Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Zerhoş dedem.. Meyhaneler.. Bolu Talebe Yurdu..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    23 Şubat 2014

     
           Emsallerine göre daha rahat olduğundan belki; hakimler, savcılar keşif yapmak için köylere giderken 'Zerhoş dedem'in yaylı arabasını tercih ederlermiş.. Güçlü kuvvetli beygirlerin çektiği fiyakalı bir araba olduğundan belki de.. Yolda ıslıkla kendi çaldığı türküye yine kendi eşlik edermiş dedem omuzlarını oynatarak.. Bir yandan beygirlere 'deyhhhh! deyip kamçısını şaklatırken bir yandan da 'ada yolu kestane' çalarmış ıslıkla.. Onun türkülerine arabada bulunanlar bile zaman zaman katılır; "Şişeleeeer, lingo lingo şişeler.. hooobaaa..!" diye tempo tutarlarmış..
    ***
          Ulan şöyle bir döktürsem, bir kaç güzel cümle falan koysam aralara 'vay bee! ne güzel yazmış ama adam' dedirtsem diye başladım bugün de.. Bakacaz artık..
    ***
           Benim 'Zerhoş dedem'in şarabı evde bir küp'de durur, ihtiyaç halinde küp'ün kapağını kaldırıp tası daldırırmış içine.. Sonra savaş çıkınca, ikinci Dünya Savaşı; şartlar kötüleşmiş, şarabı küp'den içen, iki köfte için mangal yakan dedem 'mavi ispirto'ya kadar düşmüş.. Sadece o değil bütün şehir sıkıntılı günler yaşamış hatta 'Sabit Şerif'in fırınından karneyle ekmek almaya başlamışlar.. Daha önce de konuşmuştuk; bu mavi ispirto içiciliği de savaş yıllarında girmiş zaten Türkiyenin gündemine..
    ***
           Gerçi 'Deli Refik' Bolu'da bir zamanlar rakı fabrikası bile açmış ama; başka şehirlerle mukayese edildiğinde öyle 'aman aman' meyhanelerin olduğu bir yer değildi Bolu.. Şimdi de öyle galiba.. Kız mesleğin karşısında vardı bir tane.. Daha önce Baykan'ın karşısındaydı da sonradan oraya taşıdılar..Sahibi Abdullah abiydi, Abdullah Gökmen.. Gençliğimizde zaman zaman uğradığımız bakkal- meyhane karışımı bir yerdi..
    ***
           Eğer orada bizi görmemesi gereken tanıdık birisi falan varsa, o zaman arasta içinde başka bir yere giderdik, kapıda "biyrun biyrun biyruuuun !!" diyen garsonun beklediği yere.. Oraya gider İkinci kata çıkar otururduk.. Onaltı, onyedi anca vardık.. Çorabın içinden, içine kısa samsun sigaraları koyduğumuz Marlboro paketini çıkarır 'tak' diye koyardık masanın üzerine.. Sigarayı yakmadan önce filtreli tarafı masaya tık tık diye vurmalar, yaktıktan sonra Ayhan Işık gibi ilk dumanı sigaranın yanan kısmına üflemeler..
    ***
          Çiçek lokantası da vardı tabii.. Abdullah Arcak'ın lokantası.. Burada Kör Adullah abi hesabı masa takviminin üzerinde yapardı daha önce de bahsetmiştik, ve ne yemiş içmişsek hepsini takvimde ay, gün, ve yıl rakamlarıyla birlikte topladığından hesap çok tuzlu gelirdi.. İtiraz da edemezdik, içkinin tesiri ile bırak hesaba itiraz etmeyi "Öpicem Abdulla abi!" diye tutturduğumuz bile olurdu.. Hayır, adamın bir lakabı da 'Elde var bir' adam her toplama işleminde olsa da olmasa da 'elde var biiiirr'diyor.. Yani takvim yaprağından paçayı kurtarsan 'elde var birr' den kurtulamıyorsun..
    ***
           Hakkaten ya; lokantaların önünden geçerken ne diye "biyruun biyrun biyruuuun !" diyen garsonlar olur hep? Bolu'da pek yok; varsa da başka yerlerdeki gibi çok 'ısrarcı' değiller.. Hele Ankara da yolda yürüyemiyorsun! "biyrun biyrun buyruuun efenimmm.."
    ***
          Vallahi çok pis bir huyum var arkadaş! bu laf dilime dolandı ya artık, akşama kadar kurtaramam kendimi. Bi yandan bir de gülesim geliyor.. "Biyruuun biyruun, biyruun efenim.." Ayvalıkta da öyleydi, birinden kurtuluyordun biraz ilerde ikincisi çıkıyordu karşına.. Çoğunu da tanıdığımdan yolumu değiştirirdim gülmeyeyim diye.. Düşünsene adam emekli öğretmen bütün gün onunla Mesut Yılmaz, Tansu Çiller muhabbetleri yapmışız, Türkiye'yi 'mutlu,müreffeh ülkeler' seviyesine nasıl çıkartırız onu konuşmuşuz; adam gece, Oteller caddesinde 'biyrun efenim, şiş var kebap var biyruunn biyruuuuun, aile salonumuz var biyruuuun!' diyor..

            Bolu Yurdu.. Orhan Veli..
            Sıhhıye'de bir ağacın tepesinde Tarzan kıyafetleriyle 'Aaaaaaaa' diye bağırıan birini görünce vatandaşlar çok şaşırmışlar, ulan demişler bu ne? Ankara'nın göbeğinde Tarzan'ın ne işi var..Tarzan 'Aaaaaaaa' diye nara attıkça meraklıların sayısı da artmaya başlamış.. Aslında Tarzan'ın filmini çeken üç kişi daha varmış oralarda ama, onlar kaşla göz arasında kalabalığın arasına karışıp kaybolmuşlar.. Bir tek Tarzan kalmış ağacın tepesinde.. "Sen hangi ağaca uçacan be bilader?" demiş vatandaşlar; "zaten tek ağaç var bu mıntıkada; o da bu..!"
    ***
          Sonradan anlaşılmış ki, Ankara Erkek Lisesi'nin üç öğrencisinin başının altından çıkmış olay.. Sınıfa yeni gelen İhsan'ı 'kafaya alıp' onu Tarzan'a (Johnny Weismuller'e) çok benzediğine inandırmışlar; o zamanlar da 'Tarzan' filmleri çok moda.. 'bir deneme filmi çekelim' diyerek İhsan'ı Sıhhiye'ye, Sağlık Bakanlığı'nın önüne getirmişler ve Artist olma sevdasına ağaca çıkartıp Tarzan gibi nara attırmışlar.. Olaydan okul idaresinin haberi olunca 'dalgacı' bu üç öğrenci Oktay Rıfat, Melih Cevdet Anday ve Orhan Veli okuldan uzaklaştırılmışlar.. Okuldan atılmışlar ama yine de bu onların ilerde Türk Şiiri'nin en önemli şairleri olmasına engel olamamış..
    ***
          Yukarıda dedik ya savaş yıllarında Sabit Şerif'in fırınından karneyle ekmek alırlarmış diye; oradan 'Bilgi fırını' geldi aklıma 'Özakman'ın fırını, Ekmekçi kadir'in fırını geldi, arasta içinde İsmail Ağa'nın fırınında 'Kopuk Dayı'nın çektiği cantıklı pideler geldi.. Özakman fırınında kör Saip abi vardı birde.. Rahmetli Saip abi sevilen sayılan biriydi, dost biri, delikanlı.. Ben onu sadece fırıncı olarak biliyordum ama öyle değilmiş; Saip abi dört yıllık Makine Mühendisliği bölümünü on bir sene okuyarak kolay kolay kırılamayacak bir rekora imza atmış.. Anca onbir seneden sonra Bolu'ya dönebilmiş.. Bakmış ki bu okulun biteceği falan yok 'Ulan demiş bu nasıl iş? benim ömrüm bu okulda mı geçecek?' binmiş otobüse dönmüş Bolu'ya..
    ***
          Hayır, okul belki bitecek ama; Saip abi birinci sınıftan iki'ye geçemiyor, sorun burda, ikiye bir geçebilse.. Ama bu onbir yılda bir şeyler kapmış olmalı ki, Bolu'da Fırıncılığın yanında traktör romörkleri konusunda tek otorite olmuş.. traktör arkasındaki römorklara proje konusunda tek otorite.. 'Yiğit namıyla anılır' derler; bir de arkadaşı malak Ayhan abi mi vardı ?.. Şinasi'ye sordum çok kızdı 'abi sen napıyon ya! dedi.. 'Gözünü seveyim beni karıştırma, düşman sahibi mi yapacan sen beni, bişey değil bana da sebep olacan, öyle lakaplar makaplar..'
    ***
          Bir zamanlar veznecilerdeydi galiba, Bolu Yurdu vardı.. Bolu'nun İstanbul'da yaşatıldığı yerdi, nabzı orada atardı Bolu'nun.. Farzet İstanbul'da kayboldun yada parasız falan kaldın; daha kötüsü başın derde girdi birileriyle; aklına orası gelirdi.. Tuhaf bir duygu.. Orayı hayatında bir sefer bile görmemiş olsan yine öyleydi.. Aklının bir köşesinde dururdu orası, 'oraya giderim anasını satayım' derdin..
    ***
          "Ulan yeterse yeter bee!" diye isyan edip İstanbul'a kaçmıştık bir seferinde.. Önce 'Dünya Gazetesi'nde çalışan Bolu'lu bir arkadaşa gitmiş ona ulaşamayınca da tramvayla döne döne Bolu Yurdu'nu aramıştık.. Hic unutmuyorum; Tramvayda sadece biz varız, saat gece on civarları falan..Tıngır mıngır gidiyoruz hava da bir yağmurlu ki, soğuk, yağmur çamur o biçim. Bize göre inmemize de yüz metre ya var ya yok, inelim mi inmeyelim mi diye tereddütteyiz, sağa sola bakınıyoruz geldik mi diye..
    ***
          Ben vatman'ın yanına gidip müsait bir yerde durur musunuz? dedim, 'geçiyoruz galiba durur musunuz? Bolu Yurdu'nda inecektik de..! Nereden bileyim son durağa geldiğimizi.. Karşıdan gelen tramvaya binip bi yirmi dakka filan gidecekmişiz sonra tekrar birine soracakmışız.! O zamanlar "kargadan başka kuş, Kargasekmez'den başka yokuş tanımıyoruz, tramvay nerede durur nerede duramaz bilmiyoruz.. İndiğimizde kahkahalar atıyorduk.. Tek hatırladığım 'tığ teber şahı merdan' Bolu'ya kös kös dönüşümüzdü..'
    ***
         'Ulan hani keşfedeceklerdi bizi Arif' diyordum Bolu'ya dönerken; 'hani Yeşilçam'a çıkacaktık, Erol Taş'ın kıraathanesini bulacaktık? Hani, Bolu Yurdu'nda kalacaktık otele motele gerek yoktu.. Hani orada yurdun 'siyahi' görevlisini atlatıp yan taraftan 'süzülecektik' içeriye.. Hani yurda giremezsek Şişli'de Semih vardı, Şahap vardı, Tos Ahmet vardı.. Adil abinin oğlu Necip var diyordun çavuşlar tarlasından? "Hadi oldu da kimseyi bulamadık; gider Erdal'ı buluruz, Köstebek Arif'i..? Taksime uzanır Çetin Karageyik, Emin, Esat Palazoğlu'nu buluruz diyordun.. Yani sokakta kalmayız korkma!" diyordun..  Ee n'oldu şimdi..?

          Okul mokul tarzan marzan derken anılar depreşti, taa Gazipaşa Okulu'nda Bolu Yüksek Tahsil Derneği'nin verdiği yaz kursları vardı oraya gitti aklım.. Dünya ne kadar küçük; Mehmet abiye (Gündoğdu) o kursları anlatıyorum; hem de nasıl, ballandıra ballandıra anlatıyorum.. Adam da dinliyor beni; hiç bozuntuya vermeden dinliyor.. Sonradan daha fazla mahcup olmayayım diye düşündü herhalde 'Yahu' dedi, 'o ders verenlerden biri de ben miydim yoksa?'
    ***
           Bolu Yüksek Tahsil Derneği'nin o yıllarda topluca çekilmiş resmini gördüm sonra. Tabi çoğunu tanıdım, en başta da Eczacı Cahit Abi'yi tanıdım, Cahit Bıltır'ı.. Bilmeyen yokmuş; bir 'İspanyol meyhanesi' okurmuş Cahit abi; şarkı iliklerinize işlermiş.. Bize Gazipaşa'da ders verenlerden biri de oydu hatırladım onu. Bir de onun Bolu'ya ilk 'Triportör' denilen üç tekerlekli motoru getirdiğini hatırladım ve onu kullanan Diyarbakırlı Memo'yu..

       İspanyol meyhanesinde bir kadın, çığlık çığlığa şarkı söylüyor
       Belli yıkılmış bir kadın, hayli çirkin, hayli geçkin, ağlamaklı..

       Yeter, yeter, öleceksek ölelim,
       Haydi vur kendini şaraba, kedere ve aşka vur
        Daha içelim hey, daha içelim hey hey..
    ***
         Bakmayın böyle yazıyoruz ediyoruz, gırgır şamata falan filan ama, öyle değil tabii; tam öyle değil yani.. Hani diyor ya adam; 'herkesin bir derdi var, durur içerisinde' o hesap.. Veya, hani son şarkılarından birinde diyordu ya Zeki Müren; "siz beni hep ışıltılı, pırıltılı kostümler içinde neon lambalar altında Zeki Müren zannettiniz.." Aslında öyle değildi; "siz aslında Zeki Müren'den değil, yıllarca hep 'Mesut Bahtiyar' dan şarkılar dinlediniz.." o hesap..

                                                         

     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak