Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Deli Şemsi.. Baki Bey.. Tekerlek..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    25 Ağustos 2014
          Halil İbrahim, Japonya'da caddelerde dolaşan kutsal geyikler vardı onu paylaşmış geçen gün.. Geceleri şehir dışına çıkıp otluyor bu geyikler, gün ışığında tekrar dönüyorlar yerlerine.. Bütün ihtiyaçları özel görevliler tarafından karşılanıyor.. Dün akşam da buna benzer, Hindistan'da çekilmiş bir belgesele rastladım.. Burada da sırf fareler için yapılmış çok büyük bir tapınak anlatılıyordu.. Binlerce fare var tapınakta ve onlardan bulaşan hastalıktan adeta kırılıyor kasaba halkı.. Farelerin ilk yaşamlarında kral olduğunu öldükten sonra da fare bedenine bürünerek yeniden dünyaya geldiklerini iddia ediyor şehrin bilge kişileri..
    ***
          Eski krallarını yine 'krallar gibi' besliyorlar.. Peynir, kuru yemiş, sütlü, tatlı aklınıza ne gelirse var önlerinde.. 'Yahu fare beslenir mi? inanca bak! Madem ilk yaşamında kral'dın, şimdi ne oldu da sıçan oldun..? Diyeceksiniz ki neden kimse bi şey demiyor? 'nası desin? linç mi etsinler adamı.. Hindistan'da İnekler yolun ortasında yatıyor, sıkıysa bi korna çal da gör gününü.. Arabalarından inen levyeli, çekiçli adamların saldırısına uğrarsın..
          DELİ ŞEMSİ..
          Kimseye 'mahna' vermemek lazımmış.. Bugün İsmail abi ile plajdaydık, bedava şemsiyelerden birinin altında.. Sohbet ederken fare'li mareli bir şey yazacağımı anlayınca 'uzaklara gitmene gerek yok abisinin' dedi.. 'Bolu'da dükkanında fare besleyen 'Deli Şemsi' vardı, onu yaz.. Deli Şemsi Abi'yi bi yazarsam Brezilya dizisi gibi uzar, bitiremezmişim.. 'Boyundurlu Ahmet, Kambur Yiğit, Kama Talat, bunlar da meşhur adamlar bunları da yaz, bi tek Yanık Hayri ile olmaz' çeşmeleri yazdın çeşme oluklarından hayvanların 'cozur, cozur' su içtiklerini de yazdın..'bu hayvanları Karaçayır'da kim güdüyordu yazdın mı? Hayır, yazamadın.. Çünkü Hergeleci Halim Efendi'yi tanımıyorsun..! Hergeleci Domdom Ali dersen olmaz.. Eksik olur..!
    ***
          Şemsi Abi'nin dükkanında boynuna zil takılı bir fare varmış.. Aklı sıra zil sesini duyan fareler anında kaçıyor 'toz oluyorlar' mış dükkandan.. Kediye taksa zili hadi neyse; ama, bu şaka gibi.. İsmail Abi tarif edince hemen hatırladım.. Polis emeklisi olduğu söylenirdi.. Tapu dairesinin oralardaydı dükkanı.. Taksici Cevdet Abi'nin, Pala'nın müşteri beklediği taksi durağının oralarda.. Yemeğini orada pişirir, çayını orada demler, tamir için gelen hurdaların arasında gaz ocağı, şemsiye, ütü, fırın gibi şeyler tamir ederdi.. Bir de radyosu vardı aklımda kalan.. Sabah açılan ve bir daha asla kapanmayan..
          Ah yalan dünya.. Yalan dünyada,
         Yalandan yüzüme gülen dünyada.. ne kadar çok dinlerdi..
    ***
         Bisikletiyle geldiğini taa uzaklardan, ıslıkla şarkılar çalışından anlardınız.. Son gördüğümde dükkanın penceresinden 'cılız ampullerin aydınlattığı' bir sokak düğününü izliyordu.. Bahçelievler'deydi galiba dükkanı en son.. Karanfil sokaktaydı gibi kalmış aklımda.. Bir de Düzceli berber'de rastlamıştım Şemsi Abi'ye.. Esentepe Oteli'nin altında.. Kafası bozulmuş; 'hadi lan Allah'ın köylüsü' diyordu berbere 'Yüürrüü! Allahın abalısı!.. Hatırlayan vardır belki, Taşhan'ın arka sokağından fırkaya çıkarken sağda en son binanın altındaydı o berber dükkanı..
    ***
          Çocukluğumuzda hafızamıza kazınan çok kötü bir anısı vardır o sokağın.. Meczup'un biri arkadan yavaşça sokulduğu kapı komşumuzu o sokakta bıçaklayarak öldürmüştü.. Durduk yere, sebepsiz.. Daha önce yazmıştık hatırlamışsınızdır.. Nereden nereye..Cevat abi.. Düzceli berber'in oğlu, onu hatırladım.. Tophane'de Alman irtibat bürosunun avlusunda rastlamıştım.. Kim verdiyse o yetkiyi, elinde bir söğüt dalı, Hoparlörden isimleri okunan Almanya yolcusu vatandaşları gruplar halinde topluyor 'ip gibi' diziyordu.. 'Ulan vallaha Helal olsun' demiştim 'sen şu kirpi saçlı Cevat abiye bak hele!'
          ABDÜLBAKİ BAKİ BEY..
          Çocuk milleti neyi yapma diyorsan onu yapıyor.. Çok enteresan.. Evde 'Mıskal kamışı' gibi dizilmişler, gözleri de korkudan fal taşı gibi açılmış, film izliyorlar.. Hem de hangi filmi.. Bir sürü CD'nin arasından bula bula 'Yeraltı mezarları'nı bulmuşlar o'nu.. Onları postalayıp biraz da ben baktım filme.. Belki izlemişsinizdir.. Şehrin altında karanlık bir dünya ve ilk defa Paris'e gelen genç bir kadın var.. Genç kadın 'yer altı mezarlığı' denilen yerde bir partiye katılmak için gelmiş.. Burası labirent gibi, tünellerden oluşan bir yer.. Bir ara arkadaşlarından ayrılıp karanlık tünellerde dolaşan genç kadın çok geçmeden birisi tarafından izlendiğini fark ediyor..
    ***
          Köroğlu Apartmanı'nın bodrum katında Baki Bey isminde bir röntgen mütehassısı vardı.. Şimdiki Barış Pastanesi'nin tam altına denk geliyor orası.. Sabahattin Kocadağ'ın pastanesinin tam altına.. Filmi izlerken orayı hatırladım.. Öyle bir muayenehane ki, iki ucuna basket potaları koysan, turnuva düzenlersin.. O kadar büyük.. Doktorun adı Abdülbaki imiş eskiden, ama kolaylık olsun diye kısaltıp Baki yapmışlar..
    ***
          Abdülbaki'yi kısaltıp Baki yapmışlar ama adamın soyadı da Baki.. Hani Şener Şen'in 'İkinci bahar' dizisinde lokantasında Hanım isimli bir eleman vardı.. Şener Şen diğerlerini 'Ayşe hanıııımm!, 'Fatma hanııııımm! diye çağırırken onu da 'Hanım hanııımm! diye çağırmak zorunda kalıyordu.. Aynen öyle.. Baki Baki bey..!
    ***
         Nasıl korkardım oradan.. O yıllarda da elektrikler sık sık kesiliyor, zifiri karanlık oluyor orası.. Karanlık neyse de 'ölümü hatırlatsın' diye bir köşeye de gerçek bir 'kafatası' koymuş Baki bey.. Biraz dikkatli baktığımda 'kuru kafa' sanki sırıtıyormuş gibi geliyor bana.. Zaten ailecek de yatkınız bi işarete bakıyoruz, tırlattım tırlatacam..! Bizim millet de pek sever bu işleri.. Neler uydurdular neler, 'göz kırpıyor' diyen bile olduydu kuru kafaya.. Baki Bey'de alem adam, daha orijinal olsun diye bir de Arapça alın yazısı yazmış rahmetliye?.. hahahaha! vallahi böyle..
           RESMİY'ANIM..
           Yener abi (Bandakçıoğlu) bir yazısında 1950'li yıllarda ülkede bazı malların temininde sıkıntılar yaşandığını, özellikle de lastik, yedek parça ve kamyon gibi vasıtaların karaborsaya düştüğünü anlatmış.. Her ilde kurulan komisyonlar marifetiyle kura çekerek ihtiyaç sahiplerine veriliyormuş bu tür malzemeler.. Yani sen parayı hazır edip gidiyorsun, vezneye parayı yatırıp çekilişi bekliyorsun.. Çıktı çıktı, çıkmadı artık bir dahaki çekilişe.. Hacı adayları gibisin yani, şansın varsa piyangodan ismin çıkıyor gidiyorsun.. Veya ilk tayini çıkan öğretmen adayları var ya, onlar gibi.. İsmin okundu mu başlıyorsun göbek atmaya..
    ***
          Mahallede kamyoncu bir komşumuz vardı.. Ali Yanardağ'ın evinin tam karşısında.. Dün gibi hatırlıyorum; Bir sabah bahçe kapılarının şak şak şak! çalınmasıyla uyanmış 'ne oluyor' diye elinde pantolon heyecanla koşmuştu pencereye.. Aşağıdan Vahit Abi 'müjde! iki tane tekerlek çıktı sana piyangodan, kuran çarpsın sana çıktı! ' deyince adam az kalsın aklını zayi ediverecekti 'deme lan! deyip durmuştu.. "Bekle Vahit! pantul'u geyin hemen geliyan..!"
    ***
           Evde bir bayram havası.. O tarihte meşrubat falan ne gezer? sokakta Resmiye Hanım'ın tekerlekleri kutlamak için dağıttığı lohusa şerbetinden içmiştik birer bardak.. Yener Abi köşesinde Keresteci Ferhat Doğutürk'e de İtalyan malı çok sağlam ve nitelikli bir kamyon çıktığını yazmış.. O yıllarda bütün dünyamız mahallemizdi bizim, o yüzden şehirde ne olup bittiğini pek bilmiyorduk..
    ***
           ZATEN YOKTULAR..
           Bir de Edip Bey'in bir anısı çok şaşırtmıştır beni.. Yazının sonuna da onu sıkıştırayım.. Esnaf arkadaşlarla dükkanın önünde otururken yanımıza gelmiş; laf nereden açıldıysa 'Şikago Havaalanı' na yaptığı maceralı bir inişini anlatmıştı.. Ağzımız bi karış açık dinlemiştik.. Bir yandan onu dinliyor bir yandan gözümün ucuyla onu süzüyordum.. Ayağında kara lastikler sırtında soluk, yıpranmış bir pardesü, koluna taktığı içinde birkaç kitap olan kocaman sepet.. Yani adamın geçmişini bilmesen anlattıklarına 'deli saçması' der geçersin.. Adam Şikago havaalanına uçakla inişini anlatıyor.. Bir de aşkları vardı Edip Bey'in, Atilla İlhan'ın şiirindeki gibi aşkları.. Onunla bitirelim bugün de.. Hoşça kalın.. (fotoğraf Esentepe)
    *
        Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
        Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
        Azıcık okşasam sanki çocuktular
        Bıraksam korkudan gözleri sislenir
        Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
        Böyle bir sevmek görülmemiştir..
     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Masa Sandalye Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak