Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Çöp evler.. Mabeynci Faik Bey.. Bolulu Çapkın Süha Özgermi..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    27 Eylül 2013

          'Dispozofobi'nin ne olduğunu biliyor musunuz?         

           Bilmiyormusunuz? yapmayın! Biriktirme Hastalığı. Hani şu değersiz eşyaların, hiç bir zaman kullanmayacağımız eşyaların kıyıp atılamaması, aşırı derecede biriktirilmesi durumu. Ama bunu haberlerde izlediğimiz çöp evlerle, o evlerin sahipleriyle, polislerle, zabıtalarla savaşanların durumu ile karıştırmayın. Bizim dediğimiz o değil. Onların durumu başka bişey, onlarınki Messie hastalığı..
    ***
         Benim durumum daha masum, benimkisi hastalık derecesinde değil. Sadece bir şeyi atacakken elli defa düşünüyorum, atamıyorum, benimki o.. Yani hasta masta değilim (yastayım dermişim) sadece kıyamıyorum; hepsi bu.. Tam atacam; "yahu!" diyorum, "atıyorsun ama bak şöyle şöyle bir durum olursa n'apacan? O zaman kutu, koli falan mı arayacan mağazalarda, marketlerde! .. Dursun anasını satayım!.."
    ***
          Anca yerini değiştirip başka bir yere taşıyorum.. 'Bir adam yedisinde neyse yetmişinde o dur' derler ya vallahi doğru. Annem ben çocukken biriktirdiğim eşyalarıma şöyle bir bakar, 'At bunları lan at ! derdi..' Ne bunlar böyle deli Faruğun dükkanı gibi!.. Hakkaten ya şimdi aklıma geldi; bu Deli Faruk kim? içinizde bilen var mı onu? Bu yaşıma geldim onun hakkında hiç bir şey duymadım, kimseye sormak ta gelmedi aklıma..
    ***
         Yeni aldığımız bir eşyanın kutusunu açarken ona 'şefkatle' yaklaşıyorum. İleride lazım olacağını düşünerek fazla dağıtmadan açmaya çalışıyorum.. Eskiden kalma alışkanlık. Taşınma ihtimalimiz falan olursa içine eşya doldururuz diye düşünerek yani.. Sonra birgün bir bakıyorum telefon kutusu, modem kutusu çamaşır, bulaşık makinası kutusu derken her taraf tıka basa dolmuş.. Zaten belli bir dereceye geldikten sonra kontrol 'şer güçler'in eline geçiyor.. Hanım'ın ve ona yardıma gelen aynı dertten muzdarip arkadaşı Ayşe hanımın insafına kalıyor. Bir gün bakıyorum ortalık tertemiz olmuş..
    ***
          Ne yapabilirim? Hiç bir şey! zaten bunu yapanlar her şeyi göze almışlar besbelli. Birde 'kadın dayanışması' denen bir şey var ki, Allah muhafaza!.. ' Yahu hanım sen bunu atıyorsun da çamaşır makinasını getiren servis bize bu kutuyu atmayın dememiş miydi? Garanti kapsamında olması için?  "Evet" demişlerdi ama sadece 7 gün için demişlerdi ! Bizimki dört sene oldu !.. Gerçekten şimdi düşünüyorum da; 'lazım olur' diye dünyayı dolaştırdığım hiç bir şey, şu ana kadar lazım olmadı!
    ***
         Akıl sır erecek gibi değil be arkadaş ! Bu kıyıp da atamadığım kutulardan falan bahsederken yazının birkaç yerinde çok sinirlendim. Tam orada "godumun !" demem lazım fakat deyemiyorum.. "godumun kutusu!" diyebiliyorum da yazamıyorum.. Daha yeni dikkatimi çekti; alfabemizde yirmi dokuz harf var fakat bu harfler bizim Bolu şivesinde konuştuğumuz bazı sözleri yazmaya yetmiyor. Hatta alfabe dışında tanıdığımız X,Q,W harflerini de yardıma çağırsanız onlar da koşsa gelseler gene de bir işe yarayamıyorlar.. Mesela 'nereye gidiyorsun ?' sorusunu Bolu dilinde söylemek istersek nasıl diyeceğiz 'Na gidiyan?" Peki şimdi demek istediğimizi kitabına uygun olarak tam yazabildik mi ? Hayır yazamadık, peki neden ? Çünkü son harf oraya uymadı ki. "Uysa da godum, uymasa da godum !" diyemezsin. Oraya (n) harfini koyamazsın. Bizim aradığımız harf değil çünkü o.. Orada olması gereken (n) harfi ile (ğ) harfinin kaynaşmış olduğu başka bir harf. Öyle bir harf olması lazım.
