Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Evlat acısı.. Elmalık.. Kuğu.. Mektup..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    15 Aralık 2014

         Evlat acısı.. Elmalık.. Kuğu.. Mektup..
         Hani o bırakıp giderken seni,
         Bu öksüz tavrını takmayacaktın.
         Alnına koyarken veda busemi,
         Yüzüme bu türlü bakmayacaktın?
    ***
          Genç kız ölümünden sonra ağlamasın diye söz istemiş babasından.. 'Tamam' demiş Orhan Seyfi Orhon; 'ağlamayacam..' Baba kalbi, verdiği sözü tutamamış.. Kızı ile arasında geçen o son anı şiire dökmüş.. Ben bu şarkıyı bir aşk şarkısı sanıyordum.. Ölen evladın ardından yazılmış acıklı bir şiir miş meğer..
    ***
         Buna benzer o kadar çok şarkı var ki..'Artık yeşerecek bir dalım yok' da onlardan biri.. 'Yağmurlar yağsa da hoş, yağmasa da.. Bir başkası; 'Günlerdir içime çöktü ayrılık /Böyle boynu bükük duruşum ondan..'
    ***
           'Beni bırakıp burada/ Gitme güzeller güzeli' de öyle.. Evlat acısıyla yanan babanın duyguları anlatılmış bu şarkıda da.. Evladını trafik kazasında kaybeden, Mehmet Erbulan'ın duyguları.. Bir başka şarkı; 'Son buluşma serap gibi /Alıp gitti seni benden / İşte o an dünya durdu / Güneş söndü Sen giderken.. Bunda da evlat acısı var..
    ***
          70'li yıllarda tam otomatik çamaşır makinası aldığım yerdi 'Mehmet Cop Müessesesi' Yeni çıkmıştı o makinalar..  Sonra ayağımız alıştı.. Önce müşteriydik sonra ahbap olduk.. 1976'dan sonra da komşu.. Nazan'ın babasıydı, 'şeker kız' Nazan'ın.. Hayat dolu, esprili 'dalgacı' Nazan'ın.. Yıllar sonra taziye'ye gittiğimde çok üzgündü Mehmet abi.. Nerden duyduysam; 'Şeker hastasıydı değil mi Mehmet abi? diye sormuştum.. Çok üzgündü başını salladı.. Nazan'ın Trafik kazasında öldüğünü öğrendikten sonra çok utandım.. Bir kaç kez de eşinin vefatından sonra görüştük, tadı tuzu yoktu pek.. 'Haza beyefendi' derler ya; öyle biriydi Mehmet abi..
    ***
          Bir de Nilgün..! O pasaj'ın ismini unuttum şimdi.. Nilgün'ün Pasajdaki dükkanın açılışında ayaküstü konuşmuş çayını içmiştik hanımla.. Açılışta adettendir diye bir şeyler de aldıydık galiba.. Bolu'nun güzel kızlarıydı onlar, bizden birileriydi, akranımız.. Uzaktan hayranlıkla izlediğimiz hatta.. Karışık işler.. Masal gibi.. Hani çocukken elini tabanca gibi yapıp namluyu doğrultuyordun arkadaşına; ve ateş eder gibi yapıp "Kommen, kommen ! diyordun.. Ve 'sen öldün çık! diyordun.. Çıkıp geliyordu arkadaşın duvarın arkasından.. Öyle olsa keşke, kimse ölmese..
    ***
          Adın okunduğunda 'burada' diyebilsen eskisi gibi.. '1510 falanca ! dendiğinde zınk diye kalkıp 'burdaaa! diyebilsen mesela.. Bir de 'rozet niye takılmadı lan artist' dendiğinde sen bari gülmesen..Tavla atarken, zar yerine kesme şekerleri koyup atmasan fincanla.. Ovabaşlı taksici Mustafa amca gibi.. ('Son iki cümle olmadı abi' diyor bizimki 'ne alaka?diyor) 'yazdık bi kere Şinasi'cim.. Anlamıyorsun, lafa karışma..!
    ***
           ŞEKER RENGİ..
           İsmail abi ile biraz şeker rengiydik, baktım uzayacak, geçen akşam yanına uğradım.. Bir tarihte 'bir yerde oturalım dertleşelim, masrafları ben çekecem demişim, onu hatırladı. "Haydi Abbas! dedi, kıramadım.. Söz verdiğim yere 'Tahta Kuşlar'a gittik.. Masayı çınar'ın altına, 'Tuncer Kurtiz de burada otururmuş' dediği yere çektik.. Evde de içmiş İsmail abi, buradaki fazla gelince saçmalamaya başladı..
    ***
            Batsın bu dünya" dedi. Ben de 'batsın anasını satayım' dedim.. Büyükçe birer yudum daha aldılar Şinasi ile.. Baktım İsmail abi şaka ile karışık; 'getirin ulan mekan sahibini' falan demeye başladı, anladım işin tadının kaçacağını.. Bir bahane ile kalktık ordan.. 'Yine mevsimler dönecek/ yine yapraklar düşecek' diyorduk dönüş yolunda, bağıra bağıra.. Napacan? 'hep beraber! diyor adam.. Deli bile korkmuş sarhoştan..
          

          KUĞU..
          İngiliz basını "Kraliçenin parktaki kuğusunu bir Türk kesip yedi' diye yazmış.. Haberi okuyunca 'İşte bu! dedim 'Helal olsun..! Şaka falan sanmayın, bir geleneğe göre bütün beyaz kuğular Saray'ın sayılıyormuş İngiltere'de.. Ve her sene sayılıp, işaretlenen kuğular doğaya geri gönderiliyor.. İngiliz polisi bir gün Kraliçenin bir kuğusunun eksik olduğunu anlayınca izini sürmeye başlamış.. Bizim Hasan'a kadar uzanmış kuğunun izi.. Sormuşlar "Bir kuş gördün mü buralarda?" Hasan delikanlı adam.."Kuş mu?" diye sormuş..
    ***
          Hiç uzatmamış; "Yedim ama, sorun bakalım niye yedim? demiş.. 'Bi baktım kuş.. Uçtuğuna göre bu kuş dedim ve kesip yedim'.. Bir de lezzetliydi ki namussuz, yarısını da dipfriz'e attım.. İngilizler çok kızmışlar.. Olayın 64 yaşında bir de görgü tanığı var, 'çok korktum' demiş o da.. 'Çitten atladı, sonra kuğuyu yakalayıp üzerine oturdu.. Bir bıçak çıkarttı ve kuğunun kafasını kesti, gözlerime inanamadım..
    ***
           Münihte 'İsar' deresinde tül perde ile balık avlarken yakalanıp hakim karşısına çıkarılışımızı hatırladım bu olayla.. Yanlız Hasan'ın kuğunun üzerine oturması İngiliz'in onu uzaktan izlemesi.. Kriz geçirecektim gülmekten..Tavuk'çu Kamil vardı hatırlar mısınız? Onu hatırlattı bana bu haber.. Koltuğunun altında tavuk gezdirirdi satmak için.. Yılbaşına bir kaç gün kala da hindi.. Bazı tanıdık evlere servis yaptığını da bilirim.. İyice yağlansın diye her gün bir ceviz yutturanların olduğunu da.. Bazan temizlenmiş tavuk, Kaz ve Ördekleri Orta Hamamın caddeye bakan tarafında dükkanların önünde de görürdük.. Bir ağaç dalında asılmış müşteri beklerlerdi..
    ***
           Orta Hamam'ın duvarına yaslamış bir de polis kulübesi olacaktı.. Yanında Şerafettin Şenyüz'ün benzin istasyonu, Meyhaneci Çavuş'un tekel bayii.. Kökez'in henüz Bolu'ya gelmediği, iyi suyun eşeklerle Taşoluk'tan getirildiği, evlerin bodrumlarında toprağa gömülü küplerde saklandığı yıllar.. Size de öyle oluyor mu? yıllardır kullanılmadığı halde Tabaklar Hamamı'nın yanından geçerken buram buram sabun kokusu geliyor burnuma..

          ELMALIK..
         Bir şeyler tıngırdatıp hafiften mırıldanıyoruz. Kapı çalındı, açtık. Bir kızla bir oğlan, iki güler yüzlü genç.. Biraz da çekinerek 'Vitrine bakıyorduk, alaturkayı duyunca dayanamadık' dediler.. 'Bir mahsuru yoksa eğer..' Şaşırdık ama, buyur da ettik gençleri.. Çok hoş bir akşamdı. Gençlerden biriydi Musa .. Biz ona 'lepisdes Musa' dedik sonradan.. Öyle zayıftı ki, üflesen uçacak..
    ***
           İkisi de Elmalık'taki yüksek okulda okuyordu.. Üzerinden, otuz yıldan fazla zaman geçmiş.. Davudi bir sesi vardı çocuğun, unutmamışım.. Bir de terbiyesini ve nezaketini.. Sonra evlendiklerini duyduk.. Okul bitene kadar Alpağut Yolu'nda bir evde oturdular.. Yıllar sonra Balıkesir'de karşılaştığımızda sarmaş dolaştık olmuştuk.. bırakmadılar bizi..
    ***
           'Çok kötü koşullarda öğrencilik yaptık' diyordu.. Kayıt yaptırmaya gidenlere "Ankara tarafından, Bolu'yu geçince 18.km'de Bakırlı Köyü'nde in ve Çobanoğlu Cafe'yi bul. Okul işte tam onun karşısında!" diyorlarmış.. Adres böyleymiş o zamanlar..
    ***
           O kadar anımız var ki okulumuz ve Bolu ile ilgili diyor 'Lepisdes Musa' Bolu dendiğinde yüreğimiz hala hızlı hızlı atar.. Ara sokaklarda 'camında sabun kurutulan evler' Kışın mazotu donan ama her koşulda bizi okula taşıyan emektar otobüsümüz; ve onun sürücüsü Mustafa abi.. Gaz teli kopar, tel bağlar, içeriden kumanda ederdik.. 1983'de Mustafa abinin E-5'de elma soyarak giderken çizilmiş karikatürü bile çıkmış bir dergide..
    ***
           Son olarakta size kötü bir haber.. Elim gitmedi aslında ama yüzleşmek de lazım.. 1920'lerde Bolu'lu kadınların Ankara'ya gönderdikleri bir dilekçe var.. Bu dilekçe Bolu kamuoyundan gizlenmiş.. 23 Temmuz 1920 tarihli Hakimiyet-i Milliye ve "Bolu Kadınlarının Erkeklere Hitabı" baslığıyla Kastamonu'da çıkan Açık Söz gibi gazetelerde de yer almış..
    **
           Bolu Mutasarrıflığına verilen dilekçe..
          'Erkeklerin acizliği ve Allahın emirlerine karşı itaatsizliği yüzünden düşmanın Bursa'ya kadar geldiğini eski padişahlarımızın yattığı mezarları yıktığını gözlerimizden kanlı yaşlar akarak işittik. Erkekler vazifelerini yapmayacak, dinlerini, vatanlarını zevce ve hemşirelerini muhafaza etmeyecek kadar aciz ve lakayt ise, düşmana karşı koymak için bize ruhsat verilsin. Topraklara gömerek paslandırdıkları silahları bize versinler. Irz ve namusumuzu biz kendi elimizle müdafaa edeceğiz. Onlar evlere kapansınlar da zavallı cancağızlarını korusunlar. Elbette bir gün ruz-ı mahşerde kendileri ile yüz yüze geleceğiz. Allah'ın inayetiyle kendimize güvendiğimizi arz eder, bir an evvel cepheye sevk edilmemizi istirham ederiz..
             Bolu Müdafaa-ı Vatan Gazi Kadınlar Cemiyeti..
             Neyse fazla uzatmayayım ben..
             Hoşça kalın..
                                                            

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Masa Sandalye Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak