süreyya Hanım'ın babası.. Torun Mine Hitit Ayşegül Topçu ile yaptığı söyleşide 'yolda donmuş dedem' diyor 'arabacısı onu bilmeden kaplıcaya götürünce böbrekler iflas etmiş..' Süreyya Hitit de; 'partiden pek ilgilenen olmadı' diyor 'askerler kaldırdı babamın cenazesini..'

     

            CANTIKLI..

            Türkiye'nin her yerinde bulamazmışım.. Bursa'da bulabilirmişim bir tek.. Belki bir de Konya'da.. Bursa'da 'Kayhan' a gidip yiyecekmişim, Tuz pazarı'nda bilmem kimde.. Hele Aynalı Çarşı'ya uğramadıysam 'cantıklı pide yedim' demeyecekmişim.. 'Cantıklı pide bu azizim' diyor 'şakaya gelmez..! Bursa'da aynalı çarşı ne arıyor ona takıldım ben.. O desin dursun, bizim cantıklı'yı hiç bir yerle değişmem.. Kendine de söyledim 'cantıklı pidenin üstüne kaşar mı konur be İbiş..! Bir de gözüm adamın elinde.. Tik var adamda.. İkide bir pantolonunun önünü elleyip fermuarının çekili olup olmadığını kontrol ediyor.. 'Hayır dostum, önünde demedim.. Tik var adamda dedim sadece..

    * * *

           Pide dediğin fırının içinde; kenarda pişecek hafız..! Haşlanmayacak, ağır ağır pişecek.. Bir de kuşbaşılı, pastırmalı olanı var ama; ona pek kulak asma.. 'Çelen' Pastanesi'nde de iyi pide çekerlerdi.. Ahmet usta vardı Kastamonulu.. Yanında Abdullah, Hüsnü, Mustafa, İbrahim ve tek kollu İsmail.. Bu kadar çalışana rağmen öğlen vaktine kadar bitmezdi pide kuyruğu.. Sepeti koluma takıp giderken bir iki sokak fazladan yürür; bir de en meraklı evin önünden geçersem itibarım artar, namım yürürmüş.. 'Boş sepetle gidip gelsen bile olur' diyen var.. Unutmadan; 'Gara Aptullah' da iyi pideciydi şimdi allah var..

    * * *

            Kimlere rastlamıştık, kimlerle ayaküstü sohbetler yapmıştık pide kuyruklarında.. Rahmetli Kemal Çevik'le karşılaştığımı hatırlıyorum.. Neden vefat ettiğini hala anlamadığım adam Kemal Çevik.. Çok enteresan bir kayıp olduğunu söylerler hala.. Burhan Sümer, Ahmet Aksoy, Naim Öztürk, Akın Kesim.. İrfan Abi'yi hatırlarım pide konusu açıldığında.. Bolu gençliğin 'kasap' lakaplı futbolcusuydu İrfan abi.. Lakap sert futbolcu olduğu için değil ailece kasap dükkanı işlettikleri içindi.. 'Şen Kasap', eczacı Arif Gürün'ün şimdiki yerinde..

    * * *

            Kimler geldi kimler geçti.. Arasta içinde; fırıncı, tenekeci, ayakkabıcı, aktar.. Daracık sokaklarda küçük küçük birbirine bitişik dükkanlar.. Sıvaları dökülmüş, tuğlaları eskimiş.. Evler de öyle.. O kadar değişti ki her şey, baba evinin yerini bulamıyorsun şimdi.. Hepsi boş.. Benim gibi (!) ünlü bir yazar 'Bir gün bile yaşadıysanız her şeyi görmüş sayılırsınız' diyor.. 'Bir gün bütün günlerin eşidir, başka bir gündüz, başka bir gece yok.. Atalarınızın gördüğü, torunlarınızın göreceği hep bu güneş, bu ay, bu yıldızlar olacak..'

    * * *

         Gökyüzünde yanlız gezen yıldızlar..

          Hoşça kalın..

                                                                   

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Masa Sandalye Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak