Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Çıkma getir!.. Tenekeci Hulusi.. Pazar çeşmesi..

Erdoğan Mühürcüoğlu

Çıkma getir!.. Tenekeci Hulusi.. Pazar çeşmesi..
    13 Haziran 2013
          Eskiden ılıcada, hamamda yıkanıp işi bitenler, hamam tasını kurnaya birkaç kere kuvvetlice vurarak "çıkma getir!" diye seslenirlerdi. Bu işle görevli olan kişi elinde havlu ve peştamallarla gelir, hamam müşterisini kurular, ıslak ve kullanılmış havluları, peştamalları yenileriyle değiştirirdi. Burada yapılacak şey hamam tasını dışardaki görevlinin duyabileceği şekilde kuvvetlice "tak, tak, tak" diye vurmak ve "çıkma getir!" diye bağırmaktır. Sesinizi duyuramazsanız boşu boşuna bekler durursunuz..
    ***
         Yıllar önce Atatürk Bulvarı'nda "Uğur" Apartmanı'nda Faruk amca isminde ak saçlı, pos bıyıklı, tonton bir ihtiyar otururdu. Anlatılanlara göre Faruk amca 1940 ile 50 yılları arasında Bolu'da baş komiser olarak görev yapmış ve adeta o yıllarla ilgili, asayiş konusunda şehrin kara kutusu gibiydi. "Ah evlat ah, bu gözler neler gördü neler!" derdi sık sık. Emekli olduktan sonra eşini kaybetmiş, şehir sinemasının yanında oto parçaları satan bir dükkan açtıktan sonra, Bolu'nun tanınmış ailelerinden birine mensup çok kibar bir teyzemizle ikinci evliliğini yapmıştı..
    ***
          Faruk amcanın anlattığına göre Bolu'da o zamanlar tek bir karakol varmış, o karakol da eski "Baykan" Kırtasiye'nin yanındaki ara sokaktan girince sol köşedeki tek katlı ahşap bina imiş. Şimdi o binanın yerinde "Leblebicioğlu" beyaz eşya mağazası var. O yıllarda Bolu'nun bazı semtlerinde haşhaş ekimi yapılır ve bu bitkiden elde edilen "afyon sakızı" (uyuşturucu) çarşıda, bakkal dükkanlarında sudan ucuz ! fiyatlarla satılırmış. Başı ağrıyan, dişi ağrıyan veya uyuşturucu müptelası olanlar rahatlıkla bu maddeyi mahalle bakkallarından bile satın alabilirlermiş. Konudan konuya atlıyoruz da bakalım sonunda nasıl toparlayacağız..
    ***
         Bir tarihte şehrin merkezinde, Aktarlar içinden Büyük Cami'ye doğru çıkarken solda, birkaç basamak merdivenle inilen oldukça büyük bir tuvalet vardı. Pazar çeşmesi denilen yerdi orası.. Taş zemini, kalın yüksek duvarları olan bu devasa tuvalet, daha çok Büyük Cami'nin çevresinde kümelenmiş esnafın kullandığı bir yerdi. Faruk amca afyon sakızı kullanan bu esrarkeşleri, daha çok bu tuvalet ve çevresinden topladıklarını anlatır, bunlardan çok çektiğini ve onların yediği nanelerin anlatmakla bitmeyeceğini söyler dururdu. "Ömrümü yediler benim bunlar, vallahi burnumdan getirdiler evlat!" derdi sık sık..
    ***
          Hatta bunlardan birkaçının karakolda gecelemediği gün olmazmış. "bir tenekeci Hulusi vardı, ondan çektiğimi kimseden çekmedim!" derdi Faruk amca.. Başının belası olan bu tenekeci Hulusi, sık sık afyon yutar, ayakta duramayacak halde dükkanının yanındaki tuvalete girermiş. Tuvalette otururken; bozuk musluklardan fışkıran su seslerinden, tuvalette yankılanan insan seslerinden kafası karışıp kendini ılcada zannedince tuvaletin tasını yere "tak,tak,tak" vurarak avazı çıktığı kadar bağırırmış "çıkma getirin! takunya getirin!" Ve işin tadını o kadar kaçırırmış ki, her seferinde kendini, karga tulumba götürüldüğü karakolda, Faruk amcanın karşısında bulurmuş..
    ***
         Faruk amca "Bu Allah'ın cezası Hulusi hala karakolda, kendini ılıcada zannetmeye devam eder; bönet nerde? harharlık nerde? diye Karakolda dolanır dururdu" diye anlatırdı. Polislerin başının etini yermiş. Artık "İllallah!" demişler ondan. Daha önce bir yerde anlattığım eski bandocu "Şekerim Ali" ile "Ttenekeci Hulusi" aynı anda karakola düşerse, asıl felaket işte o zaman olurmuş. Bandocu "Şekerim Ali" de kafayı çekip zil zurna sarhoş olduğunda, belediyenin demirbaşı olan ve kıvrım kıvrım boru şeklinde omuzda taşınan müzik aletini (korno) kaptığı gibi, gecenin köründe bu tuvalete dalarmış. "Herif tuvalette saksafonla cart, cart "Cezayir" çalarken yakalayıp getirirlerdi karakola!" derdi Faruk amca. "Güler misin ağlar mısın!.."
    ***
         80'li yıllarda Faruk amca uzun süre evinde hasta yattı, yine kendisi gibi emniyet müdürü olan oğlu ile gelini ve kızları sık, sık ziyaretine geliyorlardı. Eşi Fatma Teyze'ye son rastladığımda "Teyzecim Faruk amca nasıl ?" diye sormuş ve hiç unutamadığım bir cevap almıştım "Çok şükür biraz daha iyi evladım ama gelen giden ziyaretçilerine pijamalarıyla görünmekten çok utanıyor, beni de üzüyor, kendi de üzülüyor!" demişti. Allah rahmet eylesin cümlesine..
    ***
          Bolu'da Yukarı Çarşı'ya çıkarken, vitrininde "Osman Çelebi Müessesesi" ve "Berec Pilleri" yazan bir dükkan vardı. Bitişiğinde ekmekçi Kadir'in fırını, Berber Fadıl'ın dükkanı ve bir de kahvehane.. Yokuş boyunca sıralanan bu dükkanlardan, kahvehane olanını hiç kimsenin unutmuş olabileceğini zannetmiyorum. Bu kahvehanenin tam ortasında, camekandan bölme ile ayrılmış bir de berber dükkanı vardı. Yani dükkanın orta yerinde ikinci bir dükkan daha.. Burada Aktaş Mahallesi'nden Berber Lütfü hem kahvehaneyi işletir, hem de eğer müşteri çıkarsa, bu camekanlı bölmede berberlik yapardı, hatırladınız mı?
    ***
          Osman Çelebi'nin karşı sırasında tekel ürünleri satan Muharrem Amca'da bizim çocukluk yıllarımızın unutulmazlarındandır.. O yıllarda evdeki okunmuş gazetelerden "kese kağıdı" yapıp bakkallara kilo ile satmak çok modaydı. Muharrem amcanın dükkanına kese kağıdı bırakmak için gittiğimde, onun hep aynı şarkıyı sessizce mırıldandığını duyardım. O şarkı yıllar sonra bile hiç aklımdan silinmedi. Ne zaman şehrin o semti aklıma gelse, o dükkanda işittiğim şarkının eşliğinde hatırlarım oraları, o caddenin klipini izliyormuşum gibi sanki..
    *
    Bir beyaz mendilin sallanışını
    Unutmam o gece ağlayışını
    Uzanıp silemem gözün yaşını
    Uzayıp giden o tren yolları ...
    *
          Lezzet lokantası, İdris Restaurant, Mercan, Mavi köşe, Merkez lokantalarının yanında birde "Çiçek lokantası" vardı hatırlar mısınız? (sahibinin ismini ve lakabını tam hatırlayamadım) Allah muhafaza yolunuz oraya bir düşerse yandığınızın resmiydi. Burada hesap ödeme sırasında, yediğiniz, içtiğiniz ne varsa bir masa takviminin üzerinde alt alta yazılır, toplama esnasında takvimdeki ay, gün ve yıl rakamları da dahil olmak üzere hepsi birlikte toplanarak hesap çıkartılırdı. Yani eskilerin deyimiyle "çark gibi" çıkartırlardı..
    ***
         İçilen içkinin tesirinden dolayı "mahmur" laşmış gözlerle bu numaraların farkına varamazdınız. Hadi farkına vardınız diyelim, ne olacak? kasada bu hesapları yapan, iri kıyım bir Hüseyin abi vardı ki, bırak hesaba itiraz etmeyi, hesabı öderken bakışlarından korkarak "ayıp ettin be Hüseyincim üstü kalsın!" bile derdiniz belkide.. Yıllar sonra merdiven altında bir yerde bakkal dükkanı açan Hüseyin abi, burada uzun süre, perde arkasından çay bardağı ile tek tek içki sattı müşterilerine. Hoşça kalın (sürçi-lisan ettikse affola)..
       
                                                                 Erdoğan Mühürcüoğlu
    • Ömer Akdağ14 Haziran 2013 . 15:16

      çiçek lokantasının sahibi kör abdullah idi.ayrıca şekerim alinin tuvalette korno çaldığını hiç duymadım
    • Turgut MÜHÜRCÜOĞLU13 Haziran 2013 . 16:05

      Ağzına,kalemine,yüreğine sağlık abicim, yine bizleri o günlere götürerek, nostalji yaptırdın. Bu arada tenekeci Hulisi bizim bildiğimiz tenekeci Hulisi değil mi? Selam ve sevgilerimle...

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak Bolu Çatı Tamiri Bolu Kamera Sistemleri Tonet Sandalye