    ***
         Arayın bakalım yirmi dokuz harfin içinde; var mı bizim istediğimiz harf? Vallahi de yok billahi de yok. Boşuna uğraşmayın ben baktım hepsine. Bütün harfleri getirdim koydum oraya tek tek. Hepsini monte ettim çıkarttım; bir türlü uyduramadım, uymuyor vesselam ! Mesela 'Geliyan !" (geliyorum) dersen oluyor da 'Gelimiyang ?" (geliyormusun) dersen olmuyor, en son harfin yerine istediğiniz harfi getirin koyun olmuyor..
    ***
          Ben denedim diyorum size inanmıyor musunuz ? Bildirme kip'lerinde 1 nci tekil şahısta oluyor, 2 nci tekil şahısta olmuyor.. Bizim dedelerden kaynaklanıyor bu sorun. "Yahu, bir dili konuşmaya başlamadan önce adam alfabeyi önüne koyup şöyle bir bakmaz mı ?" Bunun yazması var çizmesi var diye biraz düşünmez mi ? Bizim bu çocuklar konuştuklarını nasıl yazıp çizecekler diye hiç aklına getirmez mi? A benim güzel dedeciğim..
    ***
         'Tamam, konuşmasına konuşabiliyorum ama; arkadaşıma konuştuğum gibi bir de mektup yazacam yazamıyorum !" Tabi iş yok güç yok, durup durup bi laf icat etmişsin 'Tayırttak bönete tığıvedim !" diyorsun. ! "Dede bu ne demek şimdi ya ?" Yani televizyona çıkıp şöyle dadını çıkara çıkara bir konuşmaya kalksak, birde alt yazı geçmesi lazım. Şimdi yalansa yalan deyin yani.. "Kafayı bozduğumu mu düşünüyorsunuz?" yok korkmayın, her şey kontrol altında.. 'Bizim dedeler' deyince bakın çok enteresan şeyler var, yeni duydum ! Bizim dedeler var ya? Çok anasının gözüymüş ha !.. Yazının sonuna doğru koydum ki, ne yazdıysam baştan sona okunsun.. Bu konuda bir şeyler yazmama vesile olduğu için sevgili Selahattin İkiz Bey'e de bu arada teşekkür etmek isterim..
    ***
          Bizim burada kebapçı, lahmacuncu gibi bir yer var, güzel de bir yer. Haftanın bir günü kadınlar matinesi gibi bir şey yapıyorlar. Bir uyduruk orkestra ve saçları alaburus kesilmiş, yanakları çilli bir delikanlının şarkı söylediği bir yer. Kadınlar matinesinin olduğu gün mutlaka o mekanın önünden geçerim. Zaten küçücük bir yer. kapıdaki görevliye "hemen birine bakıp çıkacam !" diyerek, girer; hanıma bir notum falan varsa, kulağına fısıldar çıkarım. Evin anahtarını bırakırım veya alırım, o tarz şeyler için girerim..
    ***
          Bu sıralar pek uğramıyorum, 'bozuğum' biraz. Adam 'uyduruk' orkestrasına falan bakmıyor; daha kapıdan adımımı atar atmaz anons ediyor Nejat Alp'lere falan özenerek, "ooo ! Erdoğan abi' de teşrif ettiler, efendiiim saygılar sunuyoruz ve şimdiki şarkımızı onun için okuyoruz, bu şarkımız ona gitsin !"
    "Ömrümüzün son demi,
    sonbaharıdır şimdi.."
         'Ulan adi, namussuz herif, tövbe estağfurullah ! mahsus mu yapıyorsun ! Ben içeri girerken "Ankara'nın bağları-büklüm büklüm yolları" ben girince de, "Ömrümüzün son demiiii..!" Yuh yani ! Allah belanı versin.. Aslında 'Allah belanı versin' diye de bir şarkı varmış. Yani onu da duyduk ! bir yaşımıza daha girdik.. Allah'tan içeri girdiğimizde onu söylemiyorlar bari..
    ***
          Neyse biz bugünkü ana konumuza gelelim. "Milli çapkın" diye bilinen ve bir süre önce ölen Süha Özgermi hakkında çok şey yazılıp çizildi biliyorsunuz.. Ama kim olduğundan, ailesinden filan hiç bahsedilmedi. Süha Özgermi'nin Aslında Bolu'lu olduğunu; Yıldız Sarayı'nda Sultan Abdülhamid'e en yakın kişilerden Bolulu Lütfi Ağa'nın torunu olduğunu biliyor muydunuz? Bolu'dan çantasını omzuna takıp yollara düşen, "Bekle beni ulan İstanbul ! bekle beni, ben geliyan !" diyerek yollara düşen bir garip Bolu'lunun torunu olduğunu..
    ***
         Kısadan gidelim en iyisi, fazla uzatmadan; Lütfi Ağa saraya girdikten ve çevreyi tanımaya başladıktan sonra hayatında önemli bir dönemeç olan olay gerçekleşir. Bir arkadaşı vasıtasıyla güzelliği dillere destan olan 'çerkez kızı' 'Hüsnümelek' hanımı tanır onunla görüşmeyi kafaya koyar ve gizlice görüşürler. Sultan Abdülhamid o yıllarda henüz şehzadedir. Bu başlangıç onları evliliğe kadar götürür. Daha sonra Bu evlilikten Sultan Abdülhamid'in Mabeyincisi, Osmanlı İmparatorluğu'nun parmakla gösterilen çok önemli devlet adamlarından birisi olan Faik Bey dünyaya gelir..
    ***
          Faik bey; 31 Mart ayaklanması sırasında üzerine çarşaf giyerek, kadın kılığında vapur ile önce Mısır'a oradan da İsviçre'ye kaçmak zorunda kalacak; Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda, İstanbul'a döndükten sonra da Teşvikiye'deki konağının bir odasında sıcak bir çorbaya bile muhtaç, sırtına geçireceği bir paltosu bile olmadan 1937 senesinde yoksulluk ve sefalet içinde vefat edecektir..
    ***
          Bu yazıyı size hazırlarken arkadaşıma; 'Kime halim diyeyim- kime şekva edeyim' diye bir şarkı var; sana da tanıdık geliyor mu bu şarkı? diye soruyorum, "Refik Fersan" diye bir besteci var, onun eşinin şarkısıymış diyorum.. 'Kız sen geldin Çerkeş'ten- pek güzelsin herkesten' şarkısı da onun şarkısıymış.. Arkadaşım 'Yapma yaaa ? falan diyor ama, yemin ederim ki aklı başka yerde, dinliyormuş gibi yapıyor.. 'Bunların hepsi de Bolu'luymuş ! diyorum.. 'Aaaa yapma yaa! diyor yine. Pekii Faik Bey'in Bolu'lu olduğunu biliyor muydun? diyorum. "Hadi canım! O da mı Bolu'luymuş?" diyor 'Hanımı biliyorum Safiye Soyman Gölyüzü Mahallesi'nden ama Faik abinin Bolu'lu olduğunu bilmiyordum diyor.. Ne dersin şimdi bu adama?
    ***
         Mabeyinci Faik Bey'in kızlarından ikisi, yıllar sonra Türk Müziği'nin iki önemli ismi olurlar.. Faize ile onun küçüğü Fahire.. Fahire, Faik Bey'in Refik adındaki teyzesinin oğlu ile evlenerek Türkiye'nin en ünlü sanatkar ailelerinden biri olur.. Ünlü bestekar Refik Fersan ile hanımı kemençeci Fahire Fersan olarak bilinen.. Refik Fersan 1965'te, eşi Kemençe sanatçısı Fahire Fersan da 1997'de bir apartman dairesinde vefat ederler.. Sarayda Bolulu Lütfi ağa ile başlayan Bolu'lu bir ailenin, saray ailesinin son temsilcisi olarak ölürler.
    ***
        Bolu'lu Mabeyinci Faik Bey'in oğlu olan Abdurrahman Lütfi ise Türkiye'ye döndükten sonra evlenir, 1923'te adını Süha koydukları bir oğlu olur, "Milli çapkın Süha Özgermi.." İşte,"Milli çapkın" olarak tanınan, ama kim olduğu pek bilinmeyen Süha Özgermi.. Süha'nın annesinin yaşantısı da diğerlerinden farklı değildir. Muazzez Özgermi, yani Süha Özgermi'nin annesi 1964'de yatalak ve yoksul biri olarak Darülaceze'de vefat eder. Hepsine de Allahtan rahmetler diliyorum..
    Hoşça kalın..
               
                                                            

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak