Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Lamia Müjgan.. Deprem.. Hatice.. Sümerbank..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    2 Şubat 2015
          Lamia Müjgan.. Deprem.. Hatice.. Sümerbank..
         1944 yılında yaklaşık dört bin kişinin öldüğü Bolu Depremi'ni ilk defa bu kadar ayrıntılı olarak dinledim.. Hem de Bolu'lu olmayan birinden.. O yıllarda babasının görevi nedeniyle Bolu'da bulunan, Tabaklar Mahallesi'nde, eskiden Hükümet Konağı olan evde oturan ailenin en küçük oğlu Özcan'dan..
    ***
          Hani yıllardır görmediğiniz yerler vardır, aklınızdan bir türlü çıkaramadığınız.. Bazı yerleri unutulmuş eski bir rüya gibidir, anlatırken takılırsınız.. 16 Ağustos1935 Cuma günü Bolu'da sabah ezanları okunurken dünyaya gelmişim' diye başlıyor Özcan bey.. 'Bolu'nun güzelliği ile meşhur Ayşe ebesi bulunmuş doğumumda.. Göbek adımı da o koymuş, benimkinden olsun demiş. Güngör olsun.."
    ***.
           "Gazinodan geldim' diyor, 'çaydanlığı masaya koydum, sık sık yaptığım gibi, bizim ailenin Hayatında önemli bir yer tutan Bolu'yu, çocukluğumu, mahalle arkadaşlarımı düşündüm.. Hükümet Konağı karşısındaki askeri mahfelde, havuz kenarında oturup çay içmelerimizi, Karpuz kollu, etekleri fırfırlı elbisesi olan komşu kızını.. Karaçayır'da kafayı çekip, tabaklardaki evin bahçesinde kuyu suyuyla ayılttığımız komşumuzu..
    ***
          Şehre elektrik veren jeneratörün her gece saat onbirde indirilen şalteri, şehirde peş peşe yanmaya başlayan gaz lambaları.. Bolu'lu iki yardımcı abla; güçlü kuvvetli, tuttuğunu koparan deli Emine ile Sonradan gelen Şerife.. Ağır kış şartlarında altına kızak taktıkları öküz arabalarıyla dağdan odun getiren köylüler.. Sabah akşam hep birlikte olduğumuz, Mahfel'de oyunlar oynadığımız 'Sarı Keleş Mustafa, Bülent, Sermet, Gönül, Suna, Özcan, Sabahattin.."
    ***
          1978 yılıydı.. Blr şarkı yapmalıyım dedim ve bu şarkı buram buram Bolu kokmalı.. Annemin Bolu'daki yılları olmalı, zorlu, meşakkatli yılları.. Alman Harbi, deprem, kara kış, sonradan kaybedilen iki evlat.. O gece sözlerini yazıp kendi kendime mırıldandığım şarkıyı bir ay geçmedi, tüm Türkiye ile birlikte söyledik..
    ***
         ANNEM..
        Kulağımdan gitmiyor ninni sesin.
        İçimdesin, içimden derindesin.
        Gördüğüm herşeyde, sevdiğimdesin..
        Anlatılmaz, öyle güzel birşeysin.
        Gözümün nuru annem,
        Ömrümün güneşi annem,
        Şu kalbimin ateşi annem,
        Ayırmasın seni Allah benden..
    ***
          FOTO CEVAT..
          Bolu anılarını anlatan kişi ünlü bestekar Tamburi Özcan Korkut.. Özcan Bey benim doğumumdan on beş sene öncesinden başladığı için, anlattıklarının çoğuna 'fransız'ım.. 'Depremde çadırları bir tepenin üzerindeki eski bir mezarlığa kurdular' deyince 'hah işte' dedim Fırka orası.. Hatta yazdım bile.. Sonra aklıma Atatürk'ün depremden çok önce Fırka'ya geldiği, Halkevi'nde kaldığı geldi.. Orada mezarlık falan olmadığı.. Yarım sayfa 'Fırka'daki mezarlık' diye yazdım, sonra jeton düştü düzelttim..
    ***
          Özcan Bey'e dönersek.. '1943 yılının şubat ayında, son yılların en soğuk günleriyle boğuşuyorlarmış Bolu'da.. Bolu'nun tek fotoğrafçısı Cevat Bey babasının en yakın arkadaşıymış.. Onunla ilgili bir anısını anlatıyor.. Bir hafta sonu konu komşu toplanıp kamyonla Abant'a gitmişler.. Yenmiş içilmiş şarkılar türküler söylenmiş.. Özcan Bey'in annesi Lamia Müjgan Hanım ve Foto Cevat, birlikte keman çalıp şarkılar söylemişler.. Vakit nasıl geçmiş?, hava ne zaman kararmış? kimse anlayamamış..
    ***
          'Boluya doğru kamyonla yola çıktık' diyor Özcan Bey.. 'Yolda Cevat Amca şoför mahallinin arkasını yumruklamaya başlayınca durduk.. Baktık ki gençlerden birinin başı yarılmış, kanlar içinde.. Yanından geçtiğimiz samanlığın yola sarkan direği çarpmış başına.. Çevirdiğimiz bir araba yaralı genç'i almak istemeyince hiç unutmam, tabancasını çekip şoförün başına dayayan Cevat Amca'nın 'son duanı yap o zaman' deyişi vardı şoföre.. Filmlerdeki gibi.. Operatör Kudret Üge, pijamalarıyla karşıladı bizi hastahanede.. Ameliyata da pijamalarıyla girdiğini hatırlıyorum..
    ***
          DEPREM..
          Saatler beşi yirmi geçiyormuş.. Müthiş bir gürültüyle sallanmaya başlamış her taraf.. Ardından da evlerin çatırtıları ve yıkılma sesleri.. Zifiri karanlıkta kimse kimseyi görmüyor, yıkılan evlerden insan çığlıkları yükseliyormuş.. Bir buçuk metre karla kaplı bahçeye zar zor inebilmişler..
    ***
          Binlerce kişinin can verdiği, birbirinin üzerine çöken, bazılarından hala feryatlar, iniltiler gelen evler.. Her zaman yaz tatiline gittikleri Seyit Köyü muhtarının üç katlı tuğla evi de yerle bir olmuş.. Mustafa Hoca ile ailesinden on üç kişi de 'yerle bir olanlar' arasında.. 'Binlerce ölü defnediliyordu şehirde' diyor Özcan Bey.. Eskiden mezarlık olduğu bilinen tepeye çadırlar kurulmuştu.. Mezarlıkta koca bir mahalle.. Kazılan tuvalet çukurlarından kafatasları ve kemikler çıkan..'
    ***
          Zamanla yavaş yavaş komşuluklar, çadır ziyaretleri başlamış, şarkılar türküler bile söylenmiş hatta.. Nezahat Arat'ın okuduğu çok meşhur bir şarkı varmış o sıralar 'Kalbini kalbime kat- Beni aşkınla yaşat' Bunun sözlerini değiştirerek kendi durumlarına uydurmuşlar..
    *
         'Kalbini kalbime kat
         Beni aşkınla yaşat
         Ne tatlı rüya imiş
         Çadırda geçen hayat'
    *
          Özcan bey'in anıları o kadar çok ki.. Burada keselim en iyisi, sonra belki tekrar döneriz..
    ***
           HATİCE..
           Eğer bir olay gazetelerde birkaç satır bile olsa yer aldıysa; ve toplum ciddi şekilde etkilenmişse bu olaydan, hemen bir destancı gidermiş olayın yaşandığı yere.. Ne oldu ne bitti? öğrenir, bir şiir yazarak destanlaştırırmış olayı.. Haberin yayınlandığı gazeteden bile çok satarmış bu destanlar.. Milli Kütüphane arşivinde muhafaza edilen 1940 ile 1960 yıllarına ait 'örnek' destanlar var.. "Bafra'da anasını keserken taş olan gencin destanı" "Yıldızeli'nde kendini asan Güldeste'nın acıklı Destanı.." gibi
    ***
          Bolu Pazarı'nda çok destan dinledim ben.. Hatta gün oldu destancının peşinde dolaştım akşama kadar.. Bolu'nun da var böyle destansı bir kaç hikayesi.. Hele bir tanesi..! Destanı yapılmış mıydı bilmiyorum ama, çok konuşulmuştu.. Gazetede çıkan birkaç haberi koydum buraya.. İsimlerin üzerini kapattım..
    ***
          Her şey birdenbire olmuş. Birdenbire nevri dönüvermiş kadının; Elinde kocaman bir bıçakla yürümüş çocuklarının üzerine.. Sürü sürü, kuşlar geçiyormuş o esnada yükseklerden, çığlık çığlık.. (buraları ben uyduruyorum) Gerçekte olmayan sesler mi dersin, görüntüler, renkler mi dersin, düğünler dernekler mi? Her şey birbirine karışmış..
    ***
          Görevliler geldiğinde çocukların başındaymış kadın, çömelmiş konuşuyormuş onlarla.. Toplayıp götürmüşler hepsini.. Anneyi, çocukları.. Çocukların oyuncaklarını hatta.. Zıpzıp' larını filan.. Baba? 'Baba bunlar yaşanırken, Sümerbank'ta, iş yerindeymiş.. Tarih 12 Mart 1960.. Düşündüm de bu Sümerbank'ta da ne kadar çok Arif çalışmış.. Say! deseniz bir anda beş kişi sayarım.. Başta bizim Arif, Kırşehirli olan, sonra Akpınardan Arif amca, bir de bu hikayede var etti üç..
    ***
         HAYAT DEDİĞİN..
         Hayat dediğin nedir ki? Hiç beklemediğin bir anda tık diye gidiyorsun.. Alıp götürüyorlar seni.. Evde hala yatağın sıcak, kol saatin hala çalışıyor komodinin üzerinde.. Bizim mahallede biri vardı ismi lazım değil, 'Ohoooo diyordu daha 30 sene alacaklıyım Allah'tan.. Bir hafta geçti geçmedi; Büyük Cami'de cemaatin önünde buldu kendini.. 'Er kişi niyetineee..!" Sonra ne mi oldu? 'kız gibi" dediği arabasını sattılar önce, üstünü başını da birilerine verdiler.. Ne cebindeki muktar çakmağı kaldı, ne de yeleğinde köstekli saat..
    ***
          Bir tek kapının önünde ayakkapları kaldı.. Kimse almadı.. Mahallede 48 numara ayakkabı geyecek adam mı var? 40 dan sonra burnuna pamuk koymaya başlıyoruz biz.. Hahahaha vallahi böyle.. Ases Amca olsa! ortalama biraz yükselebilirdi belki.. Benimki mi? benimki kırk dört..
    ***
           Biz memur ailesi olduğumuzdan Sümerbank'tan geyinirdik.. Babam rahmetli 'Arif efendi' derdi 'benim oğlan gelecek, sana zahmet bir çift ayakkabı ver ona, ' Model renk menk farketmezdi o zamanlar, yeterki ayağına olsun.. Bir tekerleme var ya; 'aşşa çarşıdan geyinir, limon golanyası sürünür' diye..Bizde öyle aşşa çarşı yokar çarşı yok.. Bizimki Sümerbank halk pazarı.. Bayan olarak da bir tek Mürvet teyze vardı orada.. Paket servisindeydi.. Eskiden sırf paket yapan bir de memur oluyordu Sümerbank'ta.. Şaka gibi.. 'Ne iş yapıyorsunuz? 'paketçiyim efendim, paket yapıp poşete koyma sorumlusuyum.. Hahahaha..
    ***
         'Abi hiç uğraşmıycan' diyor benim hemşerim..'Böyle şeyleri mesele etmeyecen.. Bir iki gün önceden camiye gelen ayakkabıları ve numaralarını tesbit edecen.. Cemaat tam rukude iken.. 'Eeee? Terlikleri çıkarıp.. Eeee? Yeni olan, altları kösele olan bir ayakkabıyı geçiriverecen ayağına.. Korkma! yanmayan kefenler de çıkmış nasıl olsa.. İnternette satılıyor kapış kapış.. Cehennemin en 'harlı' ateşine bile dayanıklıymış hem de..
    ***
           'Yok lan' dedim 'bizde şans yok, terlikleri çaldırıp, takunyalarla kalmak var caminin önünde.. Bizim bi arkadaş vardı ona oldu aynısı.. Münih'te 'Freimann' Camisi'nin takunyalarıyla üç vesait değiştirerek gidebildi evine.. Onu Metro'da almanların arasında otururken düşündükçe yerlere yatıyorduk.. Ayağında caminin takunyaları..
    ***
         'Hayal bu ya; Tuna Kahvesi'nde olsam şimdi' dedim Şinasi'ye.. Cihan da olsa, hatta elma soyarken 'şunu da yi ! diyerek uzatan abi de.. Sonra Uygurların mahallesine gitsem, camdan baksa birisi.. El sallamalar mı dersin, nanik yapmalar mı dersin, gözlerini şaşı yapıp güldürmeye çalışmalar mı..? Yaz sıcağında arasta içinde dolaşsam mesela serin serin.. Kürşat'a uğrasam, Mehmet Kain'e uğrasam çaylarını içsem beleş.. Ama mezbahaya giden at arabasının arkasına mutlaka takılsam, takılmadan dönmesem Akçay'a.. Ben arabacıdan kamçıyı yiyince Aktaş Kahvesi'nden çıkan biri arabacıya din,iman dümdüz gitse..
    ***
            Şinasi şaşkın..! Korktu benden; 'abi iyimisin? diyor.. Tırlattım zannetmiş..
    Hoşça kalın..

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak