Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

 Güneş Hanım.. Tapucu.. Petroçelli.. Pierre Loti..

Erdoğan Mühürcüoğlu

 Güneş Hanım.. Tapucu.. Petroçelli.. Pierre Loti..
    8 Ekim 2016

     Güneş Hanım.. Tapucu.. Petroçelli.. Pierre Loti..
          Hanımı Ankara'ya gönderince yine yalnız kaldık.. Alt kattaki komşuya görünmeden; balkondan bir şeyler silkeledim.. Tam içeri girecem, baktım, Şinasi Sokak kapısının önünde oturmuş beni bekliyor.. Yanında da alt kattaki komşu.. Yorgun olmasam gülecem de; Hangisine? Alt kattaki komşuya yakalandığıma mı, Şinasi'nin teklemeç çoraplarına mı?
    * * *
           "Bolu'lu Cemal Pehlivan'ın "Bakır yırtan Salih Pehlivan" ile yaptığı bir güreş var; Onu anlatacakmış Şinasi, o yüzden gelmiş.. Kapının zilini duymamışım, "ağaç olmuş" aşağıda..
    * * *
           Ferda'yı, Afer Abi'yi, Cevat'ı filan biliyordum ama; bir de "Zelzele Yakup" çıktı başımıza.. Şinasi "Zelzele Yakup'un kaptanı olduğu otobüsle İstanbul'dan Sinop'a asker ziyaretine gidişini anlattı.. Gerede - Karabük arasında da çalışmış zelzele Yakup.. Dodge marka burunlu bir otobüsü varmış o güzergahta.. Ben çok sevdim bu lakabı yaw.. Vallahi.. Zelzele Yakup !.. Bayıldım.. Böyle bir lakap bulamadık kendimize..
    * * * 
          Beni şaşırtmak hoşuna gitti galiba "Allah bilir sen "Kanadı Kırık" Halit'i de duymamışsındır" diyor.. Vallahi duymadım.. Eski şoför abilerimizdenmiş o da.. Geredeli zelzele Yakup ve "kanadı kırık" Halit abi.. Hani derler ya; hey gidi günler hey..! Rahmet olsun ikisine de..
    * * *
          TAPUCU..
          Tapucu abi'yi karşımda görünce hem şaşırdım hem de sevindim.. “Abi” dedim “ne güzel tesadüf bu, ne arıyorsun buralarda?” Biraz şaşırdı.. Güre'ye gidiyormuş.. "Sen ne yapıyorsun? gibi bir şeyler mırıldandı.. “Ben 20 yıldır buralardayım abi" dedim "1993 den beri buralardayım.."
    * * *
          Belli ki benimle Akçay arasında bir bağlantı kuramadı.. Yüzüme boş boş bakıyor.. “Ya, kusura bakma arkadaş, ben seni çıkaramadım” dedi birden.. “Çok değişmişsin.. Yani hatırlar gibiyim ama; çıkaramadım.." 
    * * *
          Oturduk, sohbet ettik.. Bolu'ya altmış birde gelmiş.. O günden bugüne hep bir film platosu gibi görmüş Bolu'yu.. "Sıkıldığım anlarda kendimi iyi hissedeceğim yerler buluyordum" diyor.. Boluspor'un antrenmanlarına gidiyordum.. Naci Özkaya zamanları.. Açık tribün bile yok daha.. Kaplıcaya gidiyordum.. Havuz, harharlık, takunyalar, peştemallar, hamam tasları.. Bambaşka bir dünya.." 
    * * *
          "Bir tabutun arkasından karları yara yara gittiğimiz Yozgat Mezarlığı.. İnsan ruhunu rahatlatan etkisi var mezarlıkların.. Safiye halanın ayak ucundaki "suluk" tan su içen bir kuş görüyorsun mesela.. Ya da eski Muhtarın mezar taşına tutunmuş bir kelebek.. Yaşamla ölümün farklı şeyler olmadığını anlıyorsun.."
    * * *
         "Rüya gibi günlerdi.. Okuldan dönerken, Işıklar yanardı evlerde.. Vitrin camında saçımızı taradığımız dükkan.. Önünden geçerken "nasıl görünüyorum" diye dönüp dönüp baktığımız vitrin.. Çakmaklar Çamlığı'na, sulama havuzuna giderdik yüzmeye.. Kollarımızda can simidi niyetine su kabakları.. Bugün öyle mi? Bugün yüzmeyi olimpik havuzlarda öğreniyor çocuklar.. Sonra büyüdük, hayatın para kazanmak, ev geçindirmek gibi oldu bittileriyle karşı karşıya kaldık.." Tamam abi ! dedim "Ağlatacan yaw..!
    * * *
           “Ah be üstadım.. Hayatta hiç bir şeye olmaz demeyeceksin..
          Demeyeceksin işte.. Başına gelir yaşarsın.. 1960-1961'di galiba.. Sanat Okulu'ndayım.. Hastaneden bozma taş bir mektep sanat okulu.. İçinde Halil Şencan, Sadık Vayvay, Recep Karban, Zeki Tamer, Muzaffer Gökten falan var.. Sonra Haydar bey, Tatar Osman, Satılmış bey, Mehmet Kırım.. Müdür de sanırım Zeki Erdemol.." 
    * * *
         "Vee güzeller güzeli İngilizceci Güneş Ersoy.. 20, bilemedin 25'inde o zamanlar.. Güler yüzlü, güzel bakışlı.. Çalıkuşu filminin Feride'si tabiri caizse.. Benimle çok mu ilgilenirdi, yoksa bana mı öyle gelirdi; aşık olduydum galiba.. Yabancı filmlerde oluyor ya, bir öğretmen geliyor; Tüm sınıf, hatta tüm okul aşık oluyor kıza.. Ayıp değil; ilkokulda öğretmenine aşık olup kapısına dayanan varmış literatürde.."
    * * * 
           "Eşimin vefatından sonra İstanbul'da Kozlu Mezarlığı'nda rastladım Güneş Hoca'ya.. Mezarların arasında yürüyorum, başımı kaldırdım; Güneş Ersoy..! Nasıl şaşırdım.. Eşimin mezarıyla arası sadece 50 metre.. Bolu'da Muzaffer Hoca'nın (goca Muzaffer) bir akrabasıyla evlendikleri geldi aklıma.. Bir süre sonra da boşandıkları.." 
    * * *
          "Biraz süzülmüş, yaşlanmış gibiydi o günlerde.. Oh olsun demiştim içimden.. Sen misin kocaya giden, oh olsun..! İstanbul'a döndükten sonra yeniden evlenmiş.. Daha sonra öz oğlu tarafından vahşice öldürüldüğü haberi geldi.. Bostancı'da, sahildeki kayalıklara oğlu tarafından atıldığı haberi.." 
    * * *
          "Güneş hocanın mezarı gibi, yanından destursuz geçemediğim bir başka yer de, Beşiktaş'taki yaşlı bir çınar.. Bir aracın virajı alamayarak çarptığı asırlık ağaç.. Ne zaman Beşiktaş'a gitsem, ne zaman yolum o caddeye düşse "hangisiydi? diye bakınır dururum ağaçlara.. Petroçelli'yi hatırlarım.."
    * * *
            PETROÇELLİ..
           "Petroçell; hem ilkokuldan hem de Bolu talebe yurdundan arkadaşımdı benim.. En son Sultanahmet'te, büyük adliyede çalıştık birlikte.. Florya'ya denize giderdik pazarları.. Ümran, Asuman Petroçelli ve ben.. Çok az kişi bilir Petroçelli'nin hikayesini.. Arkadaşı Ümran, Kıztaşı'nda bir tekstil atölyesinde vardiya amiriydi o sıralar.. Sözlenmişlerdi.. Nişanlanmışlardı hatta.."
    * * *
          "Sonra dargınlıklar oldu, ayrılıklar.. Çok basit, boktan sebeplerden çoğu da.. İkisi de inatçıydı, ikisi de yelkenleri hiç indirmedi.. Hayat işte.. Bir de siyah beyaz fotoğraf var o yıllardan kalma.. Ölen arkadaşlar var içinde.. Yükünü tutanlar, makam, mevki sahibi olanlar, yoksul düşenler.." 
    * * *
          "Ah be Erdoğan ! Nereden açtın bu konuyu.. Dile kolay.. Yıllarca bir aradasın.. Gençlikte, yaşlılıkta, sağlıkta, hastalıkta.. Sonra bir gün, biri, “tık” diye gidiveriyor.. Bu, sırtını dayadığın duvarın hiç beklemediğin anda yıkılması gibi.. Ölüm zaten acı demek ama, birinin eşini kaybetmesi çok farklı.. Hele erkeğin durumu; feci.. O yüzden en iyisi erkeğin önceden gitmesi.. Vesselam.."
    * * *
          PİERRE LOTİ..
          Fırka'ya 'Furuko Tepesi' diyeni duydum da "Pierre Loti"ye benzetenine ilk defa rastladım.. "Orta Hamam'ın üzerinde; Ciba'nın garson; babasının da ocakçı olduğu kahvede oturuyoruz" Eee? "Tam karşımızda Pierre Loti..! "Pardon" dedim "tam karşınızda neresi? "Fırka..!
    * * *
          Hakkaten ya! "Pierre Loti" den ne eksiği var ki Fırka'nın? İkisi de bir tepede, ikisi de bir mezarlığın üzerinde değil mi..? Orası, "Fransız yazar geldi, çay, kahve içti" diye meşhur olduysa, Fırka'ya da Başkan Roosevelt'in Halazade'si geldi birader.. Hem de kaç kere.. Bir yerde okumuştum; Kadın bakmış ki tüm şehir "ıldır ışık" ayaklarının altında; "ölürüm de içeriye girmem diye tutturmuş.. "Dışarıda arabamda gecelemek istiyorum.." Neyse uzatmayalım, bu günlük te bu kadar olsun.. Hoşça kalın, kendinize iyi bakın..
    * * *
            Yazıyı bitirdik ama son yorum da bizim çaycı'dan geldi.. "Abi Tecavüzcü Coşkun'dan korkmuştur sizin Amerikalı" diyor.. "Gelir de gazozuma ilaç atar diye düşünmüştür.." Hahahaha.. Coşkun için güzellik falan da fark etmiyormuş.. Nefes alsın yetermiş.." Tövbe estağfurullah..
                                                   Erdoğan Mühürcüoğlu 
     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Koltukları Cafe Sandalyeleri Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak